“İnsanı anlatmayı seviyorum”

Axa Sigorta'ın reklam yüzü olarak karşımıza çıkan Gürgen Öz, oyunculuğa duyduğu aşkı işte bu sözlerle özetliyor.

12.10.2017 - 13:52 | Sultan Öncü Arslanoğlu

"İnsanı anlatmayı seviyorum"
8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Yazma eylemi ile oyunculuk arasındaki pozitif korelasyondan beslenen Gürgen Öz, komedinin artık “akla saygı duymayan, kabalık üzerine kurgulanmış” hikâyelerden beslendiğini ve Anadolu’nun sahip olduğu hikâyelerden yeterli ölçüde faydalanmadığını söylüyor.

Sizi ağırlıkla komedi türündeki başarınızla tanıyoruz. Axa Sigorta’nın reklam kampanyasında da benzer bir rolde karşımıza çıkıyorsunuz. Nasıl bir araya gelindi Axa Sigorta’yla?

Axa’nın gerçekten yaratıcı, kaliteye önem veren, genç ve dinamik bir ekibi var. Kreatif ajans kurguladıkları karakteri canlandırmak adına benim ismimi önermiş, marka da bunu çok olumlu karşılamış. Dinamik, sarkastik ama sempatisini kaybetmeyen ve seyirciyle iletişim halinde bir karakter ortaya çıksın istiyorlardı.

Senaryoları ilk okuduğumda keyifli durum komedileri gördüm. Axa ile tanışma toplantısında ise birbirimize hemen ısındık ve çok iyi anlaştık. Karakteri şekillendirirken getirdiğim bütün önerilere son derece açıklardı ve ortaklaşa iyi bir çalışma ortaya koyduk.

İşinize aşık olduğunuzu söylüyorsunuz. Nedir size oyunculuğu bu kadar sevdiren?

İnsanı anlatmayı seviyorum. Karakterler yaratmayı ve o karakterler üzerinden hikâyeler anlatmayı da seviyorum. Özellikle sinemada… Hayalle gerçeği artistik bir şekilde birbirine geçirdiğinizde ortaya büyülü bir yaratım çıkmış oluyor. Komediye gelirsek, insanlara çelişkilerini göstermeyi seviyorum. Komedi insanları zekice uyandırabilmeli. Hayatın içindeki çarpık bir mantığı, akıllı bir şekilde anlatmıyorsa, bana göre komedi manasını kaybediyor. Komediyi harika bir şekilde kullanabilirsiniz.

Oyunculuk ve yazarlığın yanı sıra yakın zamanda senaristliği de unvanlarınız arasına kattınız. Nasıl bir aktarım var bu üç disiplin arasında?

Çalışırken özgür kalmak, özellikle komedide, benim için çok önemli.

Yazmanın oyunculukta çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yazarken sürekli kurguyla, yapıyla ilgilisiniz. Karakterlerle iç içesiniz. Hayal gücünüz sürekli çalışıyor.

Bu anlamda ben yeni bir karakter yaratırken yazarlıktan çok besleniyorum. Karakterin görünmeyen taraflarını kafamda yazmak, altyapısını kurmak ne kadar absürt olursa olsun o karaktere bir gerçeklik, bir yorum katıyor. Bu anlamda karakterin diliyle hep oynarım. Değişiklikler yaparım. Çünkü artık onun mantığına göre bir oyun çıkartmak gerekiyor. Bazen espriler bile bu anlamda form değiştirebiliyor. Elbette bunların hepsini oturup senarist ve yönetmenle paylaşıyorum.Çalışırken özgür kalmak, özellikle komedide, benim için çok önemli.

Yaratıcı yönünüzü nasıl besliyor, nelerden ilham alıyorsunuz? Üretiminizi destekleyebilecek oranda beslenememekten şikayet ettiğiniz oluyor mu?

Çok sık yurtdışına çıkıyorum. Seyahat etmek, yeni yerler, yeni kültürler tanımak beni çok besliyor. O zaman buradaki birçok meseleye de dışarıdan bakıyor, karşılaştırıyor ve daha iyi anlıyorum. Burada kendimi “ünlü oyuncu” eğlencesine kaptırıp, bir illüzyonda boğulmayı sevmiyorum, çoğu şey inanılmaz yüzeyde yaşanıyor burada. Dışarda ise keşfedecek çok şey var…

Bir de steril yaşamıyorum. Hep hayatın içinde olmaya, sokakta kalmaya çalışıyorum. Bunların hiçbiri olmazsa, okuyabildiğim kadar okuyorum, yazıyorum. Yazdığım zaman çok daha içe yöneliyorum, bu da beni besliyor. İlk iki kitabım çok iyi tepkiler aldı. Şimdi üçüncü roman yolda.

Türk izleyicisinin sinema/tiyatro/dizi tüketim alışkanlığında nasıl bir algoritma işliyor? Oyuncu kimliğinizi bir kenara bırakıp izleyici gözüyle baktığınızda, hikâyeler açısından zengin bir ülkede sunulan eserlerin beklentileri karşıladığını düşünüyor musunuz? Sizin hayalinizde nasıl bir iş var?

Hayır, buradaki işler bana göre beklentileri karşılamıyor. Yaratıcı anlamda -çok küçük bir yüzde hariç- anaakım anlayışta hep birbirinin aynı, fast food işler var. Hele ki komedinin son beş yıl içinde çok değiştiğini düşünüyorum. Artık piyasada akla saygı duymayan, kabalık üzerine kurgulanmış işler hâkim. Popüler olan bu.

Neye güldüğümüz; toplum olarak da kim olduğumuzu, nasıl düşündüğümüzü ortaya koyar.

Neye güldüğümüz; toplum olarak da kim olduğumuzu, nasıl düşündüğümüzü ortaya koyar. Hızla vasata alıştırılıyoruz. Sektör 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki o yaratıcı ortamında değil artık. Böyle işler çıkartmıyor, istemiyor da. Halbuki bunu anlayacak bir seyirci var Türkiye’de, buna emin olun. Hikâye açısından da Anadolu kadar hikâye zengini bir yer olamaz, fakat üzülerek söylüyorum, bunların hiçbirini kullanamıyoruz.

Benim hayalimdeki işler ise burada oldukça zor olmaya başladı. Yine de güzel işler çıkartabildim. Aram Gülyüz’le çektiğim Zaman Makinesi 1973 bağımsız komedi adına çok iyi dönüşler aldı. Geçen yıl çektiğim ve daha seyirci karşısına çıkmayan Müthiş Bir Film ise festivallerde beğeni topluyor. Kasım ayında da Frankfurt’tan davet aldık. Bunlar beni mutlu ediyor.

Fotoğraf: Emily Mahringer