Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmek

The Next Rembrandt'ı projenin art direktörü Güney Soykan'dan dinledik.

08.08.2016 - 10:29 | Melis Madanoğlu Sözer

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmek
18
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Yaratıcı data kullanımında çığır açan çalışmalardan biri, Rembrandt’ın ölümünden 347 yıl sonra, ING sponsorluğunda JWT Amsterdam tarafından hayata geçirilen The Next Rembrandt. Ressamın 346 resminin detaylı incelenmesiyle elde edilen veritabanı, yüz tanıma teknikleri, algoritmalar ve üç boyutlu yazıcılar yardımıyla iki yıla yakın bir çalışmanın ardından ortaya çıkan tablo “sanat mı teknoloji mi?” sorusunu akıllara getirse de yarattığı etki tartışılmaz.

Bu yıl Cannes’dan 17 Aslan ve 2 Grand Prix’yle dönen The Next Rembrandt’ı, projenin kıdemli art direktörü Güney Soykan’dan dinledik. İki yıl kadar önce JWT Amsterdam’a katıldığı ay gündeme gelen bu projeye dahil olan Soykan, teknolojiyle yaratıcılığı mükemmel bir şekilde buluşturan The Next Rembrandt’ın felsefesini “yeteneğin ölümsüzleşmesi” sözleriyle tanımlıyor.

Art direktörlüğünü yaptığınız The Next Rembrandt Cannes’da 17 Aslan 2 de Grand Prix kazandı. Bu başarı şu anda nasıl hissettiriyor?

Çok mutluyum. O kadar fazla insan var ki tebrik eden. Özellikle Türkiye’deki arkadaşlarım ekstra sevindi. Herkes çok sevdi, çok destekledi.

Projenin başından beri içinde misiniz?

Benim gittiğim ilk ayda çıktı fikir. Sonra ekip oluşturuldu. Daha çok kod yazabilenlerden oluşan bir ekip. Kreatif kafayla o işlerden anlayan insanların kafası bambaşka çalışıyor. Çok anlaşamıyorsunuz ama o anlaşamamak ortada buluşturuyor sizi ve gerçekten çok güzel şeyler çıkıyor ortaya.

Nasıl bir brief’le geldiler de siz bu projeyi ortaya çıkardınız?

ING, Hollanda’da çok inovatif bir banka olarak biliniyor zaten. Bir yandan da birsürü sanat sponsorluğu var, mesela Rijks Müzesi’nin sponsoru. İnovatif bir banka olduklarını herkesle her kanaldan paylaşmak istiyorlar. O yüzden “sanat sponsorluklarımız için inovasyon ruhunu da kapsayan bir şey yapmak istiyoruz” dediler. Öyle gelişti bu proje.

Projenin hazırlık aşamasını da dinleyelim. İki yıla yakın süren bir projeden bahsediyoruz. Bilinmeyenlerini biraz bizimle paylaşır mısınız?

Müthiş zorlu ve müthiş detaylı bir proje oldu. Tabii işin teknoloji kısmı çok çetrefilli ve biraz da yolda çözülüyor. Dört aşamaya böldük projeyi. İlkinde Rembrant’ın datasını toplamamız lazımdı. Ortada bir sürü tablo var. O tabloları toplamamız lazım ki oradan neyi seçeceğiz, nasıl yapacağız onu anlayabilelim. Bunların bir kısmı 3D scan’lerdi. Tabii bunlar inanılmaz boyutlardaydı. Müzenin onları bizimle paylaşması bile büyük bir şanstı. Bir kısmı yine büyük imajlardı ama diğer bir kısmı da büyüğüne ulaşamadıklarımızdı. O noktada Google’dan o imajları bulmaya çalıştık. Ama bunlar yan yana konulduğunda, atıyorum bir tanesi 16 bin pikselse, öbürü 3 bin pikselse olmuyor. Bunları belirli bir yerde buluşturmanız gerekiyor. Bu nedenle bazı imajların büyütülmesini sağlayan bir algoritma yazıldı. Bence bu muhteşem bir şey. Eminim Photoshop gibi firmalar üzerinde çalışıyordur bunun. Art direktörler için müthiş bir şey olur bu algoritmanın gelmesi. Bu şekilde bütün datayı aynı boyuta getirdik.

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmek

İkinci aşamada şu soru başladı: Ne yapardı Rembrant? Bu data bize nasıl bir resim yapmamızı söylüyor? Onun için de istatistiksel bir analiz yaptık aslında. Rembrandt en çok ne çizmiş? Onları inceledik. Bir de karşımızda iki tane Rembrandt var. Bir kendisi için yaptığı işler bir de para karşılığı yaptığı işler. İkisi arasında doğal olarak çok ciddi farklar vardı. Bunlardan birini tercih etmemiz gerekti ve biz para karşılığı yaptığı işleri tercih ettik. Kendi portrelerini de ayrı tuttuk, sonuç Rembrandt’ın kendisine benzemesin diye. Nihayetinde de veriyi daralta daralta erkek, beyaz, sağa bakan, yakalı siyah kıyafet giymiş gibi bir adam ortaya çıkması lazım noktasına geldik. Bu ortaya çıktığında da ikinci aşamayı tamamlamış olduk.

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmek

Üçüncü aşamada da işin daha çetrefilli kısmı başlıyor. Çünkü artık bir seri algoritma yazmaları gerekiyor ki o algoritmalarla Rembrant’ı Rembrandt yapan nedir onu çözmeleri gerekiyor. Bütün işleri inceleyip ortalamasını bulan bir şey değil, tipikliği bulan bir algoritma kullandık. Mesela bir Rembrandt gözü nasıl oluyor? Tipik Rembrandt gözü, tipik Rembrandt burnu gibi. Algoritma bunları algılayıp yeni göz, burun, ağız üretiyor. Ondan sonra başka bir algoritma Rembrandt’ın çizdiği insanların proporsiyonlarını çalışıyor. Bir yandan o dönemki insanın tipini de belirliyorsunuz. Ve sonra başka bir algoritma da bunların hepsini bir araya getiriyor ve son imaja ulaşıyor.

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmek

Dördüncü aşama da imajımızın hayata geçirilmesiydi. Tablo dediğiniz şey üç boyutlu bir şey. Her fırça darbesi ona bir derinlik katıyor. Bizim, var olmayan bir tablonun fırça darbelerini bulmamız gerekiyordu ki bu çok zor bir şey. Yine bu 3D scanner’lar kullanılarak bir derinlik haritası yapıldı ve baskı deneyleri yapmaya başladık. Ortaya çıkan ilk tablo örnekleri korkunçtu. Ama üzerinde çalışa çalışa en iyi sonucu elde etmeyi başardık.

Peki, maliyeti ne kadar oldu bu işin?

Net rakamı bilmiyorum ama çok da pahalı olmadığını söyleyebilirim. Eğer Türkiye’de maliyet konuşuyor olsaydık sadece prodüksiyon maliyetinden bahsederdik. Hollanda’da maliyet konuştuğumuzda, o işe çalışan her insanın saat başı ücretini de ekliyoruz. Çalışırken ajanslar burada saat satıyor.

Sanat çevrelerinden tepki aldınız mı?

Aldık tabii. Bu işin aslında iki cephesi var. Teknoloji dünyası ve sanat dünyası. Teknoloji dünyası bayılıyor. Sanat dünyası biraz bölünmüş durumda. Ama orada da aşırı nefret edenler var ve onların internette karşılaşması da bu konunun çok fazla konuşulmasını beraberinde getiriyor. Bu tabloyu gösterdiğimiz bir sergi tasarladık. Şans eseri, benim de sergi tasarımıyla uğraşan ve aynı zamanda da sanatçı olan arkadaşlarım var. Onlarla konuştuğumda “bunu reklamcılar yaptığı için kimse pek etkilenmeyecek ama bunu bir sanatçı yapmış olsaydı ve alıp tabloyu Rijks Müzesi gibi bir yere götürüp insanların aradaki farkı anlayıp anlamadıklarını gözleseydi bu çok çok ses getirecek bir proje olurdu” dediler. Ve tabloyu ilk gördüklerinde onlar da çok etkilendiler.

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmekBu arada biz projede iki Rembrandt eksperiyle de çalıştık. Onlara her aşamada gidip ortaya çıkan işi gösteriyorduk ve onlar bize eksikleri söylüyordu. O zaman da algoritmayı ona göre geliştiriyorduk. Ama sanat dünyasında Rembrandt’la ilgilenenler çok iyi biliyorlar ve eksikleri görmeye meyilliler. Diğer tarafta projeyle ilgili heyecan duyan insanlar, Rembrandt’ı daha severek takip eden insanlar da müthiş bir benzerlik görüyorlar.

Bence projenin içinde bir parça felsefe de var. Bana o çekici geliyor ve etkileyici olmasının sebebi de bu. Birinin yeteneğini, zanaatını ayrıştırıp bir bilgisayar algoritması haline getiriyorsun ve bu tekrar tekrar kullanılabilir bir şey oluyor. Yetenek sen öldükten sonra da devam edebilir bir şey haline geliyor. Ki bu iş böyle bir sorunun sadece başlangıcı. Bir de data ve teknoloji soğuk konular. Böyle bir şeyle yan yana getirdiğinde daha duygusal hale gelmeye başlıyor. Bence kıymetli kılan da bunlar.

Wired’ın Cannes’daki oturumlarından birinde bu iş özelinde şu soru soruldu: “Bunu yaratan Rembrandt mı yoksa bilgisayar mı?” Siz ne düşünüyorsunuz?

Yeteneği teknolojiyle ölümsüzleştirmekİkisinden de bir parça var. Bu, Rembrandt’tan izler taşıyan bir bilgisayar algoritması. Yeni bir Rembrandt değil ama kesinlikle Rembrandt’ın parmak izlerini taşıyor bence.

İş biraz markanın önüne geçti mi acaba? Geçtiyse de bu bir problem mi sizin için?

Biraz bilinçli bir tercih var orada. Bahsettiğim gibi ING’nin sanatla olan ilişkisi orada çok biliniyor. Ve oradaki insanlar o işte ING ve Rembrandt’ı birlikte görebiliyor. Rembrandt onların ulusal kahramanı, ING de ulusal bankaları o yüzden bence hedef kitlede çok sorun olmadı. Ama bu proje için markalar takımı da kuruldu aslında. Microsoft, Mauritshuis gibi markalardan ve oradaki bir teknik üniversite olan Tu Delft’ten destek aldık. Hepsinin logoları var projede. Bir de şu var ki böyle bir şey reklamlaşmaya başladığı anda tadını kaybediyor. İnsanlar bunu reklam gibi olmadığı için konuşmaya başladılar.

Bundan sonra nasıl bir kariyer yolculuğu bekliyor sizi?

Ben iki sene önce çıktım Türkiye’den. Yurtdışında şu anda çok şey öğreniyorum ve ileride Türkiye’ye gelirsem bu know-how’la geleceğim. Bence değerli olan şey o.

The Next Rembrandt yaratıcı data kullanımına çok güzel bir örnek oldu. Peki, bu projenin devamı niteliğinde bir şey düşünüyor musunuz? Ya da bu tarz bir iş üzerinde çalışıyor musunuz?

Sonraki adım ne; elde ettiğimiz bu bilgiyle neler yapabiliriz kısmını düşünüyoruz şu anda. Çeşitli fikirlerimiz var. Mesela bir proje daha yapalım ama hayatta olan birini seçelim bu sefer. Sonra o insan gelip kendi görüşünü söyleyebilsin diyoruz. Ama henüz net bir proje yok.