Turkcell’le Alametifarika yollarını ayırdı

Alametifarika ve kurulduğu günden bu yana çalıştığı Turkcell karşılıklı anlaşarak reklamveren-ajans ilişkisini sonlandırdı.

02.12.2013 - 12:14 | MediaCat

Serdar Erener: 'Gezi'nin değil, ticaretin reklamcısıyım'
14
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Birkaç ay önce THY ile işbirliği sonlanan Alametifarika’nın, Turkcell ile de yolları ayrıldı. Ajansdaki gelişmeleri Serdar Erener’e sorduk.

Siz müşterileriyle çok uzun yıllar beraber çalışabilmiş bir reklamcısınız. Garanti’yle 20 yıldır, Ülker’le, Pınar’la 15 yıldır berabersiniz. Turkcell’le ne oldu da ayrılık noktasına gelindi?

Doğru söylüyorsunuz. Bizim müşterilerle dostluğumuz çok uzun yıllar sürer. Sürdü. Bu uzun süreli evliliklerin temelinde sadece ve sadece meritokrasi yatar. Yani bizi iyi iş yapıyoruz diye seçerler. Biz onlara da iyi iş, etkili reklam yaparız. İyi yaptıkça saygıları artar. Saygıları artıkça sevgileri de artar. Kevin Roberts’ın kitabında markalar için söylediği sihirli cümle, reklamcılar için de doğru: No respect, no love.

“İyi reklam, reklamcıyla ona işi veren insanlar arasında nadiren gerçekleşen bir mucizedir”

Ben geçen gün Marketing Türkiye dergisinde anlatmaya çalıştım. İyi reklam, yani ertesi gün Türkiye’nin hakkında olumlu konuştuğu, satış ve itibarı beklenmedik ölçüde birdenbire artıran reklam, reklamcıyla ona işi veren insanlar arasında nadiren gerçekleşen bir mucizedir. Biz bu mucizelerden 15 seneye yakın bir süre Turkcell için de oldukça sık gerçekleştirdik. Bakın ben bu mesleğe başladığımda Campaign dergisinde hep şöyle haberler okurdum: Due to creative differences… Filanca müşteriyle falanca ajans yolları ayırdı diye… Ya derdim içimden belli ki başka bir şey var, hüsnü tabir yapıyorlar. Çoğunlukla da John Hegarty’nin ajansıyla ilgili böyle haberler çarpardı gözüme. Gün geldi o ‘creative differences’ ne kadar önemliymiş anladık. Türkçesi şudur: Müşteriyle siz, aynı şeye ‘hah işte bu’ dememeye başlarsınız. Orda ya ekmek parası için uyaroğlu olursunuz ya da olmazsınız. Böyle ortamlar iddialı bir reklamcı için nefes alması zor ortamlardır. Halbuki, maalesef gerçek şudur: Reklamın yüzde 99’u mesleğinde iddiasız reklamcılarla risk yönetmeyi sevmeyen yöneticilerin, marka sahiplerinin yaptığı vasat, tatsız, etkisiz konuşmalardan ibarettir.

Hepimizin görünce şaşırdığı işlerse -ki yüzde 1’i zor geçer- birbirini işi yapmadan önce zaten saymış, sevmiş (bu sevmiş çok önemli) müşteriyle reklamcının oynamaktan çok zevk aldıkları bir hayatı değiştirme oyunuyla ortaya çıkar. Orada pası marka sahibi verir. Golü reklamcı atar. Reklamcılık tarihinin ilham verici anekdotları hep böyle hikâyelerdir. Biz Turkcell’le bu anekdotlardan yazma ihtimali kalmadığını karşılıklı teslim ettik. Olay budur. Ama TurkcellCellocan’ıyla, gnçtrkcll’siyle, İşTecell’iyle benim çocuğum gibidir. Kalbimde yeri daimdir.

Siz sadece Turkcell’den değil Cellocan’lardan da ayrılmış olacaksınız. Daha önce de Çelik’le yollarınız ayrılmıştı. Zihinlere işlemiş bu ikonlardan ayrılmak size neler hissettiriyor?

Valla, bu anlaşmalı boşanmanın tek pürüzlü konusu bu zaten. Biliyorsunuz Türkiye de artık telif meselesinin eskisinden çok daha fazla ciddiye alındığı bir piyasa.

“Cellocan benim uydurduğum bir şeyse, bu şey kullanıldığı sürece bana bir telif hakkı doğar”

Geçen gün müzik piyasasını iyi bilen bir avukat arkadaşım anlattı. Türkiye’de orda burda çalınan müziğin telifi yaklaşık 500 milyon civarında bir değer yaratıyormuş. Bunun yüzde 10-15’ini toplamayı başarmışlar, avukat timleri kurarak. Şimdi bizim meslekte de bu telif konusu, fikri mülkiyet hakları konusu sıcak bir tartışma. Bizim yaptığımız temizlik şirketi gibi bir hizmetse, sözleşme biter, temizlik şirketi parlattığı aynalar üzerinde ondan sonra hak mak iddia edemez. Ama biz bir hayal mahsulünü kullanıma sokuyoruz. Kardeşim sözleşme var, hizmeti almışız, parasını vermişiz durumu değil bizimki. O hayal mahsulünü ortaya çıkaranın devredilemez hakkı diye bir kavram var. Yani Cellocan benim uydurduğum bir şeyse, bu şey kullanıldığı sürece bana da ha 1 lira, ha 1.000 lira bir telif hakkı doğduğunu bir avukat oğlu olarak söyleyebilirim.

Turkcell’in Cellocan ikonunu bundan sonra kullanıp kullanmayacağını bilmiyorum. Ama kullanırlarsa, Turkcell gibi medeni bir şirketin gereğini yapacağına da eminim. Tabii Cellocan öyle mi kullanılır diye arada celallenebilir, üzülebilirim. Çelik’i geride bırakınca da zaman zaman aynı hezeyanları yaşamıştım. Yapacak bir şey yok. Eserimi yanlış şey ediyosunuz diye çıngar çıkarmak da var tabii ama o bize yakışmaz.

Ulaştırma bakanı ‘4G’yi operatörler ortak yapacaklar’ diye açıklama yaptı. Bu sektörün giderek bir su, elektrik şebekesi gibi markalanması gerekmeyen bir kamu hizmetine dönüşme ihtimali var mı?

O açıklamayı ben de okudum. Bu sektörün orta vadede nasıl değişeceğini kestirmek zor. Ama üç marka arasında rekabetin yakın bir gelecekte duracağını hiç düşünmüyorum. Bu da bu sektörde hevesli bir reklamcıya her zaman yer var demektir.

Son bir soru 2013 Alametifarika için türbülanslı bir yıl oldu. Önce Türk Hava Yolları’yla, şimdi Turkcell’le yollar ayrıldı. Bu ayrılıklar ticari performansınızı nasıl etkileyecek?

Pepsi’yi unuttunuz. Pepsi’yle de bu yılın başında ayrıldık. Hem de dört yıl beraber tarih yazmamıza rağmen. Bu üç ayrılık da bambaşka hikâyeler. Pepsi yöneticileri, global ajansları yerine bizimle çalışma konusunda üç-dört yıl direnç gösterdiler. Sonunda direnç kırıldı. Kahraman bakkal süpermarkete yenildi.

“Türk Havayolları, büyük bir yargısız infaz oldu”

Turkish Airlines hikâyesini biliyosunuz. Büyük bir yargısız infaz oldu. Bir devlet kuruluşu dünyanın en iyi reklamlarını yapan ajansını tamamen haksız, mesnetsiz siyasi bir bahaneyle tard etti.

Turkcell hikâyesi anlattığım gibi bambaşka bir dinamik. Evet, sonuçta bu üç müşterinin 2014’te olmayışı hesap kitabımızı az da olsa etkileyebilir. Ama Alamet, ünlü ve etkili reklam isteyen iş sahiplerinin aramaya devam ettiği bir adres çok şükür.

Biz kimsenin kapısını çalmayız. New business departmanımız yoktur. Buna rağmen 2013 yılı da Alamet için yine çok heyecanlı bir yeni markalar yılı oldu. Boyner, hepsiburada.com, Lumberjack, Sinpaş, Simit Sarayı, Kahve Dünyası, Pozitif, Toyota ve Yandex. Bu şirketler, markalar yarışma falan açmadan kapımızı çaldılar. Toyota, global nedenlerle gitmişti. Pepsi gibi. İlk fırsatta geri geldiler. Lumberjack bir dünya markası. Türkiye’den başlayarak dünyada meşhur edeceğiz inşallah. Keza Simit Sarayı ve Kahve Dünyası da hem yerelde, hem globalde büyük hedefleri olan markalar. Yıl sonundan önce başka sürprizlerimiz de olabilir. Mesela L’Oreal’le yerelden bölgesele büyüyecek bir proje için konuşuyoruz şimdi. Yani bizi izlemeye devam edin.