Tek suçlu Facebook mu?

Kriz dönemlerinde markaları linç etmenin ilk toplumsal tepki olduğunu #DeleteFacebook hareketiyle bir kez daha gördük. Ancak olayların bu noktaya gelişine ve bu süreçte kendi yaptıklarımıza bakarsak bundan sonra olabileceklerin önüne geçebilmemiz daha muhtemel.
02.04.2018 - 14:07

Oysa başta her şey ne kadar güzeldi. Bir ara herkes ilkokul arkadaşlarıyla yemeğe çıkıyordu. Sonra aile büyüklerinin paylaştıklarını beğenmediğimiz için yediğimiz fırçalarla işin tadı kaçmaya başladı.

Ancak tatil fotoğraflarımızı paylaşırken Facebook üzerinden seçimlerimize müdahale edilebileceği çoğumuzun aklının ucundan bile geçmedi. Cambridge Analytica skandalından sonra New York Times’a verdiği röportajında Mark Zuckerberg bile bir gün hükümetlerin birbirlerinin seçimlerine müdahale etmesine engel olmaya çalışacağının 2004 yılında yurt odasındaki aklının ucundan geçmediğini itiraf etti. Bu gibi kriz dönemlerinde markaları linç etmenin ilk toplumsal tepki olduğunu #DeleteFacebook hareketiyle bir kez daha gördük. Ancak olayların geldiği noktaya ve bu süreçte kendi yaptıklarımıza bakarsak bundan sonra olabileceklerin önüne geçebilmemiz daha muhtemel.

Kulağa sofistike gelen amiyane yöntemler

Rusya’nın sosyal medya üzerinden Amerika’daki başkanlık seçimlerine müdahale etmeye çalışması aylardır gündemde. Kısa vadede gündemden düşmeyeceği de FBI’ın eski direktörü Robert Mueller tarafından yürütülen soruşturmanın ucunun Donald Trump’a dokunmasından belli. Bu sene One Show, Clio ve Cannes’da da yarışmaya hazırlanan Project Meddle ise ödül kazanmaktan ziyade, sektörde bu konuyla ilgili farkındalık yaratarak aynı senaryonun tekrarlanmaması için önlemler alınmasına önayak olmayı hedefliyor.

Tek suçlu Facebook mu?

Alınması gereken önlemler sandık müşahitliği ve oy pusulalarına sahip çıkmak gibi aşina olduğumuz yöntemlerden çok daha basit. İnternet tarayıcınıza yükleyeceğiniz bir uzantıyla maruz kaldığınız siyasi reklamları gazetecilere ulaştırarak, tarafsız habercilik yapmaya çalışan ve internetteki sahte haberleri tanımlayabilen bilinçli medya tüketicileri yetiştiren kuruluşları destekleyerek, sosyal mecralar üzerinden seçimleri manipüle etmeye çalışanlara engel olmak mümkün.

Aslında başka bir ülkenin seçimlerine müdahale etmek kulağa çok sofistike gelse de kullanılan yöntemler oldukça amiyane. Sahte haber içerikleri üretmek ve bunları troller üzerinden kitlelere yayarak insanları kutuplaştırmak işin özü. Sonrasında iş, bu insanları sosyal ağlar üzerinde organize ederek sokaklarda karşı karşıya getirmeye kadar gidiyor. En nihayetinde amaç toplumsal gerilimi azami seviyede tutarak kamuoyunu seçimi kazanmasını istediğiniz adayın lehine bir algı yaratacak şekilde yönlendirmek.

Tek suçlu Facebook mu?

Cambridge Analytica skandalı, aylardır gündemi meşgul eden seçimlere müdahale tartışmalarının üstüne sabırları taşıran son damla oldu. Her ne kadar siyasal analistler için haber değeri taşısa da, Facebook datasını kullanarak psikografik segmentasyon yapmak pazarlama iletişimi açısından pek bilinmedik bir uygulama değil. Ancak 50 milyondan fazla Amerikan seçmeninin kişisel datasının izinsiz bir şekilde toplanması ve paylaşılması Facebook tarihinin en büyük veri sızıntısı olarak kayıtlara geçti. Sonrasında Cambridge Analytica’nın Kenya’daki seçimleri de etkilediği haberleri karşısında Mark Zuckerberg’in Fransa ve Alabama’daki seçimlerde daha sıkı önlemlerle bu gibi müdahalelerin önünü kestikleri açıklamaları haberlere yansıdı. Ancak Facebook’un alacağı hiçbir önlem, reklamverenlere tüketici datasını kullanarak optimum hedefleme faydası sunan iş modelinin, özünde sattığı ürün ve kullanıcılarının aynı kişiler olması çelişkisini ortadan kaldırmayacak.

Bilinçli vatandaşlık

Facebook’un hatalarını, Cambridge Analytica’nın usulsüz uygulamalarını ve bunların sonucunda siyasi çıkarlar uğruna insanları kutuplaştırmanın ne kadar yanlış olduğunu görmek için dâhi olmaya gerek yok. Ancak bizler aklı selim sosyal medya kullanıcıları, bilinçli vatandaşlar ve insani değerlerinden ödün vermeyen bireyler olduktan sonra kişisel verilerimizin kimin eline geçtiğinin ve hangi trollerin karşımızda hangi yalan haberleri çıkardıklarının hiçbir önemi yok. Buna karşılık insanlar sadece işlerine gelen haberlere inandıktan ve karşıt görüşleri anlamak yerine aşağılama eğilimiyle kutuplaşmaya zemin hazırladıktan sonra verilerimizin ne kadar iyi korunduğunun da hiçbir anlamı yok.

Son zamanlarda beni en çok etkileyen belgesellerden Accidental Courtesy (accidentalcourtesy.com) Afrika kökenli Daryl Davis’in Ku Klux Klan liderleriyle arkadaş olma hikâyesiyle dünyadaki en karşıt görüşlü insanların bile iletişim kurup uzlaşabileceklerini gözler önüne seriyor. İnsanlık tarihinin en vahşi ve utanç verici bölümlerinden kalma bir kutuplaşma bile insanların birbirlerini anlamaya çalışmalarıyla ortadan kalkabiliyorsa, farklı dünya görüşlerinin bizleri kör etmesine izin vermemek ve sosyal medya üzerinden manipülasyonlara pabuç bırakmamak da çok zor olmasa gerek.