Yaratıcılığın İzinde: Dilan Bozyel

Bu ay Yaratıcılığın İzinde söyleşi serimizin konuğu fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel.

05.07.2017 - 14:20 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Yaratıcılığın İzinde: Dilan Bozyel
8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Doğa, şehirler, sokaklar, insanlar ve hikâyelerle yol alıyor Dilan Bozyel. Bir anı fotoğraf karesine sığdırma ihtiyacını ise, “Şahit olma içgüdüsü ve özellikle değişik kültürleri, dünya çeşitliliğini tanımlayabilme… Fotoğraf makinemle sokakları arşınladığımda kendimi sosyal ve hayatın içinde hissediyorum” diyerek anlatıyor.

Mesleğe dair temel bir sorgulamayla başlayalım. Fotoğraf sanatında sizi en büyüleyen şey ne?

Ses veya kaleme bile ihtiyaç duymadan hızlı bir iletişim yolu olabilmesi.

Seneler içinde mesleğe bakışınızı ve tarzınızı değiştiren neler oldu?             

Mesleki tecrübeler ile kişisel gelişim ve değişimin de etkisi çok büyük. Bununla birlikte, sanat kategorisinde incelersek; bir sanatçının hayatında dönemsel olup bitenlerin eserlerine yansıması kaçınılmaz bir durum. Daha ticari boyutuna dönersek; toplumsal olayların etkisi, toplumun ihtiyaçlarının değişimi, hedef kitlenin takip ettiği trendlere uygun değişimler de fotoğrafçıların mesleki hayatında değişimden kaçamadığı bir diğer durum.

Sokak fotoğrafçılığına ilgi duyuyorsunuz. Durağan ya da akan bir anı, bir fotoğraf karesine dönüştürmeye değer hale getiren şey nedir?

Şahit olma içgüdüsü ve özellikle değişik kültürleri, dünya çeşitliliğini tanımlayabilme ihtiyacı. Bendeki bir diğer neden ise; fotoğraf makinemle sokakları arşınladığımda kendimi sosyal ve hayatın içinde hissetmem.

İşinizin bir ayağında da portre fotoğrafçılığı var ki bu, iki taraf arasındaki etkileşimle çok alakalı. Bu diyaloğu nasıl kuruyorsunuz?

Haklısınız. Fakat sokak fotoğrafçılığında bir istisna var. Bazı sokak fotoğraflarında izleyici direkt kendi gözünden sokak ile iletişim kurarken, bazı karelerde ise fotoğrafçının gözünden iletişime geçer sokak ile. Portre fotoğrafçılığı ise genellikle fotoğrafçının gözünden bir yorumlamadır. Portresi çekilen kişi kameraya baksa da bakmasa da fotoğrafçı ile iletişim halindedir. Hatta bu sebeple bahsettiğim istisnalar dışındaki herhangi bir sokak ya da portre fotoğraf; fotoğrafçının cinsiyetini bile belli edebilir. Bu noktada kadın fotoğrafçı olmanın avantajından bahsedebilirim; fotoğrafını çektiğim kişiler fotoğraf makinem ile daha güven duyarak, ılımlı ve samimi bakışlarla iletişim kuruyorlar. Dolayısıyla bu iletişimle çekilen bir portrenin izleyicideki etkisi daha güçlü ve daha kalıcı oluyor.

Bir Ortadoğu ülkesindeki şehir ile gelişmiş bir Avrupa şehri arasındaki fotoğrafçı kimliğim arasında zamanla öğrendiğim tavır farkları var.

Seyahatlerden beslendiğinizi biliyorum. Şehirler fotoğrafçılığınızı nasıl dönüştürüyor? Başka başka şehirlerde başka başka fotoğrafçılara dönüşüyor olabilir misiniz?

Elbette; tıpkı farklı hedef kitleli markaların farklı ürünlerinin fotoğraf çekimleri gibi düşünebiliriz. Bir Ortadoğu ülkesindeki şehir ile gelişmiş bir Avrupa şehri arasındaki fotoğrafçı kimliğim arasında zamanla öğrendiğim tavır farkları var. Fotoğraf makinem ile ziyaret edeceğim şehir hakkında seyahatlerim öncesinde bolca notlar, bilgiler topluyor; sosyolojik bilgiler ve öngörüler eşliğinde seyahate çıkmayı tercih ediyorum. Bu sadece şehre yaklaşımım da değil; burka giydiğim de oluyor, çiçekli hasır şapka taktığım da oluyor. Tavır olarak da hangi şehirde, hangi insana nasıl yaklaşmam gerektiğini de önceden hazırlanarak çıkıyorum seyahatime. Şehirler ve toplumlara saygıyla uyum sağlamadan, fotoğraf makinem ile değişik değişik hayatlara şahit olmak benim için imkânsız. Bu durum;  farklı ülkelerde, farklı şehirlerde gerçekleştirdiğim reklam çekimlerinde de hem set içinde çekim esnasında hem de fotoğrafların sunulacağı kitle için etkili bir nokta. Fakat tüm bu detayların sonunda, şehirlere göre değişen tavır farklılıklarına rağmen, aynı kimlikle ve yine aynı göz aracılığıyla oluşuyor fotoğraflar.

Üretkenliğinizi canlı tutan başka neler var hayatınızda?

Doğa var öncelikle. Bir şarj aletinden daha mühim benim için, her fırsatımda doğaya kaçmak ve renkleri, insansız hikâyeleri, kontrolümüz dışındaki mükemmel düzeni seyretmek beni deşarj ediyor üretmek konusunda. Ve yeni fikirlerimin doğması için hem diğer sanat dallarının üretimlerini hem de dünyadaki trendleri, reklam çalışmalarını takip etmek, üzerine düşünmek; bu yolla zihnimi ve bakış açımı güncellemek olumlu etki ediyor üretkenliğime.

Proje ortaya çıkmadan önceki zihinsel üretim mi yoksa çekimden sonraki fiziksel üretim kısmı mı daha çok heyecan veriyor size?

Sıkıcı bir cevap vereceğim çünkü bir hayal kurmak ve o hayali yeryüzü şartlarına uygun hale getirerek biçimlendirip, gerçekleştirmenin her aşamasında ayrı heyecan var. Dolayısıyla bence, bu heyecan aşamalarının en tatmin eden noktası projenin başarılı bir şekilde tamamlandığı ve seyre açıldığı aşama.

Hikâyelerle aranız nasıl?

Hikâyesiz bir an bile düşünemiyorum dünyada.

Fotoğraflarınızla en çok ne tür hikâyeler anlatmayı seviyorsunuz?

Ticari fotoğrafçılık hayatım dışında yanıt vermem gerekiyor sanırım, bu alandaki fotoğraf hikâyeleri bir ekip aracılığıyla brief’ler ve konseptler ile oluştuğu için. Az önce de bahsettiğimiz seyahat, portre ve sokak fotoğraflarımda bolca karşılaşabileceğiniz değişik kültürlerin çocuklarının ve emek/emekçilerinin hikâyelerini fotoğraflarımda poetik bir dille anlatmak beni oldukça mutlu ediyor. Bir de soyut hikâyeler var; bir derdi, bir hissi yahut bir fikri bir fotoğraf karesinde tasvir edebilmek. Zaten iletişim dilim olarak fotoğrafçılık sanatını seçme nedenlerimden biri de bu.

Marka işbirlikleri yapıyorsunuz. Dergi/gazeteler için fotoğraflar çekiyorsunuz. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz. Hepsinin sonunda mesleğin en tatminkâr tarafı ne oluyor?

10 sene önce fotoğraf sanatıyla tanışıp, bu mesleği o günlerde seçtiğimden beri gerçekleştirdiğim projelerin sonunda kendimin, ekibimin ve çalıştığım ekiplerin mutlu ve huzurlu olduğunu gördüğüm an, doğru mesleği seçtiğim ve hiç vazgeçmediğim için şükrediyorum.