Yılın radyocusu Nihat Sırdar

Show Radyo'nun yeni yıldızı, birçok ödüle layık görülen radyo kampanyalarındaki payını MediaCat'e anlattı.

07.01.2014 - 14:53 | Haluk Kasarcı

Show Radyo'nun yeni yıldızı, birçok ödüle layık görülen radyo kampanyalarındaki payını MediaCat'e anlattı.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

MediaCat Yazı İşleri almanak sayısına özel olarak yılın radyosunu seçmek için bir araya geldiyse de, yılın radyo kampanyalarındaki kayıtsız kalınamayacak etkinliği ve yılsonunda kendisini de etkileyen kadro değişiklikleri Nihat Sırdar‘ı yılın radyocusu olarak seçmenin daha makul bir tercih olduğu konusunda hemfikir olunmasını sağladı. Kasım ayına kadar Alem FM‘de görev yapan ve radyonun yılın en çok reklam alan radyosu olmasında büyük pay sahibi olan Sırdar artık dinleyicileriyle Show Radyo’da buluşuyor. Kısa süre önce Satış Ofisi tarafından TMSF’den satın alınan istasyona geçişinin detaylarını MediaCat’e anlatan Sırdar radyonun dijitalle olan işbirliğine ilişkin kayda değer açıklamalarda bulundu.

Alem FM’den Show Radyo’ya geçişinizi bir de sizden dinleyerek başlayalım dilerseniz.

Alem FM’de 9 yılı aşkın bir süre çalıştım fakat son dönemde grubun girdiği bir açmaz söz konusuydu ki o açmaza rağmen aslına bakarsanız grup şirketleri içinde Alem FM en çok reklam alan, en çok gelir elde eden kuruluştu. Fakat işin içine TMSF girince belirsizliğe huzursuzluk da eklendi. Bu sırada da birçok teklif geldi ve bunların arasından Show Radyo‘yu tercih ettim. Bu tercihimde yıllarca birlikte çalıştığım birçok ekip arkadaşımın burada olmasının yanı sıra radyonun yeni sahiplerinin yaklaşımı da etkili oldu. Elbette vedam duygusal oldu, zira Alem FM yıllarca ekip arkadaşlarımızla çok emek verdiğimiz bir işti. Ayrılışım kurunun yanında yaş da yanar şeklinde özetlenebilir. Kimse git demedi ama yaşanan süreç bu kararı kaçınılmaz kıldı.

Medya patronu – çalışan arasındaki ilişki açısından nasıl değerlendirmek lazım bu kararı? Sizinle birlikte birçok isim daha ayrıldı Alem FM’den. Biraz yakın olması icap ediyor mu bu ikilinin, sağlıklı bir ilişki için?

Açıkçası buna pek katılmıyorum. 9 yıl boyunca çalıştığım Alem FM’de patron olan Mehmet Emin Bey’i ben görmedim, kendisiyle hiç tanışmadım. Herhangi bir yakınlık gerekmediği gibi tanıdık olmak bile gerekmiyor. Uzun yıllar ‘muhalif’ yayınlar da yaptım ki bu süre zarfında en ufak bir müdahale görmedim. Dolayısıyla bir yakınlık sağlanması gerektiğini düşünmüyorum ancak elbette belli bir uyum yakalanması gerekir. Uyum olmadığında ayrılık kaçınılmaz olur hatta. Best FM’den zamanında böyle ayrıldık; değişen iktidarın bunda etkisi olmuştu. Alem FM örneğinde ise temelde grubun finansal durumuyla alakalı bir sorun vardı ama işin içine yine devlet girdi ve ayrıldık. Bu yüzden belli bir uyum olması gerektiğine katılıyorum.

Yılın radyocusu Nihat Sırdar

Dinleyici sadakati konusunda nasıl bir deneyim yaşadınız son değişiklikle birlikte? Radyoda da televizyonda olduğu gibi bir ‘kanal alışkanlığı’ gözlemliyor musunuz?

Bu konuda tecrübeli biriyim zira iki defa ulusal radyo değiştirdim. Best FM‘den ayrılıp Alem FM’e geçtiğimde arada dört aylık bir boşluk yaşadım. O zaman sosyal medya bu kadar yaygın değildi elbette. Bu nedenle değişikliği duyurma imkânı çok fazla olmadı. Alem FM’in yaptığı billboard’lar ve gazete ilanlarıyla duyurduk yalnızca. Daha sonra başladık yayına ve mutlaka eski radyodan gelenler olduysa da ben tekrar dinleyicilerimi biriktirdim tabiri caizse.

“Başladıktan bir hafta sonra dinleyicilerimin tamamı Show Radyo’ya geçti”

Son yaşadığımız değişiklikte ise benim hâlâ inanmakta zorlandığım bir durum söz konusu oldu. Ben Show Radyo’ya geçişim kesinleşince dinleyicilerimizi bir ay içinde oraya taşırız diyordum kendi kendime. Ancak Alem FM’den ayrılış sürecim – bu durumu orada günlerce söylemiş olmam – ve sosyal medyanın bu denli yaygınlaşmış olması ile birlikte başladıktan bir hafta sonra dinleyicilerimin tamamı Show Radyo’ya geçti. Dinleyenlerden ‘Eski kanalı silip, yerine Show Radyo’yu koyduk’ diyen binlerce e-posta, mesaj aldım. Dolayısıyla televizyondaki kanal sadakati yok zira müzik dinlemiyorsanız -ki o her yerde var- radyoda esas olan konuşan.

Fanlar ve Canlar Sayfası etkili oldu yani dinleyicinizi taşımanızda…

Tabii ki. Facebook ve Twitter‘ın etkisi yadsınamaz. Ben bu işe başladığımda faks vardı yahu… Dinleyiciyle öyle haberleşirdim. Sonra mektup, SMS, MMS, MSN derken şimdi yaşadığımız inanılmaz çağa geldi iş. Ben bir şey yazıyorum, anında 250 bin kişi okuyor. Bu tiraja sahip kaç tane gazete var Türkiye’de, bir düşünün.

Mecranın dijitalle olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Giderek bu ikili yakınlaşıyor herhalde.

Sosyal medyayı ayrı bir yerde konumlandırıyorum. Radyoda yaptığım şey ki bunu başka birçok radyo programcısı uyguluyor, radyo ve sosyal medyayı hibrid bir şekilde kullanıp interaktif içerik sunmak. Sosyal medya radyoyu da gazeteyi de fazlasıyla beslediği için radyocu da gazeteci de bunu yapmalı zaten. Mesleği teknolojiyle birleştirebilen radyocular mecrayı ayakta tutuyor. Radyoya reklam verilmiyor diye ağlayanlar var ancak işini iyi yapan, kendini geliştirip teknolojiden beslenen radyocuların programlarına bir bakıyorsunuz reklam dolu. Radyolar ‘sadece müzik’ saçmalığından bir kurtulsa, çok daha büyük reklam gelirlerine ulaşabilirler bana sorarsanız.

ABD’deki yayıncılar birliğinin her yıl Vegas’ta düzenlediği NAB Show’u yakından takip ettiğinizi biliyorum. Nedir bu yılda ilginizi çeken, mecrayı değiştireceğini düşündüğünüz yenilikler? Bir gün yalnızca nihatsirdar.com üzerinden radyoculuk yapacağınızı düşünüyor musunuz?

NAB’de ABD’deki uydu radyosu sisteminin kullanıldığını ilk gördüğümde çığlık atmıştım sevinçten. Radyo çekti çekmedi, orada verici var mıydı yok muydu gibi dertleri ortadan kaldıran bu sistem, arabalardaki bildiğimiz antenlerle radyo yayınının uydu üzerinden alınmasını sağlıyor. ABD’nin her yerinden, mümkün olan en iyi kalitede yayına ulaşmak için otomobil firmalarının bu sisteme özel üretip, ayda birkaç dolarlık radyo paketleriyle sattıkları uydu radyosu Türkiye’ye gelecek. Ancak bunun 10 sene kadar süreceğini düşünüyorum. Netice itibarıyla iletim teknolojisinin değişeceğini ancak radyonun insan hayatındaki yerinin değişmeyeceğini düşünüyorum. Radyo müessesesinin bir ömrü yok, o hep devam edecek yani. Bu yüzden yalnızca internet üzerinden yayın yapacağımı ya da yapmak zorunda kalacağımı sanmıyorum. Kısacası gazete için geçerli olan tehdidin radyoya işlemediğini düşünüyorum.

Kariyerine radyoda başlayıp televizyona geçen birçok isimle karşılaştık. 20 yıldır radyoculuk yapıyorsunuz, neden televizyonda görmedik sizi, hiç mi istemediniz, teklif mi gelmedi?

Tanınayım derdim hiç olmadı. Üstelik radyo, benim en iyi yaptığım iş. Bunun üzerine profesyonelleştim, çalıştım, emek verdim. Dolayısıyla burayı hiçbir zaman bir sıçrama tahtası olarak görmedim. Yıllarca Ferhan Şensoy izlemiş, okumuş bir insan olarak sahneye çıkmak çok istediğim bir şeydi hayatım boyunca; hayal ettiğim meddahlığı da yapıyorum zaten. Radyo da benim fazlasıyla zamanımı alıyor. Yaptırdığımız canlı yayın otobüsünün içindeki stüdyonun dekorasyonuna hatta halısına kadar kovalıyorum işimi. Yaptığımız işlerle Kristal Elma‘lar aldık, Felis‘te ödül aldık. Mutlu olacak kadar kazanıyor, yorulacak kadar çalışıyorum. Televizyona gerek yok bu durumda. Çok teklif geliyor, özellikle yarışma sunuculuğu, şov programı gibi ama benim kafama yatmadığı için hiç girmiyorum o işe.

“Bir fil kavgası olacak”

Birçok büyük markayla sayısız projeye imza attınız, atıyorsunuz. Nedir sizi markalar için bu kadar çekici kılan? İçerik nasıl belirleniyor markalarla olan çalışmalarınızda? Yaratıcı sürece de katkınız oluyor mu?

Bazen marka tarafından temas kuruluyor. Ama her hâlükârda sürecin içinde ben oluyorum. Radyo, özellikle de yayın dışarıdan yapıldığında, fiziki şartları çok değişen bir iş. Marka ya da ajansın bu durumu bilmiyor olduğu durumlar olabiliyor. İstanbul – Ankara arasında yayın yaparken hangi fiziki şartların etkili olacağını bilmeyebiliyorlar. Bunun için mutlaka bir araya geliyoruz ve ben burada şunu yaparsak, şöyle yaparsak daha iyi olur diyerek anlatıyorum onlara. Mutlaka yaratıcılık kısmında yer almak istiyorum, çünkü işin içinde ben de varım. Reklamcılarla, ajanslarla bir araya gelip, onlarla bir fikir geliştirmeyi çok seviyorum.

2014’ten beklentileriniz neler? Medya sahipliği haritasının dikkat çekici biçimde değiştiğine tanık olduk özellikle son dönemde. Bu akım devam eder mi dersiniz?

Aslında Türkiye’de birçok olayın tekerrür ettiğini, ancak hafızamız pek kuvvetli olmadığı için bize bunların farklı geldiğini düşünüyorum. Bir fil kavgası olacak; halk olarak, emekçiler olarak, medya olarak bizler yani çimenler, muhtemelen ezileceğiz. Parkın sahibi değişecek sürekli ama bu park çok el değiştirmiş bir park ve temennimiz Gezi’deki gibi parkın halkın olması ama Türkiye gibi bir yerde bu bir ütopya. Önümüzdeki birkaç yıl içinde birçok köklü değişikliğin yaşanacağını düşünüyorum.