Popüler kültür dindarlaşıyor mu?

Tayfun Atay TV yapımlarının iktidar tarafından fethedilmemiş tek kale olduğu yorumunda bulunuyor.

30.10.2012 - 13:25 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Radikal gazetesi yazarı Tayfun Atay, önceki hafta reyting sistemine iktidar müdahalesi iddiaları üzerine, yayınlanmaya başladığından beri çok tartışılan, hidayet romanından uyarlama televizyon dizisi ‘Huzur Sokağı’nı ele alarak televizyon yapımlarını iktidar tarafından ‘fethedilmemiş tek kale’ olarak gösteriyor ve ekliyor: “Televizyonda karşımıza çıkan ürünleri, dizi, yarışma, şov, magazin programlarını çekici kılan onların ‘seküler’ zeminde neşvünema bulmaları.”

Tayfun Atay’ın yazısından bazı başlıklar.

“Geçen hafta Sol gazetesinde Elif Örnek’in reyting sistemine iktidar müdahalesi iddialarını içeren haberi vardı. Yeni ölçüm sisteminin bazı yapımları çok izleniyor gösterme imkânı sunduğu, bu yolla dindar-muhafazakâr vurgulu yapım sayısının artırılmasının hedeflendiği haberde işaret ediliyor. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın reyting belirleme kriterlerine müdahale ettiği, bunun yanısıra ‘Huzur Sokağı’nın da onun talimatıyla çekilmeye başlandığı ileri sürülmekte. RTÜK başkanı da eleştirilere tatminkâr yanıt verememiş.

İddialar ne derece doğru, bilemiyoruz. Kişisel kanaatim, doğruluk ihtimalinin hayli yüksek olduğu. Hatta böyle bir girişimde bulunulmasını hanidir beklediğimi ifade etmeliyim. Çünkü aylar önce ‘radikal.com.tr’deki bir yazımda da belirttiğim üzere, AKP tarafından tam anlamıyla fethedilememiş tek kale olarak popüler kültür, özellikle de televizyon kaldı. (Bkz: http://goo.gl/VveNS)

Burada ‘televizyon’dan kasıt, işin endüstrisi, yani yayıncı kuruluşlar değil. İktidar oralara da hâkim. Kastettiğim, yapımlar, yani bize ekrandan sunulan, başta diziler olmak üzere ‘realite’ler, ‘yarışma’lar, aktüel-magazinel ‘talkshow’, vb. programlar… Buralara bakıldığında ‘dindar nesil’, dolayısıyla ‘dindar Türkiye’ isteğinde ısrarlı iktidarın pek hazzetmeyeceği bir tablo görüyoruz. Söz konusu programlardan hareketle Türkiye’nin ‘dindar’ değil hâlâ ‘seküler’ (laik) bir resme sahip olduğu ortada.

Parantez açıp, şu tekrarları yapmam gerek: Dindar olmayan herkes ‘dinsiz’ olmadığı gibi, ‘sekülerlik’ de kategorik olarak ‘dinsizlik’ değil. Dini, hayatın her alanında öncelikli referans almakla almamaktır dindar olanla seküler olan arasındaki farkı yaratan…

Sonuçta dindarlık bir tercih. Lâkin isteseniz de istemesiniz de sınırlayıcı bir tercih. Bu sınırlayıcılığın en ölümcül etki yapacağı alanlardan biri, belki de birincisi, popüler kültür ve televizyon dünyası. Televizyonda karşımıza çıkan ürünleri, dizi, yarışma, şov, magazin programlarını çekici kılan onların ‘seküler’ zeminde neşvünema bulmaları.”

Tayfun Atay’ın bugünkü yazısının devamını buradan okuyabilirsiniz.

 

(kaynak: radikal)