Yılın polemikçisi büyük ödülü Ahmet Hakan’a!

Yıl, zincirleme bir polemikle başladı. İlk atış Hrant Dink cinayetinin yıldönümü olan 19 Ocak’ta, Ali Bayramoğlu’nun Yeni Şafak’taki köşesinden geldi. Dink cinayetinin gizli ve açık, doğrudan ve dolaylı tüm sorumlularını hedef alan yazı...

03.01.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yıl, zincirleme bir polemikle başladı. İlk atış Hrant Dink cinayetinin yıldönümü olan 19 Ocak’ta, Ali Bayramoğlu’nun Yeni Şafak’taki köşesinden geldi. Dink cinayetinin gizli ve açık, doğrudan ve dolaylı tüm sorumlularını hedef alan yazı, “Orada mısın Ertuğrul, kendini görüyor musun?” başlığını taşıyor ve şu satırlara yer veriyordu: “Hrant’ın vurulmasına giden yolun taşlarını döşeyenler, vurulduktan sonra onu vuranları sokak serserisi ilan edip katille empati ilişkisi kuran ve bugün davanın birkaç kişiye sıkışmasının ön çabasını gösterenler, Özkökgiller başta olmak üzere, tüm dolaylı ve doğrudan suçlular kem gözlerle olup biteni izlemeye devam ediyor.”

Ertuğrul Özkök, hemen ertesi gün hiddetli bir cevap verdi. “Duyduk duymadık demeyin katil benim” başlıklı yazısında Özkök, “Ülkemizde inanılmaz bir linç kampanyası başladı. Üstelik bunu kendilerine demokrat diyen insanlar yapıyor” diyor ve devam ediyordu: “Ülkemin bütün savcılarına sesleniyorum. Bütün yazılarım ortada. Lütfen hakkımda dava açın, yargılayın. Yoksa, artık kendini savcı, hâkim, infaz memuru sayan vicdansızların vicdanında aklanmam mümkün değil.”

İlk kapışmanın dumanı üstündeyken, o sırada sokaktan geçen Ahmet Hakan, Taha Kıvanç ve Ergun Babahan da kavgaya dahil oldular. “Yok artık Ali Bayramoğlu” başlığıyla ilk yumruğu sallayan Ahmet Hakan, ardından şöyle saydırıyordu: “Ali Bayramoğlu’nun kin, nefret, husumet ve intikam yazılarını gördükçe şöyle diyorum: Demek ki kinden, husumetten, nefretten gözü dönmüş olmak ile demokrat olmak, liberal olmak arasında bir fark yokmuş. Demek ki bu biraz da mizaç meselesi imiş.”

Bu arada Ergun Babahan, Ertuğrul Özkök için, “Dink cinayetini milliyetçi duyguların tahrikine bağlayıp tetikçileri savundu” diyerek Ali Bayramoğlu saflarında kavgaya dahil oluyordu: “Hrant Dink’le ilgili çıkan yorumların çoğu, Ertuğrul Özkök’ü ve onun hazırladığı Hürriyet gazetesini vicdanlarda mahkum etmişti. Cinayetin öncesi ve sonrasında yaptığı haberler, kaleme aldığı yorumlardan dolayı. (…) Bunların hesabının sorulması ve verilmesi gerekir. Elbette köşelerde, kitaplarda, ekranlarda sorulacaktır bu hesap. Türkiye aynı yoldan bir daha geçmesin, aynı acıları bir daha yaşamasın diye.

İyice kızışan kavgada Taha Kıvanç ise, görünüşte yatıştırıcı, esasta ironik bir edayla araya giriyordu: “Yapmayın arkadaşlar, ülkemizin en büyük medya grubunun amiral gemisini yakın zaman öncesine kadar yöneten Ertuğrul Özkök’ü kanser mi edeceksiniz?”

ROMANTİK BİR POLEMİK
2010 yılında, içinde bitmiş bir aşkın kapanmamış hesaplarını barındıran, romantik olduğu kadar komik bir polemiğe de şahit olduk. Bu sefer kahramanlarımız iki eski sevgili, iki eski karı-koca: İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi. Kiremitçi 24 Mart günü “Jacqueline ve ben” başlıklı bir yazı yazdı. “Jacqueline ve ben, sakin bir hayatı seçtik: Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı” satırlarıyla başlayan yazı karşısında, İclal Aydın kendisini ve kalemini tutamadı: “Hayatına giren her yeni kadına köşesinden güzelleme yazarken eskileri gömmeden, bir biçimde onları yeni hikâyesinin altyapısı haline getirmeden de bunu başarabileceğini öğretmeli artık biri ona. Tuna’ya yani. ‘En sevdiğim kadın budur’ demenin daha şık, daha yakışıklı yolları vardır mutlaka.”

Bu, hikayenin romantik bölümü. Komik bölümü ise şöyle: Meğer Kiremitçi’nin bahsettiği Jacqueline yeni bir sevgili değil, çello sanatçısı Jacqueline du Pré imiş. Bu romantik ve komik hikaye ayrılıkla sonuçlandı. Kiremitçi Vatan gazetesinden istifa ederek Cumhuriyet’e geçti.

AĞIZ BOZAN POLEMİK
2010, derisi en kalın, en su geçirmez polemikçiler için bile zorlu bir yıldı. Bazen polemikler ağız bozduran yüksek gerilim hatlarında seyretti. Yılın en kırmızı noktalı polemiğinde ise bir tarafta Oktay Ekşi, diğer tarafta Ergun Babahan vardı. Münakaşanın ilk ateşi ekranda yakıldı. NTV’nin Basın Odası programında Nuray Mert, Ergun Babahan’a “Sizin gazetede tescilli ajan provokatör var” deyip bir de Mahir Kaynak’ın adını verince, Babahan da altta kalmadı: “Sizin gazetenizde daha çok var.” Nuray Mert isim ver diye diretince, Babahan’ın yanıtı gecikmedi: “Başyazarınız var işte. Oktay Ekşi darbenin meclisinde olmuş.” Bunun üzerine “Mesleği belli bir insanla Oktay Ekşi’yi aynı yere mi koyuyorsunuz? Bilmiyorum size ne karşılık verir” diyen Nuray Mert’in beklediği yanıt, bir gün sonra Hürriyet’in başyazısından geldi: “Nuray Hanım’ın merak ettiği karşılığı vereyim: Bana ‘kod adlı bir provokatör’ diyen o bacaksızı, hukukun verdiği tüm imkânları kullanarak, doğduğu yere kadar kovalayacağım.”

Ekşi, bu sinkaflı performansını yılın ikinci yarısında yeniden sergiledi. Bu sefer hedefinde çevre bakanının şahsında tüm AKP iktidarı, dilinde ise “Bu zihniyet analarını da satar” sözleri vardı. Ekşi’ye en sert tepki Başbakan’dan geldi: “Eğer gazetecilik buysa ben bu zihniyetle mücadele etmem, savaşırım.” Artan tepkiler karşısında Ekşi, en son Rasim Ozan Kütahyalı’nın ekran salvoları eşliğinde, 36 yılı başyazar olmak üzere 44 yıldır sürdürdüğü Hürriyet serüvenine nokta koymak zorunda kaldı.

KONVANSİYONEL MEDYA YENİ MEDYAYA KARŞI
Yılın en çok konuşulan polemiklerinden biri ise, geleneksel medya ile yeni medya cepheleri arasında yaşandı. Geleneksel medyanın mevzilerinde tek başına Fatih Altaylı, yeni medyanın siperlerinde ise Ekşi Sözlük yazarları yer tutmuştu. İlk taş, Ekşi Sözlük’ü “ekşimiş ruhların buluşma yeri”, “pislik çukuru” gibi sözlerle tavsif eden Altaylı’dan geldi. Bunu Ekşi Sözlük’ün Haber Türk’e gönderdiği tekzip yazısı izledi. Altaylı köşesinde bu yazıyı yayımladı, üstüne bir de meydan okudu: “Hesaplaşacağız maskeli zavallılarla. O nick name’lerin arkasına saklanamayacaksınız. Ettiğiniz her hakaretin, yazdığınız her iftiranın hesabını vereceksiniz. Yargı önünde. Maskeler düşmüş olarak.”

Altaylı, Ekşi Sözlük’ü mahkemeye verdi ve davayı kazandı. Mahkemenin verdiği karar icabı Ekşi Sözlük’te kendi adı altında yer alan 97 entry’yi hakaret içerdiği gerekçesiyle siteden kaldırttı ama hikaye bitmedi. Sözlükçüler Altaylı’ya, sildirilen her entry için onlarca entry’le cevap verdiler.

… VE AHMET HAKAN
Yıl boyunca başka birçok polemik yaşandı ancak kalan polemikleri, “Ahmet Hakan diğer köşe yazarlarına karşı” başlığıyla özetlersek haksızlık etmiş olmayız. Bu konuda vicdanımızın rahat olmasının bir nedeni de Ahmet Hakan’ın bizzat kendisinin, “İtiraf ediyorum: Ben bir ‘polemik canavarı’yım. Hem polemik yaparım. Hem de nerede bir polemik görsem hemen üstüne atlar, su gibi içerim” demiş olması.

Yıl boyunca Ahmet Hakan’ın, ayrıntılarını yukarıda anlattığımız Ali Bayramoğlu-Ertuğrul Özkök-Ergun Babahan-Taha Kıvanç polemiğinin dışında, Helin Avşar’a söyleşi vermesinin ardından Şamil Tayyar’la; “her devrin adamı”, “çakma Nişantaşlı”, “sentetik beyaz Türk”, “liberal bir mafya ailesi” gibi lafların havada uçuştuğu iki polemikte Mehmet Barlas’la; referandum sonuçları üzerine yazdığı yazı üzerine Ayhan Aktar’la ve en son “Artık yazılarını okuyamıyorum” dediği Engin Ardıç’la polemiğe tutuştuğuna şahit olduk. Gazeteciler dışındaki ünlülerle girdiği polemikleri burada anmayalım, yerimiz yetmez. Bu akıllara zarar performansı karşısında Ahmet Hakan’a ‘yılın polemikçisi büyük ödülünü’ vermemek haksızlıkların en büyüğü olur.