‘Köşe yazarlığı diye bir meslek duymadım’

Yazılarında es geçilen konuları kaleme alarak zaman zaman ‘tepki’ zaman zaman ‘dikkat’ çeken ve özellikle sosyal medyada adından sıklıkla söz ettiren genç gazeteciyle konuştuk.

02.08.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

İlk kez Hürriyet Pazar’da kültür sanat üzerine yazarken tanıdığımız Ezgi Başaran,
Radikal gazetesinin sokakları arşınlayan muhalif kalemi olarak adını geniş kitlelere duyurdu.

Yazılarında es geçilen konuları kaleme alarak zaman zaman ‘tepki’ zaman
zaman ‘dikkat’ çeken ve özellikle sosyal medyada adından sıklıkla söz ettiren genç gazeteciyle konuştuk…

Anıl Telcioğlu imzalı söyleşinin tamamını MediaCat’in Ağustos sayısında okumak mümkün.

Ezgi Başaran:

• İyi kültür sanat yazısı yazmak politika yazmaktan çok daha zordur.
• Ya muhabirsindir ya da gazetecisindir. Köşe yazarlığı diye meslek
duymadım ben.
• Hibrid gazetecilik ve basılı gazetecilik diye bir şey yoktur. Gazetecilik vardır.
• Hepimiz baskı hissediyoruz. Başbakan’ın okumaktan zevk aldığı
gazetelerde çalışanlar bile artık hissediyor.
• Mısır’daki internete erişim oranına bakarsanız Tahrir’deki kalabalığın yanından geçemeyeceğini görürsünüz.
 

Köşe yazarlığınız içinde muhabir bir tavra sahip olduğunuz hissediliyor. Bu iki konum arasında ne gibi bir ayrımdan söz edilebilir? Köşe yazarlığı ile muhabirlikte ortak olan nedir?

Muhabirim de ondan. ‘Ne iş yaparsın?’ dediklerinde köşe yazarıyım diyen var mıdır bilmiyorum ama varsa ben duymayayım. Gülesim gelir. Ya gazetecisindir, yani ya muhabirsindir, ya da değilsindir. Köşe yazarlığı diye meslek duymadım ben. Genelde çeşitli akademisyenler köşe yazarı olarak devşirilir bizim medyada.
Açın gazeteleri, bakın köşelere, kaç tane gazeteci göreceksiniz? Azıcık. Gazeteci olmayan köşe yazarları görüş ve düşüncelerini aktarırlar, analizler yaparlar. Şahsen bende öyle yüksek görüş ve düşünce bulunmuyor. O yüzden muhabirlik yapıyorum, muhabirlik yaparak fikir oluşturuyorum.

Hibrid gazetecilik sosyal medyanın etkisiyle günümüzde öne çıkan bir anlayış. Basılı gazetecilik bu yeni durumdan ne şekilde etkilenir?

Gazetecilik önüne hiçbir tanımlayıcı takı kabul etmeyecek kadar net bir meslektir. O yüzden hibrid gazetecilik ve basılı gazetecilik diye bir şey yoktur, gazetecilik vardır. İlkeleri, kuralları, fonksiyonu, amacı sabittir, bellidir.
Hiçbir koşulda ve formatta değişmez. Haberi isterseniz kağıda basın, isterseniz web sitesine koyun, isterseniz Twitter’da üç tweet’le anlatın. Haberi yapış biçiminizdeki temel ilkeler değil de onu sunarken kullanacağınız yöntemler değişti. Gazeteciler olarak bizler bir zihniyet reformundan geçiyoruz. Kağıdın, web sitesinin, akıllı telefonun, Facebook’un ve Twitter’ın hedef kitlelerine ve imkânlarına uygun şekilde haberi sunmanın idmanını yapıyoruz. Bayağı da zevkli bir idman bu. Güzel yani, meslek içi keşif turları. ‘Kağıt bu durumda nasıl etkilenir’ sorusu da son 10yıldır sürekli sorduğumuz bir soru.
Batıda kağıt tirajları her yıl dikkate değer biçimde düşüyor. Buna rağmen kağıttan kazandığımız ilan gelirlerini katiyen kağıt dışı bir mecrayla ikame edemiyoruz. Bir tür araftayız anlayacağınız. Almanya’daki yayın grubu Axel Springer geçen sene reklam gelirlerinin yüzde 30’unu online’dan kazanmayı başardı, şimdi bu oranı yüzde 50’ye çekmeye çalışıyor. Bizim için bu şimdilik yakın bir ihtimal gibi durmuyor. Çünkü Türkiye’deki CPM oranları Batı’nın kat be kat aşağısında.
Ne zaman ki online piyasanın liderleri bu rakamları yukarı çekmeye karar verecek ve online satış ajansları yeni reklam teknolojileri geliştirecek, biz de belimizi doğrultabileceğiz. Henüz kağıttan kopmamız mümkün değil.

Ayrımcılık, nefret suçları gibi konularda Türkiye medyasının performansı size göre nasıl?

Ağlanacak bir hal diye özetleyebilirim. Büyük bir sebatkarlıkla nefret suçu işleyen, ayrımcı başlıklar atan, bunu bile bile yapan bir iki gazete var. Onların pespayelikleri üstüne yorum yapmak dahi istemiyorum. Ama pespaye olmaları, hedef gösterdikleri kişilerin ve yakınlarının büyük bir endişeye düşmelerine engel değil. Ki endişelenmekte de haklılar çünkü burası öyle bir ülke. ‘Manşetlerden etkilendim, Hrant Dink’i vurdum’ diyerek bahane üreten ergen irisi katilimiz var. Fakat söz konusu gazetelerin yöneticileri hala Başbakan’ın uçağına binebiliyorsa, denecek fazla bir şey de yok. Onun dışında Türkiye basınında kadınlara, LGBT bireylere, Ermenilere, Kürtlere, Yahudilere, yabancılara neredeyse her gün bir haberin bir köşesinde ayrımcılık yapılıyor. İşin fena tarafı bunu yapanlar, yani editörler, muhabirler, köşe yazarları bunu yaptıklarının farkında değil. Öyle içimize işlemiş bir şey. Ne yapalım, biz de bu ülkenin gazetecileriyiz, İskandinav bitki örtüsünde serpilmedik.

Muhalif bir kalemsiniz. Üzerinizde herhangi bir baskı hissediyor musunuz? Gazeteden uyarı aldığınız oluyor mu?

Hepimiz baskı hissediyoruz. Başbakan’ın okumaktan zevk aldığı gazetelerde çalışanlar bile artık hissediyor. Gazeteden uyarı almadım ama yazılarımda geçen çeşitli cümle ve kelimeler üstüne genel yayın yönetmenimle müzakere içine girdiğimiz olmuştur. Bunu da gayet normal karşılıyorum.