Facebook krizi: Neler oluyor?

Her şeye rağmen, data odaklı iletişim reklamcılığın geleceği. Kötü örnekler her zaman olacak. Bu da bizi yıldırmamalı. Oyunun kurallarını doğru tespit etmek, düzenlemek ve buna göre yol almak zor olmamalı. Yeter ki hırslarımıza yenilmeyelim.
02.04.2018 - 11:10

Facebook’un yaşadığı büyük sıkıntıyı duymayan kalmamıştır.

Şüphesiz şirketin karşı karşıya kaldığı en büyük krizden bahsediyoruz. Zaten “sahte haberler” yüzünden sıkıntılı günler yaşayan platform son krizle birlikte gündemden düşmez oldu. İlk bir haftada hisse fiyatı da 185 dolardan 159 dolara geriledi.

Peki, bu noktaya nasıl geldik?

17 Mart’ta New York Times ve Guardian, Cambridge Analytica adlı bir data analiz şirketinin 50 milyon Facebook profilini Trump’ın seçim kampanyasında kullandığını manşetlerine taşıdı ve fırtınalar koptu.

Her şey 2014 yılında Cambridge Üniversitesi’nde araştırmacılık yapan Aleksandr Kogan’ın “This is your digital life” adlı bir Facebook uygulaması lanse etmesiyle başlıyor. Bu uygulama kısa sürede 270 bin kişi tarafından indiriliyor. Uygulamanın en önemli özelliklerinden biri de sizin bilgilerinizle birlikte arkadaşlarınızın da bilgilerini sistemden çekmesi. Pratik olarak 50 milyon rakamının kaynağı da burası. (İndirenlerin ortalamada 200-300 arkadaşı olduğunu düşünsek, daha büyük bir sayıdan bile bahsedilebilir).

Kogan da bu bilgileri izinsiz olarak Cambridge Analytica’ya paslıyor. Şirket de Facebook üzerinde “like” ve diğer kriterler üzerinden ünlü psikografik OCEAN modeli ile bu profillere mikro hedefleme yaparak seçim kampanyasında kullanıyor. Bu iletişim modelinin Brexit esnasında da kullanıldığı ve sonuçları da etkilediği düşünülüyor.

Bu verinin izinsiz elde edilmesi ve kullanılması büyük krizin omurgasını oluşturuyor.

Facebook belirli ek önlemler alacağını açıklamaya başladı. Zaten bir süredir “uygulama indiren profilin arkadaşlarının da bilgisini çekmek” mümkün değil… Ayrıca son 90 gündür kullanılmayan uygulamalar kullanıcı bilgilerine ulaşamayacak.

İki büyük hayal kırıklığı

Bu hikâyede iki büyük hayal kırıklığı var.

Cambridge Analytica’nın data odaklı bir iletişim şirketi yerine tam bir kara propaganda makinesi olduğunun ortaya çıkması mide bulandırıcı bir gelişme. Özellikle Channel 4’un gizli kamera ile yaptığı çekimlerde bir teknoloji şirketinin (!) içine düştüğü durum içler acısı.

İkincisi Facebook.

Konumuz sadece indirilen 270 bin uygulama ve oradan üreyen 50 milyon profil bilgisi değil. O dönemde Facebook üzerinde yüzlerce, binlerce uygulamanın çektiği bilgiler ile üçüncü partilerin elinde yüz milyonlarca insanın bilgisi toparlanmış olabilir mi?

Facebook’a olan güven tarihî bir dip noktada. #deletefacebook kampanyası yaygınlaşıyor. Bu satırların yazıldığı sırada Elon Musk iki şirketinin sayfasını kapatarak bu harekete katıldı.

Ortada bir gerçek var ki; Facebook 2007 yılında kapılarını geliştiricilere açtığında kişisel bilgilerin korunmasından çok, ticari büyüme potansiyeline odaklanmıştı. Bu da datanın üçüncü parti geliştiricilerin kontrolüne kaymasını beraberinde getirdi. Yani krize dönüşen konu aslında yeni değil. Hatta zamanında yapılan uyarılar da var. İhmal olduğu çok açık.

Mozilla Facebook'taki reklamlarını çekti

Çözüm?

#deletefacebook hareketi yaygınlaşır mı? Hayır. İnsanlardan kitlesel bir önlem almalarını ümit etmek zor. Çoğu insan datasını uygulamalara verdiğinin farkında bile değil. Verenler ise sonuçlarını kestirebilmekten uzak. Ayrıca amaç her arızalanan platformu yok etmek değil, hızla çözüm bulmak olmalı. Geç bile olsa.

Reklamverenlerden bir hareket gelir mi? Ne yazık ki hayır. Çünkü Facebook, Google gibi platformlar yüksek oktanlı performanslarını bu hedefleme mekanizmalarına borçlular. Özellikle performans odaklı e-ticaret şirketlerinin başka platformlara geçmesi maliyet dezavantajı yaratacağından, sessiz kalmaları öngörülebilir. Öte yandan Unilever, P&G gibi dev reklamverenlerin sessiz kalması ise ilginç bir ayrıntı.

Facebook sert önlemler alabilir mi? Almak zorunda. Bu arada data kullanımı üzerinde getireceği kısıtlamalar Facebook reklamlarının kullanımını da etkileyebilir. Bu da hisse fiyatlaması üzerinde baskı yaratabilir.

Çözüm, data konusunda net regülasyonların devreye girmesi. Avrupa’da Mayıs’ta devreye girecek olan GDPR (General Data Protection Regulation) önemli bir adım. Bu ve buna benzer gelişmeleri bizim de takip etmemizde fayda var.

Her şeye rağmen, data odaklı iletişim, reklamcılığın geleceği. Kötü örnekler her zaman olacak. Bu da bizi yıldırmamalı. Oyunun kurallarını doğru tespit etmek, düzenlemek ve buna göre yol almak zor olmamalı.

Yeter ki hırslarımıza yenilmeyelim.