Yaratıcılığın İzinde: Suzan Kardeş

Bu ay Yaratıcılığın İzinde söyleşi serimizin konuğu makyöz ve müzisyen Suzan Kardeş oldu.

13.07.2016 - 11:52 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Yaratıcılığın İzinde: Suzan Kardeş
5
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Bu seneki En Yaratıcı 50 listemizde de yer alan usta makyöz Suzan Kardeş, hayatımızda pek çok yaratıcı disiplinle varlık gösteriyor. Hepsinin etkileşim noktasında yer alan Kardeş’le -yaratıcılığı odakta tutarak- biraz reklam biraz makyaj biraz da müzik konuştuk.

Sıfırdan tiplemeler yaratma konusunda ustasınız. Yaratıcı süreçlere nasıl dahil oluyorsunuz? Örneğin Hopi’de işler nasıl gelişti?

Sıfırdan tiplemeler konusunda usta demeniz tabii ki çok hoşuma gitti. Sıfırdan tiplemeleri yaratmak benim en sevdiğim şey. Bir makyözün de en seveceği şeydir tipleme yaratmak. Hopi benim için özel bir çalışma oldu. Bir makyözün artık mesleğinin neredeyse finaline doğru gelirken yapabileceği en güzel işlerden biriydi çünkü dört günde 30 tipleme yaratmak her baba yiğidin harcı değil. Ayrıca her makyöz veya makyörün başına gelebilecek bir şey değil.

Burada elbette oyuncuyu ve ekibi de bir kenara koyamayız çünkü ben her şeyin kolektif geliştiğine inanan biriyim. Tiplere ajans karar verdi. Hep beraber oturup nasıl olacağına karar verdik. Hangi günlerde hangi tiplemelerin yapılacağını kararlaştırdık. Oyuncuyu yormadan ne kadar zamanda yetişir vs. diye kendi aramızda planlamalar yaptık. Fakat Tolga Çevik’in müthiş performansı hayatımı çok kolaylaştırdı. Buradan tekrar teşekkür ediyorum. Çünkü gerçekten çok özverili bir çalışma oldu, herkes çok titizlikle çalışmalarını sürdürdü. Reklam filmimizin yönetmeni Bora (Egemen) ve tüm ekibin ellerine sağlık, çok güzel ve hayatımda hakikaten unutmayacağım bir iş oldu.

Reklam sektörüne iş yapmak nasıl? Avantajları/dezavantajları neler?

Reklam sektörü her makyöz ve makyör için avantajdır. Hem getirisi daha güzel hem de süre olarak bizi yıpratan bir süre değil. Reklamların ekranlarda dönmesinin de avantajı fazla.

Bütüncül mü detaycı mı bir bakış açısına sahipsiniz? Bu durum işinize nasıl yansıyor?

Tabii ki detaylarla beraber bir bütün oluşuyor. Ben de bu yüzden detaylarla uğraşıp sonra bunu bir bütün haline getiriyorum. Neyse ki çok detaycı bir bakış açım var. Bu bakış açım bütünün içine çok güzel yansıyor ki ben yaptığım her işin bu konuda karşılığını hem takdir olarak hem de ekonomik olarak aldım. Her yaptığım iş beni daha da tecrübelendirdi.

Yaratıcılığın İzinde: Suzan Kardeş

Makyaj, saç, yemek.. Aslında tüm bunlar artık pazarlanabilir hale gelen “lifestyle” olgusunun önemli parçaları. Ve siz hepsinde de varlık gösteriyorsunuz. Türkiye’de lifestyle konusunda işler ne durumda dersiniz?

Lifestyle olgusu hayatımıza fazlasıyla girdi. Ben saç, makyaj ve yemek yapan, şarkı söyleyen biriyim. Bunlar benim de hayatımda pazarlanan bir hale geldi. Örneğin Kaçın Suzan Geliyor isimli bir YouTube kanalım var. Türkiye’nin sosyal halini düşünecek olursak hiçbir zaman bir Amerika, İngiltere, İtalya veya Fransa gibi değil; fakat çok güzel işler yapılmaya başlanıldı.

Makyaj -gerek blogger sayısının patlamasıyla gerek teknolojiyle olan temasıyla- geleneksel haliyle anılmıyor artık. Örneğin 3D yazıcılarla makyaj ürünleri yapılıyor, renk paletleri oluşturuluyor. Siz takip ediyor musunuz bu gelişmeleri?

Blogger’lar arttı ve artmaya devam edecek. Çünkü insanlar kendi kanallarını, kendi sosyal medyalarını ve fikirlerini daha rahat söyleme alanlarını yarattılar. 3D yazıcılar ise… Ben zaten jenerasyon olarak bunları yapacak durumda değilim, gençlere bıraktık. Açıkçası izlediğim zaman bana kendi yaptığım iş daha kolay geliyor. Tercih eder misin diye sorduklarında tabii ki gerektiği zamanlarda kullanırım ama tercihim değil. Biraz daha fazla teknolojiyi kullanan gençlerin işi olsun bu. Ben çok bulaşmayayım.

Bu zamana kadar sizi en çok heyecanlandıran makyajınız hangisi oldu? Haluk Bilginer’in Atatürk makyajı olduğunu tahmin ediyorum…

Bu makyaj beni heyecanlandırdığı kadar herkesi heyecanlandırdı. Bence İş Bankası’nın en güzel ve unutulmayacak reklam çalışması oldu. Hatta bugüne kadar en güzel Atatürk, Haluk Bilginer oldu. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Haluk Bilginer’e de binlerce kez teşekkür ederim. Çünkü çok mütevazı ve sabırlı davrandı. Birde tabii ki şahane ekibe teşekkür ederim.

Son olarak müzisyen kimliğinizle bitirelim. Niş bir müzik icra ediyorsunuz. Bu tarz müziklerin kitlesi büyümeye başladı. Zira kitlesel olana karşılık her kategoride niş pazarlar büyüme eğilimi gösteriyor. Siz nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Ben çok niş bir müzik icra ettiğimi düşünmüyorum. Balkan müziği aslında çok eski bir müzik. Goran Bregoviç, Shantel ve daha birçok grupla beraber biraz daha popüler hale gelmeye başladı. Balkan müziğinin kitlesi çok zengin. Yüzyıllar öncesinde yapılan göçlerle Balkanlar’dan Türkiye’nin değişik yerlerine dağılmışlar ki; ben Karadeniz’de de Balkan söylüyorum, Gaziantep’te de… İç Anadolu’ya konsere gittiğim zamanlarda benden istek şarkı olarak Balkan müziklerini isteyenler de olabiliyor. Konserlerimde sadece Balkan müziği yapmıyorum, eğlence müziği yapıyorum. Repertuvarımda Türk Sanat Müziği var, pop var, Yeşilçam şarkıları var, rock ve arabesk var…

Ben Türkiye’nin mozaiği içinde her türlü müziğin yapılmasına inanan biriyim. Tabii ki bir tarzın vardır ve şarkılarını o tarzda söylersin. Fakat bir yandan da böyle bir ülkede yaşarken herkesin gönlüne değen şarkıları söylemek de çok hoşuma gidiyor. Kısacası her yerde dinlenen müziği yapmayı seviyorum. Balkan müziğini biraz daha farklı yorumluyorum. Eski şarkıları alıp tekrar cover’layıp çıkartıyoruz. Gençlerin çıktığı mekânlarda konser verdiğimiz zamanlarda, yeniden çıkarttığımız eski şarkıları söylediğimizde tüm gençler bana eşlik ediyorlar. Eski eserlerimizi tekrar düzenleyip genç nesillere aktarmak çok hoşuma gidiyor.