Serbest Köşe
İsmiyle müsemma bir köşe. Önemli önemsiz fikirler, gerekli gereksiz detaylar, tatlı dedikodular, sivri eleştiriler, kişisel istekler ve akla gelecek her şey için...Yorumlar

Kırmızı giyenler...
Ferrari F1 takımı...
Alfa Romeo servis kıyafetleri...
Vodafone kurumsalları ve eventörleri...
Güncel etkileşimli, içi boş popüler kültür aileleri...
Bazı sabah yürüyüşçüleri...
Bazı Trekking sosyaliteleri...
Bazı sağlık tutkunları... kırmızı giyebilir.
Hedef kitle sanırım bunlar. - da reklamcı değilse bunlar pek tv izlemez ki... mi?
:)
(11.06.2009 16:47:19)

kalp vakfi ve kirmizi giy kampanyasi...
pepsi'yi ve Seda Sayan'i anlayabiliyorum..genis bir kitleye hitab eden bir celebrity..oyle veya boyle.. kucultmus oldugunu da dusunmuyorum acikcasi-cunku hitab ettigi kesim insanlarin sayisi az degil. ancak...Kalp vakfinin Kirmizi Giy kampanyasini bir yerlere sigdiramiyorum!
surekli kirmizi giyinmek!
ne'ye yarayacak?
nasil bir dikkat cekecegiz?
heryerde mi giyelim?
gardrobu kirimiz yapmak icin alisverise mi cikalim?
kurdela degil ki bu her kıyafetinin ustune takabilesin!?
absurtlestigimin farkindayim, ama reklam filmini seyrettigim her seferinde, cevremdeki insanlarla beraber birbirimze sordugumuz sorulardan sadece bir kaci bunlar...
egitiyor mu?
hangi algiya ne mesaj veriyor?
(10.06.2009 13:18:49)

pepsi yaşatır seni ama ya kendini ??**
aynı yere geliyoruz ahmetacanerin söyledikleri doğru ama bütün bunlara göre bir kampanya hazırlandıysa gerçekten pepside vizyon küçüldü demektir. coca cola'yla bu şekilde mücadele edemez. bu reklamın hitap ettiği kitle başka. gençleri burdan yakalayamazsınız. satışları düşecektir pepsinin. (09.06.2009 14:55:30)

Seda Sayan ve PEPSİ
Seda Sayan’lı yeni Pepsi reklamı çok eleştirildi ama bence Seda uzun yıllar boyu Türk halkının büyük sevgisini kazanmış bir sanatçı. Zaman zaman yapılan anketlerde Seda Sayan Türk halkının en beğendiği ve aynı zamanda en çok güvendiği sanatçı olarak ön plana çıkıyor. Gördüğüm kadarıyla, Pepsi, kampanyasını, Pepsi’nin insanların her anlarında yanında olması, özellikle kriz yılında hayatlarını kolaylaştırması ve Pepsi tüketicilerinin hayattan keyif alması üzerine kurmuş. Zaten reklamı izlediğimizde de mesajın reklamla uyuştuğunu görüyoruz. Seda Sayan zor durumdaki insanların yardımına koşan, onların ihtiyaçlarını karşılayan bir Pepsi çalışanı rolünde. Bu rol için de Seda Sayan’ın çok uygun bir isim olduğunu düşünüyorum. (08.06.2009 15:24:32)

pepsi'den açıklama bekliyoruz...
bu reklamı yapan ajans'tan pepsi'den yada seda sayan'dan acıklama bekliyorum. strateji neydi?, ulaşılmak istenen hedef kitle kim? reklam sektöründe ders niteliğinde bir kampanya herkesin ne alaka dediği reklama ajans müşteri hatta seda sayan ne dedi de kabul etti?? aklımda acayip soru işaretleri var.. (08.06.2009 10:17:33)

itici
turkcell'in recep ivedik reklamından sonra yanlış ve itici bulduğum bir reklam daha, pepsi-coca cola tüketmememe rağmen bana soğudum daha da bir peki bunu tüketen gençlerin yorumu ne acaba? Söylenilen gibi kadın programlarına ifrit olan bir sürü genç var hala pepsi içecekler mi acaba yada firmanın kaygısı değil mi artık bu?
Hedef kitlelerini mi değiştirdiler yoksa ?? (06.06.2009 08:39:12)

mersii'ye katılmamak imkansız
sevgili mersii dediklerinin eksiği var fazlası yok o derece bir durum kusur üstüne kusur dolu bir kampanya. bunun nedenide copy platformunun yanlış kurulmuş olması. kampanya baştan hatalı olunca reklam filminde de bir sürü hata oluyor dolayısıyla. yazık bir kampanya, boşa harcanan bir sürü para. benim anlamadığım bunu kabul eden müşteri nasıl kabul ediyor. hani kendimi şöyle avutuyorum. heralde pepsi baktı coca cola'nın elinden gençleri alamıcak hedef kitleyi değiştirip ev hanımlara yöneldi diye düşünüyorum. ama seda sayan kitlesi ev hanımlarına artık b mı dersınız c mı dersınız ne dersenız bılemem. (02.06.2009 13:24:02)

Seda Sayan'lı Pepsi Reklamı Hakkında...
Merhaba, Seda Sayan'lı Pepsi rekmamında kafama bazı soru işaretleri takıldı, sizlerlede paylaşmak istedim;
1- İnternet sitesindeki tır başka, reklamdaki tır başka!
2- Anne ve Oğlunun bulunduğu durakta "bu kampanya ile ilgili" bir ilan var dikkat ederseniz, Seda hanım neden "Süpriz bir şekilde" tırla geliyor?
3- Birde o yetmiyormuş gibi durağa "ters istikametten" geliyor! bari durağa dalsaydın!
4- Seda hanım tırın camından konuşurken üstünde bir mont var (yada tulum neyse) ama birden bire bu kıyafetin yerine "t-short" görüyoruz, "ne ara montu çıkardı ne ara t-shortu giydi" enterasan!
5- Kadın bir bir kola alıyor, Seda hanım "Bacım şunu al" diyor ne fark edecek! ha o cola yada bu cola.
http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=4621 (01.06.2009 11:31:28)

para kazanmak ve reklamcılık
Dünyada çok önemli bir sektör reklamcılık. Türkiye'de de önemli; zaten yurtdışında çalışmadım, reklam sektörü nasıldır bilmem. Türkiye'de bu sektör hiç iyi gitmiyor. Neden? sadece duyduğu bir kulağı var o da duymuyor. Reklam sektör olarak topluma daha çok sorumluluk üstlenmiş bir yapıda olması gerekiyor, ama değil. Sürecin sorumsuzlukla devam etmesi. Yani profesyonellik mi(!) diyelim bilmiyorum, türk işi mi diyelim vb gibi para kazanmanın dışında hiçbir işe yaramayan bir sektör çöplüğü oluyor, farkındaysanız! Sektör hiçbir yatırım yapmıyor, şimdi kazanıyor, yarını fırsatçı olarak değerlendiriyor. Yarının ne getireceğini kimse bilmiyor. Herkes, birileri birşey yapsın, bizde hareket ederiz diye bekliyor. Dünyada böyle olduğunu düşünmüyorum.
Yapılan reklamcılığın içaçıcı bir tarafı yok!
Türkiye gibi Sosyal-ekonomik bir yapıda yaşamak kolay olmayabilir. Fakat insanların sorumsuzluğu bu ekonomiye ve topluma zarar veriyor. Birşey istiyorsak hep beraber yapmalıyız, başkalarının yapmasını beklemeden. Sosyal-ekonomik yatırımları planlayabilmeliyiz, herşeyi devlet yapmaz. Biz yaparsak devleti de uyarmış oluruz, destek alırız.
Bunun neresinde reklamcılık ve para kazanmak. Ne çalışma ortamlarından ne de müşteriyle ilişkilerinden memnun değilim.
Kaç kurum var İstanbul'da reklamcılık yaptığını iddia eden, siz sorumluluğunuzu yerine getirmezseniz, yarından da birşey beklemeyin. Ne işçiniz ne de müşteriniz için.
Yazdığım bu yazıdan birileri birşey anladıysa ne güzel. Ben yazayım da birileri okumasın.
:) (01.06.2009 01:12:07)

Aşırı Maliyet,Yanlış Reklamlar
Bazı yüksek maliyetli reklamlar vardır,bunlardan bazıları sadece o markanın isminin gösterilmasi ile aynı işi yapar,diğerleri de sadece marka isminin gösterilmesinden daha kötü sonuçlara sebep olur.
FANTA
'Hayatı Fantala' sloganı,birkaç çizgi karakter.Hedef kitle 5,6 yaşlarına mı indirgendi?Reklamda gençleri ürüne çekecek hiçbirşey yok.Bu reklam markanın isminin hatırlatılmasından başka hiçbir işe yaramaz.Hadise ile önemli yol kat eden Yedigün'e karşılık olarak içinde gençlerin olduğu espirili ve sempatik reklamlar yapılmalıydı.
PEPSİ
Bir reklam yüzü seçilirken tüketicilerin maksimum oranda sevdiği bir kişi seçilmeye çalışılır.Türkiye'de kola içen gençlerin üzerinde bir anket uygulansa yüzde olarak çok az bir kısmı Seda Sayan'ı içtiği kolanın kutusunda görmek isterdi.Kadın programlarına alerjisi olan bir gençlik var ülkemizde.Yapılan en büyük ikinci yanlış ise Seda Sayan'ın reklamdaki gence yardım ederek sözde binlerce gence ümit vermesi.Bu yardım Seda Sayan'ın programına gelen biçare insanlarla yaptığı diyalogları andırarak reklamı itici yapıyor.Nerden bakarsanız bakın yanlış bir seçim.Reklamda sadece PEPSİ adı gösterilerek marka hatırlatılsaydı reklam daha iyi iş yapardı.
TÜRKCELL
Recep İvedik yerine Mustafa Sandal HazırKart reklamlarında oynasaydı daha başarılı bir pazarlama olmaz mıydı?Mustafa Sandal MuhabbetKart'ta muhteşem işler yaptı.
Mutlaka ısrar edilecekse,Recep İvedik yerine Şahan Gökbakar doğal haliyle komik ve sempatik reklamlar çekmeli.Çünkü Recep İvedik karakterine antipati duyan çok ciddi bir kitle var.Aslında bakılırsa gençlere hitap eden reklamlarda bu kadar maliyeti taşımaya gerek yok.Gençler kendilerinden birkaçını reklamlarda doğru projelerle gördükleri zaman o markaya,ürüne ısınıyorlar zaten.
(31.05.2009 15:48:46)

okumak ve türkcell
Erkan34 arkadaşım Türkiye'nin en iyi reklamcıları, reklamcılık okumayanlar arasından çıktı. Ama bu reklam okumanın gerekszi birşey olduğunu göstermez. Tam tersi o reklamcılar reklam okusalar belki Türkiye'nin değil dünyanın en iyi reklamcıları olabilirlerdi. Fikir bulma kısmına fazla takılmışın, reklamcılık sadece fikir bulmaktan ibaret değil, evet belki fikri sokaktaki adam da bulabilir ama o kampanya haline getirme kısmı okumadan olmaz işte, sen okumamış olsan bile ajansındaki okumuş ya da öğrenmiş kişilerin desteği olmadan fikrini gerçek bir kampanyaya dönüştürmen pek kolay değildir.
Şafak sezer beni en az Recep İvedik kadar irite ediyor. O açıdan vodafone doğru bir casting yapmış diye düşünüyorum. Ama türkcell öncü-tekel konumuna güvendiği için pek rahatsız değil bu durumdan. (28.05.2009 10:08:01)

reklamcılık yapmak için reklamcılık mı okumak gerekir
her zaman düşünmüşümdür.reklamcılık yapmak için bunu okulunu okumak gereklimidir diye.fakültelerde okutulan derslerin yetersizliği konuşuluyor.ayrıca fikir bulmak yaratıcı olmak için okumak değil bence gerçek bir yetenek gereklidir diye düşünüyorum yanılıyor olabilirim.ama fikir bulmak kampanya üretmek okul öğrenilecek birşey değil doğuştan kafanızın çalışmasıyla alakalı değilmidir.ayrıca şuanda reklam sektöründe saygı duyulan reklamcıalrın hepsi fakülte mezunumudur?(üniversitelerde yeni yeni reklamcılık fakültelerinin açıldığını düşünürsek.halkla ilişkilere yama yapar gibi hemde.)
görüşlerinizi merak ediyorum. (27.05.2009 16:20:16)

TURKCELL kaybediyor...
vodafone nun şafak sezerli kullnıcıyı tatmin edici reklamlarına karşılık türkcell in recep ivedik ve tavuklu söylemleri türkcelle puan kaybettiriyor.Turkcell vodafonu şirinlikle değil gerçekten akılcı kampanyalarla geçebilir. (19.05.2009 23:18:31)

düşüncenin sınırlanması kişisellikten uzaktır.
Evet ben bu başlıktaki yargıya vardım.Kesin ve net söyleyebiliyorum bunu.Kütahya Dumlupınar üniversitesinde işletme okuyorsan ve reklam metin yazarlığı ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamaktan hoşlanıyorsan üzülürsün!
ßunu anlamam 3 senemi aldı..Nam-ı diğer Çiniler şehri Kütahyada ne bi reklam ajansı nede reklam veren 1-2 kanaldan fazlası var.
(eeee olur böyle şeyler)
Evet evet parantez içinde de belirttiğim gibi olur böyle şeyler..
Ya yüksek lisansını başka okulda pazarlama alt dallarından birisi olan reklam üzerine yaparsın (işletme okumuş birisinin tutunması ne kadar kolay bilmiyorum)
ya da salla gitsin hayallerini moduna bürünerek hayat denizisinde kulaç atarsın..
ah ah ah ah diyerek sonlandırıyorum yazımı :( (16.04.2009 03:51:11)

Özcopyrider, tesekkürler:)
Bu sektörde yaklasık olarak 5 yıldır calısıyorum.Bu 5 yılın sonunda, köle olarak çalıştırılan ben ve diğerleri adına yeteneğiniz ve başarılarınızla hiç ilgilenmeyen firmalara kör bir idealistlikle hizmet veren kendimi öldürdüm:)
Paylaştıklarınız benim için çok anlamlı.Ama bir yandan da daha ben yola çıkmadan once dahi aynı seylerin devam ettiğini bilmek ve daha kotuye gittiğinin de farkında olmak düşüncemde kalan umut ışıklarını da sondurdu.
Ama bu benim için kötü bir sey değil, yıkmak ve yeniden yapılandırmak cesaret ister.:) Bu nedenle her seyi yıkıp ne kaldığına bakmak gerekiyor su noktada.
Ortalıkta dolaşan garabet kişiliklere meydan yaratan ise maalesef ucuz ve kalifiyesiz elemana yeşil ışık yakan firmalardır.Bu nedenle üniversiteli ve ya deneyimle yeteneğini birlestiren basarılı insanlar açıkta kalıyor.
Bunun zararları firmalara acı bir sekilde dondugunde
geride ellerinde hiçbir sey kalmadığını anlayacaklar.
Bana daha fazla cesaret veren düşünceleriniz ve buraya tekrar üye olarak bana destek verdiginiz için tesekkür ederim.
Sevgiler, saygılar...
(15.04.2009 11:17:19)

ebru kardeşime
2003 senesinde ( yani 6 yıl önce) bu sitede farklı bir bölümde senin iş ilanları konusunda yazdıklarına çok benzeyen manifestomsu görüşler yazıyordum. Halen de görüşlerim değişmedi. O zamanki üyeliğimi, ikili itişmelere meraklı Türk reklamcılarıın kesintisiz kemik atmalarından bıktığım için iptal etmiştim.Bugün sırf senin şevkin kırılmasın diye yeniden üye oldum.
İşin özü ülkemizde istihdam politikaları son derece yanlış olduğu için, ortada binlerce atıl potnasiyel dolaşmakta. Reklam yazarı olunca kimsenin boyu uzamıyor. Kaldı ki ben bizzat boyu kısalana rastladım. İnsanlar potnasiyellerini keşfetmektense etraflarında gördükleri pırıltılı hayatlara özenip aslında sevmedikleri işlere balıklama atlıyorlar.
bunun sonucunda ortalıkta, abi ben çok iyi yazarım, abi ben hem yazar hem çizerim, ben yazmakla çizmekle kalmam aynı zamanda dolmada sararım tarzı garabet ifadeler uçuşuyor.
kendimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim;
bundna 10 sene önce reklam okuyup çıkışta da reklam yazarlığı pratik etmek için harcadığım enerjiyi, bir ilaç şirketinde reklam pazarlama elemanı olmaya harcasaydım, bugün kesin 10 bin euro maaşla o ilaç şirketinde üst düzey yönetici olurdum.
tüm yazanlara ve yazdığına inananlara selam olsun, yazarlığın birinci melekesi empatiyse, üç kuruşluk işler için lütfen birbirinizi kırmayın. (10.04.2009 11:46:35)

iş ilanları
Mediacat insan kaynaklarına verdiğim ilanlar iş arama amaçlı ilanlar değildir.
Tamamiyle kendi ilkesi ve sistemi içerisinde bir
başkaldırıdır.
Buna rağmen mail adresim yoluyla bana hakarete varan mesajlar atan zavallı insancığa bir cevabım ve verecek hesabım olamaz. Cesaretsiz ve sadece sinir sisteminden olusan aklı için de yapılacak bir sey yoktur.
Anlayana...
Bana cesaret verici ve insanca yazılmıs mailler için de herkese teşekkür ediyorum. (24.03.2009 01:11:15)

Reklamcı Don Kişotlara adanmıştır.
Reklamcılıkta izleyeni kısa yoldan etkilemek için yapılan
"Durum Komedisi" Türkiye'de o kadar yaygın kullanılır oldu ki ajansların karakterine sinmiş durumda. Zeka pırıltısına sahip, mizah yeteneği güçlü yönetmen, tasarımcı, yazar, çizer ortalıklarda harcanırken, durumu kurtarmaya bakan, bu nedenle de hatalarını çok iyi gizleyen, yükselmek için her türlü kara raconu yapanlara
prim veriliyor.
Ayağı yere sağlam basan, dinamik, feminen, erkeksi,
gerçekçi, hayalci, zengin, neşeli, egoist, sıcak, mesafeli,
geleneksel, sert, zevkli, doğal, demode, kurnaz, rekabetçi, ruhsuz, duyarlı vb...gibi birey özelikleri ajansların da karakterini oluşturuyor. Çünkü; bir yeri canlı kılan, onun yaşadığını hissettiren oradaki insanlardır.Ve genel karakter ajansın karakterini de belirler, ajans sahibinin karakteriyle de ortusur.Bu karaktere uymayan ise asimile edilir. Bir çeşit doğa kanunu, yaşama güdüsü diyebiliriz.
Buraya kadar kabul etmesem de tespitinde zorlanmadığım bir mesele.Gelelim benim anlayamadığım
konuya; Karşı çıkmak reklamcılığın doğasında var, hatta düşünen insanın doğasında hep bir anti tez üretmek var.
Bilim ve sanat nasıl yürürdü bu yol alış olmasaydı?
Sırdanlığa karşı çıkmak ise oncelikle sanatın daha sonra da reklamın olmazsa olmaz ozeliği. Kendi fikrini sonuna kadar savunan, bu isi iyi bildiğini müsterisine ispat edebilen, bu noktada ise müşterisinin fikrine de kendi
yeteneği, bilgisi ve deneyimini one çıkararak karşı durma cesaretini gösterbilen reklamcılar var mı bildiğiniz?
Evet var! Ama onların çoğunluğu ajanslarda değiller.Ya serbest çalışıyorlar ya da kendileri bir ajans kurmuş.Don Kişot gibi müthiş bir mücadele veriyorlar.Ama çoğunluk ezici maalesef. Benim anlayamadığım ve asla kabul edemeyeceğim konu iste budur.Bu düzene karşı duran, reklamcının sonunu hepimiz biliyoruz.
Saygılarımla
(18.03.2009 18:44:27)

Turkcell Maskotları
Bu yeni maskotlar çok tutmadı mı, ne? Tavuğu sevdik ama limon kötü fikir ya:(.. Salyangoz geri gelsin... (14.03.2009 18:32:42)

O Benim Medya'm
Sevgili Medya,
Bilmem hatırlar mısın; yıllar önce evimize uzunca bir süre hep gül gönderirdin. Sık sık ve bol bol...
Hatırlarım da; asker amcamın postal kokusu baskın gelirdi eve. Gülün de kokusu değişirdi, evin de...
Isparta gülleri tercihindi; çoban yolmuş, ata konmuş, arı sokmuş olanları...
Pek sonraları Kayseri gülünü keşfettin, ancak onu pek beğenmedin; sanırım onun için aşılanmış diyordun.
Fakat onun kokusu da evimize girdi ya, ben onu bilirim.
Memur babam için yolladığın Malatya kayısısı var ya, Isparta gülüne hayran ettiğin babaanneme inat olsun diye idi; haberim vardı.
Üstelik kayısı kokusuna 7 numaralı Milliyet’in kokusu karışırdı, gül kokusuna da Hürriyet’inki...
Medya’cım,
Laf aramızda kalsın; seçme ve seçilme hakkımı kullanmadan önceki yaşam dilimimde, İnterStar’ın Gece Jimnastiği ile Yasemin’li ve Show Tv’nin kırmızı noktalı tüm yayınları, evlerimizin buram buram feromon kokmasına sebep olmuştu ;)
Ancak zaman Zaman kokuları (yine) birbirine karıştırdın.
alternatif ve muhalif bir aroma olarak; içinde Antalya’dan muz, portakal, domates ve Deniz kokularıyla evlerimizde yer almıştın.
Evimizin selameti, refahı, fazileti ve saadeti senden sorulurdu.
Floresan’dan ampule geçtik; aydınlandık, kalkındık.
Bunların hepsinde senin de payın olduğu söylenirdi. (Valla ben senin çocukların yalancısıyım.)
Ah Medya ah,
Devlet, millet, hizmet, rüşvet, zillet, şiddet, iffet, hamiyet nasıl kokarmış; senden öğrendik!
Teamül, takiye, şeriat, laik, irtica, siyaset kokuşunca neye benzermiş; sen yazdın biz okuduk, sen gösterdin biz izledik!
Medya sen bizim her şeyimizsin!!! :)
MEDYA SEN BİZİM HER ŞEYİMİZSİN!!! :D (26.02.2009 08:27:58)

"fakulte" isyandır
iliklerime kadar heyecanlandım..
her laf bir iddia..
hırs kokuyor her cümle..
benim malım daha iyi demekse reklamcılık...
siz kötüsünüz diebiliorsa korkusuzca...
bu ajans iş yapacak..
agresifse
kızdırabiliyorsa
aklı başındaysa
hevesliyse
alayına gider yapabiliorsa
işte, o adam olacak çocuk şeyinden bellidir..
hayırlı olsun FAKULTE
(17.02.2009 15:17:17)

Sen Musa'nın Çocuğu Olamazsın!
İşte tam da böyle diyordu, billboarddaki metin.
(25.01.2009 14:24:39)

Sen de "ON'DAN" iç! :)
"Bende “ONDAN”” içmek istiyorum" diye kişi için öneriler; :)
Birayı limonla içmek damağı zevkten mahrum etmektir. Tekilayla bira arasındaki farkı anlamak için en azından "görebilecek" kadar ayık kalmak gerekir:) Yinede biranın yanında limonu tercih edenlere "saygılar!" deyip, arkadaşıma "Miller limonla içilmez" diyen garsonun kulağını çın çın çınlatmak en keyifli görevdir:)
Bu yüzden Miller "ON’DAN" daha büyük bir puan hakeder! :)
İşe yürüyerek gidilen zamanlarda ya da yaz mevsiminde insanı yazdıramayacak kadar mesleğinden eden, "yaktın beni" diye bağırtan sıcaklarda, Coca Cola seni tüm yakanlara asitten ve hafiften bir çözümdür:) Ama dikkat meteoroloji Coca Cola selülit yapıyor diyor. :) (bunu bi kadınsan dikkate al:)) Yine de meteorolojinin tüm huysuzluğuna ve hava koşullarına rağmen Coca Cola vazgeçilmez olmayı başarmıştır.
Bu yüzden Coca Cola "ON’DAN" daha büyük bir puan hakeder! :)
Çoğu kişinin en sevdiği gün Cumartesidir! Cumartesi, 7 gün içinde diğer günleri hiçe sayabilme gücüne sahiptir. Cumartesi anason kokulu Nevizade’nin en kalabalığıdır. Erken kalkcam telaşı olmadan doya doya koklayabildiğin (artık kimi ya da neyi bilemiyorum:))) ama biz yine de muzurluğu bırakıp, masum davranıp “geceyi” diyelim:)) “Bu masum mu oldu şimdi” deme, “çiçekler”i diyecek kadar yalancı olamadım :)))), sabaha kadar oturabildiğin gündür. En kırmızı, en üzümlü gündür Cumartesi. İsmine “Cumartesi” diyen şarapseveri tebrik etmek gerekir. Diğer şaraplara göre en ucuz olmasına rağmen, pahalı şarapları da içip yine de “Cumartesi”den vazgeçemeyenlerin sayısı da az değildir.
Bu yüzden Cumartesi "ON’DAN" daha büyük bir puan hakeder! :)
Kolombiya!!! Sana diyorum Kolombiya! Hadi ordan be yaa:) Kahve için ana “kolon” hattı gibi görünüyosun uzak yerlerden. Davul olsan belki hoş karşılardık, ama dilsin be ya!:) Ellerine çiçeklerini alan gerçekçilerin kız isteme törenlerinde hiç seni içtiklerini görmedik. İçilen ve birleştiren Tür kahvesidir. Sana rağmen Türk Kahvesi diye tutturanlar var.
Bu yüzden Türk Kahvesi "ON’DAN" daha büyük bir puan hakeder! :)
Menüyü biraz kısa tutup son bomba öneri geliyor; SU! İnsanın içindeki, dışındaki tüm çirkinlikleri, pislikleri temizler! (Sülük gibi vücuduna yapışmış olmayan insanlarınkini tabi ki)
Rahatlatır, Yaz-Kış gereklidir. “Onla da olmuyor onsuz da olmuyor” duygusu su için geçerlidir, çok nettir; “onsuz olmaz.”
Bu yüzden Su "ON’DAN" daha büyük bir puan hakeder! :)
Ben yukarıdaki “ON’LARI” içtim diye mi böyleyim bilmiyorum. Ama sanmıyorum:) Buradan nasıl görünüyorum onu da bilmiyorum:) Ama düşünmüyorum.
Bildiğim bi şey var; “ON’LAR” iyi öneriler. Dene… :)
(15.01.2009 17:32:55)

Sevgili herşey... İlginç?
Bu dünyaya ait olmayan naiflikte bir yazı olmuş...
Tebrikler :)
Ben de ondan içmek istiyorum :.(.. (14.01.2009 21:44:31)

Ne acı, ne tuzlu, ne tatlı!
TEVRAT; Musa’nın beş kitabı olarak da biliniyorsa eğer,
şimdilerde küçük elma yanaklara gelen en acı beş kardeş mi oldu?
Ne acı…
SION/ZION; Başkentin kutsal topraklarından gelenler; şimdilerde ailesini, çocuklarını, arkadaşlarını, sevdiğini, sevdiklerini “en güzel kent” bilenlerin başlarını mı istiyorlar?
Ne acı…
VAN GÖLÜ; Türkiye’nin en büyük gölüyse eğer,
3.713 km² yüzölüçümünde, saysız koylarda, tuz ve soda karışımı sularda bizim için de bir yer var mıdır?
Ne tuzlu…
ARMAGEDDON; Bir göktaşının yörüngesiyle dünya kesişmektedir ve hesaplara göre bu göktaşı dünyaya çarpacaktır…
Şimdilerde çarpmasını istediğimiz bir göktaşı mıdır aşk mı?
Aşk “üç harflidir” çarpar!
Ne tatlı..
:)
(14.01.2009 12:11:15)

Sevgili herşey...
{ Sessizlik } için, aşağıdaki linki incelemenizi öneririm...
http://www.arkamarka.com/benyaptim/sayfa/1
Eskizlerinden dolayı "Faruk Gür" kardeşime bir kez daha teşekkürlerimi sunarım... Yeni Viral kampanyamızı sabırsızlıkla bekleyiniz. Zira oldukça ilginç olacak :)
Başka bir kelime daha istiyorsan eğer : İsrail askerlerinin Filistinlileri öldürmeye giderken okudukları ve ellerinden düşürmedikleri, savaş nağraları atarken havaya kaldırdıkları kitabın adını vermek isterim : "Eski Ahit : Tevrat"
İçinde geçen kutsal toprakların adını yazmak isterim "Sion / Zion" izlenenin aksine yerin altında değil, nerede olduğunu belirten kelimeyi yazmak isterim : "Kudüs"
Sonraaa... "Aden" kelimesini yazmak isterim...
Aden gölününün Van gölü olduğunu da belirtmek isterim... Sonraaaa.....
Armageddon demek isterim...
Siz bu kelimeleri, içinde sevişerek ya da onları renklendirerek kullanabilirsiniz... Pek yorumlanan ve sunulan kelimeler değildir...
Eğer dilerseniz tabiiki :)
Saygılar.
(12.01.2009 17:21:36)

"BİR KELİME" ARANIYOR!
Kelimesi olan var mı? Cümle değil, sadece kelime yeter. Bir kelimem olsa sayfalar dolusu cümle kuracakmışım gibi geliyor. “Hayat”la ilgili olmak zorunda değil bu kelimeniz. “Ne dersek diyelim illa ki hayatla ilgili olacak zaten” demeyin; uzayla ilgili olabilir mesela! “İnanmakla” ilgili olmasın ama. Size biraz yardımcı olmaya çalışayım; çiçeklerle ilgili olmasın bu kelime, gökyüzüyle ilgili olmasın, renklerle ilgili olmasın. Kötü hava, iyi hava, sıcak hava, soğuk hava… Havanın hiç bir haliyle ilgili bir kelime olmasın. Şarkıcılardan, sanatçılardan, yazarlardan, filmlerden kopya çekmeyin! Kelimeniz kopyayla ilgili de olmasın. Utanmakla ilgili olmasın bu kelime, kırmızıyla ilgili olmasın (evet, renklerle ilgili olmamasını istemiştim zaten ama, kırmızıya ayrı bir yer vermek istedim). Gecelikle ilgili olmasın, ayıpla ilgili olmasın kelimeniz. İstemekle ya da istememekle ilgili olmasın, arzu da diskalifiye. Karşı çıkmakla ya da koyuvermekle ilgili olmamalı. Karmakarışık olmasın kelimeniz, kelimeniz “karmakarışık” olmasın.
Çıkın hava alın, bulunduğunuz yerde ucu bucağı belli olmayan mavi bir su!!! varsa ona bakın, ama sakın edebiyat yapmayın!!! Unutmayın, sadece bir kelime istediğim. Çaresiz olmasın bu kelime, duyunca kalbim acımasın, güldürmeye de çalışmayın. Yalanla ilgili olmasın kelimeniz. Durun bir dakika! Ne dedim ben? Hayır hayır, korkmayın aradığım kelime “yalan” değil. Sadece sizin söyleyeceğiniz kelimenin yalan olacağından korktum! Neyse göreceğiz, çok üstünde durmayayım şimdi, zamanı gelince düşünürüz. Bu arada bir kelime düşünüyorsunuz değil mi? Aslına bakarsanız düşünüp düşünmediğinizi de düşünmek istemiyorum. Kelimeniz düşünmekle de ilgili olmasın yeter.
Yok geriye kalanlar, yok bizi bekleyenler, yok karşımızdakiler, yok arkamızdakiler… Yok, bunlarda olmasın. “Aile”yle ilgili de olmasın bu kelime, şu anda sevgi dolu değilim. Çok istiyorsanız “A”ile bir kelime yazın. Tabi varsa bir yerlerde A harfini anlatan bir kelime! Beklide siz türetirsiniz ya da üretirsiniz, siz bilirsiniz. Biriyle ilgili olabilir kelimeniz, ama bana söylemeyin kim olduğunu, yani kelimeniz bir isim de olmasın, kelimelerinize bir isim vermeyin! En iyi öğütlerden biridir bu. Hayır, silin onu kafanızdan!!! Kelimeniz öğüt, öneri, tavsiye cart curt olamaz. Fotoğraf olmasın, tablo olmasın. Okuduğunuz bu şey de çok fazla ünlem işareti olduğunu fark edebilirsiniz! Kelimeniz bağırmasın, ünlemle ilgili olmasın. Kelimeniz paranoyak da olmasın. Müzik olmasın kelimeniz, ona söz de gerekir. Oysa siz daha bir kelime bulamadınız! Bulduğunuz kelimenizle birini kovmayın, davet de etmeyin. Öyle kalakalan bir kelime olsun. Hani neredeyse, o kelimeyi söylediğinizde sandığım gibi bana sayfalarca yazı yazdırmasın. Kendi kendine yetsin, bana yetsin.
Yatak, yorgan, sevişmek, koku, dokunmak, konuşmak, ağlamak, sarılmak, sarılarak uyumanın sıcaklığı gibi şeyleri anlatmasın kelimeniz. Soru sormayın! Yani kelimeniz “neden, nasıl, ne için” olmasın. Onsuz olmuyorsa olmuyordur, kelimeniz inatla ilgili olmasın. Unutulduysanız unutulmuşsunuzdur ya da unuttuysanız unuttunuz, kelimeniz acı ya da umursamaz olmasın!!! Umut da olmasın. Söylemeye çekindiğim o kelime olmasın.
Müthiş bir yazı yazmak tek isteğim.
Bulduğunuz kelimenizle birini kovmayın, davet de etmeyin. Öyle kalakalan bir kelime olsun. Hani neredeyse, o kelimeyi söylediğinizde sandığım gibi bana sayfalarca yazı yazdırmasın. Kendi kendine yetsin, bana yetsin. Ne yaptığını bilen bir kelime olsun, bana yetsin!
Tamam buldum;
“Sessizlik”
Reklam yazarının en çok zorlandığı konudur belki de "sadece bi kelime" bulmak. Reklam yazarı halbu ki değil mi, çatır çatır yazması gerekir. Ama yinede iyidir. Bir suçlu aranıyor ya da bir hırsız aranıyor diye bağırmıyor; söylediği, bağırdığı şey "bir kelime aranıyor"
Bu yazı sonunda çıkan kelime "sessizlik". Kendi içinde hiç ses olmadan çok ses çıkarabilen bir kelime. Hangi markanın reklamında nasıl kullanlabilirdi bu kelime?
(11.01.2009 13:42:41)

Hatırlatma - Türk Olmak
Bu metnin mediacatonline da yayınlanmasının amacı; hedef kitle analizini detaylandırmak, marka, mesaj ve üründeki samimiyet kavramını boyutlandırmaktır...
Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi...
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir...
Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp, karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır...
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında...
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde.
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır...
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığı için...
Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir...
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.
Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır...
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak...
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır. Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır...
Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir...
Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır...
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi duvele meydan okumaktır...
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek...
Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için gönderecegim.' demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağ olsun!' demesidir...
Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusul abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak...
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.
Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir. En güzel aşk şirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır,
Türk olmak. Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir...
Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevi - tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır. Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kos dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsu'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına' inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta bitecegini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir...
Türkiye'nin Abd Seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gökçen'e gözlemlerini kelimelere döktüğü için teşekkürler...
.
.
.
(02.01.2009 16:53:14)
Sende Katıl
Başkalarının başarılarını alkışlamayı öğrendiğimizde...
Atilla Aksoy, MediaCat'in Nisan 2009 sayısında yayımlanan 'Kristal Elma: Değişime nereden başlamalı?' başlıklı yazısında, geçtiğimiz yıl 20.'si yapılan ve kendisinin jüri başkanlığını üstlendiği Kristal Elma hakkındaki tecrübelerini aktardıktan sonra, sektörümüzün bu gelenekli yarışmasının 'canlandırılması' için yapılması gerekenleri sıralıyor.
Aksoy, bu özlü yazısını şöyle noktalıyor: "Kristal Elma'da değiştirilmesi gereken çok şey var. Ama ilk değişimin bizlerde, sektör çalışanlarında olması gerekliliği benim için açık. Yaratıcı çalışmaları kendi işimiz olmadığında da alkışlayacak olgunluğa eriştiğimizde, detay sorunlar daha kolay çözülecektir. Hele bu alkışın yaratıcı işlerin hepimizi, bir bütün olarak sektörü daha ileri götürdükleri için gizli bir bencilliği de içerdiğini keşfettiğimiz zaman daha da kolay..."
Kişisel reklamcılık deneyiminiz Aksoy'un bu tespit ve iddiası hakkında size neler hatırlatıyor? Ve elbette, bu önemli mesele nasıl çözülür?









kırmızı...
bildiğim kadarıyla kırmızı renge bakmak kan dolaşımını hızlandırıyor... kırmızı giy kampanyasında da vurgulanmak istenen bu, ya da yeni bir moda akımı oluşturmak :)
bu arada seda sayan'lı pepsi reklamına illet olmakla beraber de seda sayan'ın "peppppsii yaşşatır senniii, pepsiiii" repliği de dilime dolandı, gitmiyo... amacına ulaşıyo mu ne?! :) (29.06.2009 17:40:42)