Yaratıcılığın İzinde: Stefan Sagmeister

Yaratıcılığın İzinde söyleşi dizimizin bu ayki konuğu ünlü tasarımcı Stefan Sagmeister.

09.06.2017 - 14:37 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Yaratıcılığın İzinde: Stefan Sagmeister
5
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Grafik tasarımı ve tipografi deyince akla gelen efsane tasarımcılardan biri Stefan Sagmeister. Bu yıl 6-10 Kasım’da gerçekleşecek Brand Week Istanbul’a konuşmacı olarak katılacak Sagmeister ile etkinlikten önce Londra’da bir araya gelerek kendisinin türlü niteliklerini anlattığı “güzellik” kavramını, tasarımdaki yerini ve VR/AI gibi teknolojilerin tasarımı nasıl dönüştüreceğini sorguladık.

Bir röportajımızda Ogilvy&Mather İstanbul’un yönetici kreatif direktörü bana yaratıcı yaklaşımın tamamen zihnin ve ruhun bulunduğu çevrede nasıl muamele gördüğüyle alakalı olduğunu söylemişti. Bu bakış açısından etkilendiğimi hatırlıyorum. Sizin yaratıcılığa olan yaklaşımınız nasıl? Ve “güzelliği” bu kavramın içine nasıl yerleştiriyorsunuz?

Geçtiğimiz akşam yemekte Sir John Hegarty ile beraberdik. Kendisinin harika bir yaratıcılık tanımı var: benliğin ifadesi. Bu tanımda henüz herhangi bir kusur bulmuş değilim.

Bir yerlerde güzelliği bulabilmek, çevrenizin sürekli olarak farkında olmak ve gözlerinizi açık tutmak demek.

Güzellik meselesi ise daha basit, çünkü güzelliğe erişmeniz için onu bir amaç olarak ele almanız gerektiğini düşünüyorum. Eğer yalnızca fonksiyonun peşinden giderseniz, elinizde son derece fonksiyonsuz bir şey bulursunuz. Bir yerlerde güzelliği bulabilmek, çevrenizin sürekli olarak farkında olmak ve gözlerinizi açık tutmak demek.

Dün John bir hikâye anlattı. Elinde hayli ağır çantalar olan yaşlı bir kadını otobüsten inerken görmüş. Kadın, çantalarını yere koyduğu anda arkadan bir araba çarpmış ve büyük bir kaza olmuş. Her ne kadar kasıtlı olmasa da ve iki olay aynı anda gerçekleşmiş olsa da, dışarıdan bakınca neredeyse kazaya o kadın sebep olmuş gibi görünüyormuş. John bunu mutlaka bir yerlerde, bir hikâyede kullanacağını söyledi. Ben ise her zaman böyle değilim. Bir şeyleri görmezden gelme ve dağıtma konusunda herkes gibiyim. Bu konuda kendimi geliştirebilirim tabii.

Sektörde şu aralar “disrupted world” kavramı çokça kullanılıyor. Bu yeni dünyada çirkinliğin yeni güzellik formu olduğundan bahsediliyor. Siz de tam aksine güzelliğin peşinden gidiyorsunuz…

Ben kasıtlı yapılmış çirkinliği umursamıyorum. Eğer bir amaç uğruna ve gerçekten isteyerek bunu yaptıysanız, zaten ilgiyi üzerinize çekeceksiniz. Bunun üzerine kafa yormuyorum. Beni rahatsız eden düşüncesizlik sonucu ortaya çıkan çirkinlik.

The Happy Show senelerdir dünyanın pek çok ülkesine taşındı. Nasıl tanımlıyorsunuz projeyi?

Aslında bu proje hakkında çalışmaya başlamamız tamamen konuya olan ilgilimizle alakalıydı. Kişisel olarak mutluluk kavramıyla çok ilgili bir insanım. Bu yüzden birkaç kitap satın alıp konuyu bu kadarla da sınırlı tutabilirdim. Ancak bu iş bir projeye dönüştüğünde, konuyu en iyi şekilde ele alabilecektim. Mutluluk bir şekilde herkesin -bu temadan nefret edenlerin bile- ilgili olduğu bir konu. Çünkü hepimizin yaşantısını etkiliyor. Ben ise uzun zamandır grafik tasarım dilini daha kişisel ve bir şeyler satıp pazarlamayan bir formda kullanıyorum. Happiness Project ise bunu yansıtan en büyük çalışmaydı.

VR ve AI gibi teknolojilerle ilgileniyor musunuz? Tüm bunlar tasarımı tamamen başka bir boyuta taşır mı dersiniz?

Evet, ilgileniyorum. Üzerinde çalıştığımız yeni proje için de bu konuda birçok işbirliği yapıyoruz. Sanırım VR’la ilgili bir şeyler çıkacak ortaya. Bence grafik ve iletişim dünyasının ilerleyebilmesi teknolojiye bağlı. Her şey bir taş parçasının üzerine bir şeyler işaretlenmesiyle başladı ve sonrasında kişisel bilgisayarlar ve VR’a kadar uzandı. AI ise farklı nitelikte bir düşman, bilemiyorum. Geçmişte güvendiğim bir dizi insan AI’ın insanlık için ciddi bir sorun olabileceğini söylüyor. Üzerine yorum yapabilmek için derinlemesine bilgi sahibi değilim ancak bilgisayarlara estetik kararlar alma süreçlerini öğreten bu alanla ben de ilgileniyorum. Bu aynı zamanda işimin yok olacağı anlamına da gelebilir. Çünkü eğer bir bilgisayar bu konuda çok iyiyse, neden yaptırmak için bir insana gidesiniz ki?

Bence VR şimdiki konumundan çok ileri gidecek ve herkes için hayli enteresan bir alan haline gelecek. Özellikle de gözlüklerden kurtulduğumuz noktada…

Bence VR şimdiki konumundan çok ileri gidecek ve herkes için hayli enteresan bir alan haline gelecek. Özellikle de gözlüklerden kurtulduğumuz noktada… Bana kalırsa gözlükler bugün hâlâ son derece hantal yapıdalar. Enteresan zamanlardan geçiyoruz diyebilirim. Bu teknolojilerin hem iyi hem de kötü versiyonlarının olacağını düşünüyorum. Ancak ben insanlığa çok inanıyorum ve birkaç kötü denemenin ardından sonunda iyi versiyonların keşfedileceğini düşünüyorum. Bu AI sayesinde daha hızlı olabilir, kim bilir?

Emojiler ve tipografi adeta altın çağını yaşıyor. Kişiler paylaştıkları iletiler için fikirler buluyor. Sizce grafik tasarımcılar için işler giderek zorlaşıyor mu?

Sanmam. Bundan 20 yıl önce birçok grafik tasarımcının, birileri Photoshop öğrenir de işimi elimden alır diye korktuğunu hatırlıyorum. Böyle bir şey yaşanmadı, hem de hiç. Hatta tam tersi oldu. Bugün çok sayıda insan bir şekilde tasarımla ilgileniyor, herkesin bilgisayarında en az 50 farklı yazı biçimi var. Hiçbir dönemde insanlığın şimdi olduğu gibi tasarımı önemsediğini hatırlamıyorum.

Profesyonel fotoğrafçılığa baktığımda ise kesinlikle düşüşte olduğunu görüyorum. Özellikle de profesyonel reklam fotoğrafçılığının… Zanaat zamanla basitleşti. Bugün telefonumla, bundan 15 sene önce profesyonel bir fotoğrafçının yaptığı işle başa çıkabilecek düzeyde bir manzara fotoğrafı çekebilirim. Bu konuda, aynı sebepten mesleğine ilgi duymayı bırakan çok sayıda profesyonel fotoğrafçıyla sohbet ettim. Ancak ben tahmin yürütme konusunda berbat birisiyimdir. Bu yüzden tasarımın geleceğinin ne olacağını tahmin etmek için yanlış kişi olabilirim. Ancak bir ihtimal var tabii ki.

Son sorum İstanbul hakkında. Güzellikten bahsetmişken, bu şehirde güzelliği nerede bulduğunuzu merak ediyorum.

Beni İstanbul’da en fazla etkileyen şey tamamen fonksiyonelliğiyle öne çıkan bir yapı oldu. Yerebatan Sarnıcı… İnanılmaz derecede büyüleyiciydi. Yüzyıllardır suyun içine gömülmüş halde bulunan o mermer sütunlar… Bu mekân tamamen aklımı başımdan aldı diyebilirim.