“2017 Vietnam2.0’ın inşa yılı”

Tibet Sanlıman, "bug"larından arındırıp kullanıcı faydası gözeterek yeniden kurguladığı ve adını Vietnam2.0 olarak güncellediği ajansın yaşadığı dönüşümü MediaCat'e anlattı.

16.03.2017 - 13:38 | Haluk Kasarcı

2017 Vietnam2.0'ın inşa yılı
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Adı değişse de özü aynı kalan şeyler var. Renkli televizyonun özünde hâlâ bal gibi televizyon olduğu gibi, önüne farklı sıfatlar getirdiğimiz reklamcılığın da özünün hâlâ aynı olduğuna inanıyor Tibet Sanlıman. Vietnam2.0 ile girdiği dönüşüm serüvenini ve ajansın yeni yapısını Sanlıman anlatıyor.

Nedir Vietnam2.0? Nasıl okumalıyız bu değişimi?

2.0 işletim sistemlerinin versiyonlarına atıfta bulunan bir uygulama. Bu, bizim yeni versiyonumuz. Özünde durum şu, entegre bir reklam ajansı haline geldik. Fakat bu entegre reklam ajansı, bileşenleri altında gerilla marketing’den ambient marketing’e oradan shopper marketing’e kadar çok farklı disiplinleri de barındırıyor.

Yola çıkarken, hem bünyemizde kendi insan kaynaklarımız içinde bütün bu disiplinlerden çekirdek bir kadro bulundurmalı hem de müşterilerimizin alanlarına ve iş kollarına göre çeşitlendirebileceğimiz “outsourcing” sistemlerine de açık olmalıyız diye düşündük. Tabii bazı gizlilik anlaşmalarıyla bağlı olmak koşuluyla.

Bunu yaptık çünkü bugün örneğin “youth marketing” alanındaki bir müşteriyle sigorta/finans müşterisinin paradigmaları çok ayrı, dolayısıyla burada aynı uzmanlığa ve deneyime mahkum olmamak gerekiyor. Tam aksine esnek bir yapıya ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyaçtan dolayı bugünkü sisteme geçme kararı aldık. Bunun da ilk adımını Kolektif House’a gelerek attık.

Adres değişikliği de bu vizyon değişikliğiyle örtüşüyor.

Artık müşterilerimize çağdaş reklamcılığın gerektirdiği bütün hizmetleri sunuyoruz.

Tabii ki, bu taşınma kararı Vietnam2.0’ın ilk işi oldu diyebiliriz. Burada yaşanan fiziksel olmanın dışında zihinsel de bir taşınma. Buraya taşındık, buradaki farklı-alt disiplinlerdeki yapılarla konuşmaya ve komşuluk ilişkilerimizi geliştirmeye başladık. Müşterilerimize Vietnam’ın yeni versiyonunu tıpkı bir işletim sistemindeki gibi “bug”larından arınmış, kullanıcı faydası gözeterek oluşturulan yeni formatımızı anlattık. Bu da ilgi gördü. Artık müşterilerimize çağdaş reklamcılığın gerektirdiği bütün hizmetleri sunuyoruz. “Yeni çağın bütün hizmetleri burada ve hepsini almak zorundasınız” gibi bir durum tabii ki söz konusu değil. Menüden dilediklerini seçiyor müşterilerimiz.

Çağdaş reklamcılık tanımınız neleri kapsıyor?

Ben siyah-beyaz ve tek kanallı televizyon döneminden geliyorum. Renkli televizyon ilk çıktığında ona renkli televizyon dedik. Plazma çıktığında da plazma. Ama bugün netice itibarıyla hâlâ televizyon diyoruz. Reklamcılık öyle bir şey ki bunun omurgası her zaman aynıdır. Siz bir gün önce Survivor’ı izlediğinizde ertesi gün “Ben TV8’de Survivor izledim” değil, “Survivor izledim” diyorsunuz. Format ne kadar değişirse değişsin işin aslı aynıdır, reklamcılıktır.

Tanımlar dünyayı farklı kategoriler üzerinden algılamamıza sebep oluyor. Dijital reklamcılık dediğiniz şey reklamcılıktır. Nihai mecra insandır. Üreten de bir insana satacak malını, reklamcı da bir insanı etkilemek isteyecek, o reklamı başka bir insana taşımasını isteyecek…

Vietnam2.0 da özünde televizyondur ama “renkli televizyon”dur. Reklamcılıkla iştigal eden ticari bir kurumdur.

Çağdaş reklamcılığın sınırlarını belirleyen faktörler ne peki?

Üç şey var. Bir tanesi devreye çok hızlı, etkili ve yoğun bir şekilde girdiği için bu üçlü arasında çok güçlü duruyor. Yaratıcılık, medya ve teknoloji. Bu hiyerarşik bir sıralama değil ancak teknoloji buraya çok güçlü girdiği için biraz tuhaf duruyor. Son Cannes ödüllerine bakın, bazı teknolojik ürünlerin reklam ajansları tarafından üretildiğini hatta bu ürünlerin bir reklam unsuru olarak yarıştığını görüyorsunuz.

2017 Vietnam2.0'ın inşa yılıBugün bu işi yapan insanların argümanları, teknikleri, el aletleri değişebilir ama yaptıkları şey reklamcılıktır. Teknoloji bu aksın çok önemli bir yerinde duruyor. Teknolojiyi hayatından çıkaran reklam ajansları ölmeye mahkum. Yaratıcılık mutlaka olması gereken şeydir, işin omurgasıdır zaten. Mesele de bunun nasıl bir medya ile ifade edildiğidir. Temelde de “Öncelik hiyerarşisinde nasıl üst sıralarda yer alırım?” sorusu hâlâ geçerliliğini korur. Sıradan bir insanın ortalama bir şehirde bir günde gördüğü reklam iletişimi sayısı 900 ile 1200 arasında. Bizim zamanımızda Elmor ve Jil çorapları vardı. Peki dünkü reklamlar? Hatırlamazsınız. Tokyo balık hali gibi bir yerdeyiz. Eskiden balık pazarındaydık, herkesi tanıyorduk. İş daha zor ama niyet aynı.

Müşteriler nasıl karşıladı Vietnam2.0’ı?

Zaman ekonomisi çok mühim bir şey. İnternet hayatımıza yeni girdiği zamanlar haftada üç kere toplantı yapılır hepsinden de aynı sonuç çıkardı: “İnternet çok önemli bir şey, mutlaka orada olmamız lazım.” Bu bir kabul zaten, haftada üç kere toplanmaya gerek yok. Biraz bizim toplumumuza da özgü bir durum, aksiyon refleksimiz zayıf. Çok pratik zekalıyız ama özellikle bizim endüstrimizde çok fazla katman olduğu için… Bir kaptan düşünün, geminin manevra yapması lazım. Süvariye iletiyor. O makine dairesine. O başkasına. Oradan dümenciye. Dümen kırana kadar kayaya tosluyorsunuz. Bu katmanları azaltmak lazım. Bizim Vietnam2.0’a geçerken ana fikrimiz bu oldu.

İşi kendi içimizde de üçüncü partiyle de çözsek müşterimiz bizimle muhatap oluyor. Elbette üçüncü partiyi de saklamıyoruz. O da toplantıda gelip kendisini ifade edebiliyor ama tek muhatap oluyor. Bu olmazsa reklamveren dijital ajansla ayrı, ambalaj ajansıyla ayrı, gerilla marketing ile ayrı toplantı yapacak. Bir de “konvansiyonel” ajansıyla ayrı toplantı yapacak. Ben diyorum ki, ben senin “ana” ajansınım. Bir toplantıda, sen derdini bana anlat.

Kalabalık olan konfigürasyonda reflekse muhatap olan yapısal problemler vardır. Kimse kimsenin ortaya koyduğu fikri uygulamak istemez, mutlaka kendisi de bir şeyler katmak ister. Bu son derece doğaldır. O aradaki sosyal karmaşayı da önlemiş oluyorsunuz bu sistemle.

Zaman ekonomisi ve sosyal defoların önüne geçebilmek bir tarafa bir de sahibinin sesi derler ya… Üreten, her şeyin onun kontrolünde olmasını ister. Doğrusu da budur.

2017 Vietnam2.0'ın inşa yılı

Organizasyon yapısı nasıl değişti bu değişimin altından kalkmak için?

Kadromuz aynı ama bir entegrasyon yönetimi takımı oluşturduk. Konuştuğumuz gibi, ne olursa olsun bu zihinsel de bir taşınma aslında. Birçok konuda genç arkadaşların beni cesaretlendireceklerini umarken ilk etapta biraz mesafeli davrandıklarını gördüm. Fakat şimdi onların benden de hızlı olduklarını görüyorum. Bu işin tadına varınca, nimetlerini yaşayıp yarattığı farkı görünce…

Yeni oluşuma dair beklentileriniz ne yönde? Kötü geçen 2016’dan sonra bu yıl nasıl geçecek?

2017’yi sığındığım bir liman olarak, Vietnam2.0’ı inşa edeceğim bir liman olarak görüyorum. Geçenlerde Amerikalı bir meslektaşımla konuşurken burada yaşadığımız sorunların benzerlerini onların da yaşadıklarını gördüm. Biz sadece “Eyvah biz yandık” diyoruz ama dünyanın geneliyle alakalı bir durum söz konusu.

2017’yi sığındığım bir liman olarak, Vietnam2.0’ı inşa edeceğim bir liman olarak görüyorum.

2017’yi çok parlak görmesem de Vietnam2.0 için bir fırsat olarak görüyorum. İşlerin çok iyi olmadığı ortamlarda iyi iş yapabilmek hünerdir. İşler iyiyken yeteneğiniz ve tecrübenizle bir şeyler ortaya koyarsınız. Bizim için iyi bir eğitim yılı olacaktır 2017.

Pesimist bir insan değilim. Önümde güneşi ve baharı gördüğüm zamanlar olur, bugünler o zamanlardan değil belki ama her şey bitmiş de değil. Hâlâ aynı ekmeği yiyip aynı suyu içiyoruz işte. Sektör adına söylüyorum, hâlâ bu masalara brief’ler geliyorsa, hâlâ televizyonlar reklam tarifeleri konuşabiliyorsa, hâlâ siz gelip bizlerle röportaj yapıyorsanız bu endüstri devam edecek demek. Ha bütçeler, öncelikler değişir bilmem ama genel manada pesimist değilim.

Mesleki anlamda sizi motive eden, heyecanlandıran ne peki?

Basitliğin sopasıyla beni dürten şeyleri seviyorum. Uber mesela. Bir problemi hemen yanı başımdan çıkartıp önüme basit, ulaşabileceğim ve net bir çözüm olarak koyuyor. Büyük kıskandım. Zaten böyle böyle ilerliyor her şey. Zekasını sistem için kullanan insanların elinde her şey. Sistem sorunlar üretiyor ve çözümler istiyor. Benim mesleğim de buraya hizmet ediyor işte.