Yeni medya, eski markalar ve hormonlar

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+Geçen ay Avustralya’da sosyal medya, ‘kolektif kaslarını’ esneterek ülkenin en başarılı ve güçlü radyo programlarından birindeki tüm reklamların geri çekilmesine yol açtı. Her şey, açık sözlü radyo yorumcusu Alan Jones’un, muhalefet partisinin verdiği yemekte, başbakanın geçenlerde hayata veda eden babası hakkında söylediği çirkin sözlerle başladı. Bu olayın duyulmasından sonra yüz binlerce öfkeli […]
30.10.2012 - 17:43
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Geçen ay Avustralya’da sosyal medya, ‘kolektif kaslarını’ esneterek ülkenin en başarılı ve güçlü radyo programlarından birindeki tüm reklamların geri çekilmesine yol açtı. Her şey, açık sözlü radyo yorumcusu Alan Jones’un, muhalefet partisinin verdiği yemekte, başbakanın geçenlerde hayata veda eden babası hakkında söylediği çirkin sözlerle başladı.

Bu olayın duyulmasından sonra yüz binlerce öfkeli insan internette bir imza kampanyası başlatarak Jones’un radyo istasyonundaki işine son verilmesini talep etti (üstelik Jones sadece kanalın en büyük yıldızı değil, aynı zamanda sahiplerinden biri).

İşin daha da tuhafı, Başbakan Julia Gillard, Avustralya siyasetinin her iki kanadında da fazla popüler olmayan bir isim. Ama bu olay aslında başbakanla ilgili değil, Jones ile ilgiliydi. Jones ahlaki sınırlarını fazlasıyla aşmıştı. (Jones’un düzenlediği özür niteliğindeki 45 dakikalık basın toplantısı da işe yaramadı; Jones bu toplantıda ‘Özür dilerim’ demek yerine başbakanı eleştirmeyi sürdürdü ve kendisini Birinci Dünya Savaşı’nda Gelibolu’da çarpışan bir askere benzetti).

Öfkeli insanların, programa reklam veren şirketlerin web sitelerine girerek ‘ürünlerini boykot edeceklerini’ bildirmelerinden sonra şirketler programa verdikleri tüm reklamları geri çektiler. Mercedes bir adım daha ileri giderek Jones için tahsis ettiği S Serisi aracı geri aldı.

Jones’un programından reklamlarını çeken şirketlerin isimlerini içeren kabarık bir liste, tüm akşam haberlerinde bu şirketlerin kocaman logolarıyla birlikte yayınlandı. Sadece bir hafta içinde Jones’un istasyonu yelkenleri suya indirdi ve Jones’un dört saatlik sabah kuşağındaki tüm reklamları süresiz yayından kaldırdığını açıkladı.

Alan Jones’un canlı yayın performansı her zaman agresif, eski tutkuları ateşlemeye yönelik ve yabancılara, eşcinsellere, göçmenlere, vergilere, kadınlara, iklim değişikliğine vs. karşı hep önyargılı olmuştur. Aslında onun zengin olmasını sağlayan da buydu. Ama yeni medya onu en can alıcı noktasından vurdu; cüzdanından!

Bunun nedeni Avustralya halkının başbakanlarını çok sevmesi değil. Hatta pek çoğu onu sevmiyor. Ama reklamverenler üzerindeki güçlerini seviyorlar ve kendilerini o eski nefret medyasından kurtarmak için bu gücü kullanmaktan hiç çekinmeyecekler.

Buna Avustralya’nın Arap Baharı demek zor. Ancak bir çeşit devrim olduğu da ortada.

* * *

Geçenlerde şöyle bir şeyle karşılaştım: Chyawanprash. Hindistan’da 9 -10 bin yıldır kullanılan, dünyanın en eski jenerik markası oldukları iddiasındalar. İlk olarak Chyawan isimli saygın bir ‘rishi’ (Hindu inancında, ilahileri besteleyen kutsal kişi) için 45 farklı bitkiden üretilmiş ve dünyanın pek çok ülkesinde yaygın olarak kullanılan bitkisel bir macun. 1200’lü yıllarda kâğıdın üzerine bir çeşit filigran yerleştirerek bildiğimiz anlamıyla markaları kullanan ilk toplumlardan biri İtalyanlar.

İngiliz bira markası Bass, kırmızı renkli üçgen marka işaretlerinin dünyanın ilk ticari markası olduğunu iddia ediyor.

Türkiye’nin yaşayan en eski markası ne?

* * *

ABD’li akademisyen Paul Zak’ın The Moral Molecule (Manevi Molekül) isimli kitabı oksitosin hormonunu konu alıyor. Zak bu hormonun insandaki erdem, güven, bağlanma ve sevgi duygularının arkasındaki hormon olduğunu ve kendi deyimiyle ‘toplumu bir arada tutan’ sosyal bir tutkal olduğunu belirtiyor.

Örneğin bir insana dürüst bir şekilde yaklaştığınızda o kişinin oksitosin seviyesi yükseliyor ve o da size karşı aynı şekilde davranıyor. Zak ayrıca, oksitosin seviyesinin yapay olarak yükseltildiği deneklerin giderek daha cömert ve güven verici davranışlar sergilemeye başladıklarını kanıtlayan deneyler de gösteriyor.

Doğal seleksiyonun bizlere oksitosin kazandırdığı (doğal bir biçimde güvenilir ve kibar olmamızı sağlayan bir mekanizma) gerçeği, pek çoğumuzun ‘ahlak’ olarak gördüğü şeyin aslında evrim sürecimizin bir parçası olduğu savını ortaya atıyor.

Bu çok eski ve evrimsel açıdan tarihi molekül, karşımızdaki kişiye duyduğumuz güvene paralel bir biçimde bizim de o kişide güven uyandırmamıza yardımcı oluyor. Bu hormon kokusunun otomobil galerilerine sprey şeklinde püskürtüldüğü bir geleceği hayal edebiliyor musunuz? (Vero Labs isimli bir şirket, satış elemanlarını ve bekar erkekleri hedefleyen ‘Liquid Trust’ (Güven Sıvısı) adını verdiği bir oksitosin spreyi pazarlıyor).

Zak’a göre Facebook ve Twitter iletişimleri de oksitosin seviyesinin artmasına neden oluyor; bu da sosyal medyanın insan ilişkilerini bitirdiği yönündeki argümana verilen güçlü bir yanıt olsa gerek.

Hormonal açıdan bakıldığında, vücut, sosyal medyanın sanal sohbetlerini tamamen gerçek bir sohbet veya iletişim olarak işliyor gibi algılıyor.

Avustralyalı Alan Jones da sanırım buna katılacaktır.