Yaratıcılığın İzinde: Mehmet Turgut

Yaratıcılığın İzinde söyleşi serimizde Aralık ayı konuğumuz Mehmet Turgut.

07.12.2015 - 11:15 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Yaratıcılığın İzinde: Mehmet Turgut
12
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

İyi fotoğrafçı mı, iyi makine mi, iyi kurgu mu, iyi makyaj mı, iyi kostüm mü, iyi ışık mı, konuşturan iyi ünlü mü? Pek çok değişkeni aynı oranda iyi kılma sanatı belki de fotoğraf. İyiler arasında “ilk”lere mazhar olmak ise kolay değil. Konunun güçlü muhataplarından Mehmet Turgut kendi durumunu şöyle özetliyor: “Ben fotoğrafı çekmekten ziyade yapıyorum.”

Baudrillard, kendisinin de fotoğraf sergileri olmasına rağmen fotoğrafı acımazca eleştiren biriydi. Öyle ki, fotoğrafı, bir kareyi gerçekliğinden koparmakla itham ediyordu. Siz fotoğraflarınıza yoğun müdahalelerde bulunuyorsunuz. Fotoğrafın gerçeklik hissini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fotoğrafçılık mesleği doktorluğa çok benziyor. Orada da tıp okursun ve bir konuda uzmanlaşırsın. Fotoğraf çekme eylemi başlı başına mekanik bir hadise. Işık, ölçüm, matematik bilmen lazım. Bu teknik bilgileri aldıktan sonra, hangi yola odaklanacağına olacağına kendin karar veriyorsun. Röportaj fotoğrafçısı mı olacaksın, benim gibi portre çekip kurgu mu yapacaksın, Ara Hoca’nın yaptığı gibi belgelemek üzerine mi bir şey yapacaksın… Bunların hepsi de fotoğraf.

O yüzden fotoğraf yalnızca gerçekliğinden kopartmak değildir. Onun da gerçeği belgelediği doğa, belgesel ya da still life fotoğrafçılığı gibi dallar var. Hoca diyor ya, fotoğraf sanat değildir diye… Neden? Çünkü o foto muhabir. Ama ben öyle diyemiyorum. Çünkü ben fotoğrafı çekmekten ziyade yapıyorum. Saç prodüksiyonunu, kıyafet prodüksiyonunu, editing sürecinde ne yapacağımı önceden planlıyorum. Sonunda bütün parçalar puzzle gibi birleşiyor. Bu da işin, biraz olsun sanat denilebilen tarafı.

Hiç gerçeklik hissine dair bir kaygınız oldu mu?

Hayır, zaten uzun zamandır fotoğraflarımda bir konsept olarak böyle bir his yok. Konsept ne kadar sürreel ya da çılgın olursa olsun, ben onu gerçekmiş gibi çekmek isterim. Mesela bir Orta Dünya canlısı tasarlıyorsun. Onu fotoğraflıyorsun ama onun sahte durmamasını sağlıyorsun.

Fotoğrafçıyı özel kılan durumun bir ânı yorumlamak olduğunu söyleyebiliriz. Keşfettiğiniz ya da hayalini kurduğunuz bir fotoğraf sahnesini yorumlama süreciniz nasıl işliyor?

Küçük küçük hikâyeler yazıyorum. Sonra o hikâyelerin kahramanlarını arayıp buluyorum. Ama genelde bu kahramanlar karşıma ya çevremde ya da sokakta tak diye çıkıyorlar. 46’yı da öyle çıkarıyorum, Falan Filan’ı da aynı mantıkla yapıyorum. Önce konsepte karar veriyorum, sonra o konsepte göre yelpazeyi ne kadar genişletebildiğime bakıyorum. Tabii bu süreçte dışarıdan çok destek alıyorum.

Hayatınızda çok sayıda yaratıcı disiplin arasında geçişler var.

Evet. Fotoğraf çekiyorum, dergi çıkarıyorum ve televizyon programı yapıyorum. Üçü de ekstrem. Bildiğimiz, ezberlediğimiz formatlar yok. Bugüne kadar ilk kez yapılmış formatlar. Bu da hepsinin markalaşmasını sağlıyor.

Bu durum işlerinizin niş kimliğinden sıyrılmasına yol açtı diyebilir miyiz?

Aslında benim hiçbir zaman niş kimliğim olmadı. Ankara’dayken benim için “yer altı madeni” diyorlardı. Underground, çok ortalığa çıkmamış vs. İstanbul’a gelince karnınızı doyurabilmek için bazı işler yapmak zorundasınız. Moda da çekiyorsunuz, popçulara albüm kapağı da çekiyorsunuz.

Bir dönem aklınıza gelebilecek herkesin albüm kapağını ben çekiyordum. Ozzy Osbourne’dan Kibariye’ye kadar geniş bir skalam vardı. Bir hafta Fatih Ürek bir hafta Metallica çekiyordum. Dergi tarafında da böyle. İlk sayıda Cem Yılmaz’ı deli gömleğiyle çekmiştim, ikinci sayıda Şahan’ı kadın yapmıştım, üçüncü sayıda da Beyazıt Öztürk’ü zenci yapmıştım. Aradan dört yıl geçmiş, şimdi çıkacak sayının konsepti ise şiir.

Fotoğraflarınıza hükmeden duygu nedir? Eğlence olabilir mi?

Mutlu olmak diyelim. John Lennon çok küçükken annesine, “Neden bu hayattayız?” demiş. Annesi de “Mutlu olmak için” demiş. Aradan seneler geçmiş ve hocası bir gün okulda sınav yapıp, hayatta olma nedenimizle ilgili bir yazı yazın demiş. John Lennon da mutlu olmak için yazıp vermiş. Hocası “Galiba sen soruyu anlamadın” deyince, John Lennon, “Ben soruyu anladım da siz galiba hayatı anlamamışsınız” demiş. Yani bütün mesele bu, mutlu olmak.

Yaratıcılığın İzinde: Mehmet Turgut

Popüler kültürle sanatınız arasında duvarlar çeken biri değilsiniz. Bu durum meslekte yaratıcılığınızı nasıl etkiliyor?

Picasso da popüler kültürle arasına duvarlar çekmiyormuş. Kendisini çok iyi pazarlamış, ama bu onun Picasso olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sonuçta biz eğlence sektörüne iş yapıyoruz. Ben insanlara çalışıyorsam içine kapanık olmam söz konusu olamaz. İnsanları sevmeli, onlarla konuşmalı, onları anlamaya çalışmalısınız. Birine baktığınız anda onun nasıl biri olduğunu az çok kestirmeniz lazım.

Hem üretim hem icra aşamasında, kameranın hem önünde hem de arkasında varsınız. Sizi enteresan kılıyor bu özellik.

Tabii bunların hepsinin ortak noktası fotoğraf. Ben tutup da yarışma programı yapmıyorum. Falan Filan’ı yapma sebeplerimden biri şuydu; ben sayısını hatırlamadığım kadar fotoğraf programına konuk oldum. Birisi fotoğraf programına başlamışsa, ilk bölümü kesin benimle ya da Ara Hoca’yla çekiyordu. Bu programlar devam edemedi. Çünkü aslına bakarsanız fotoğraf çekmek dünyanın en sıkıcı eylemi. Çok fazla teknik materyal var. Ben de dedim ki öyle bir program yapalım ki, eğlenceli olsun ama içinde ufak ufak bilgiler de verelim.

Ünlüleri kılıktan kılığa sokuyorsunuz. Aynı zamanda bir ikna sanatçısı olduğunuzu söylemek mümkün mü?

Aslında hiç öyle bir durumum yok. Biliyorlar ki, ben zombi de yapsam hakkıyla yapacağım. Karşımdaki insanı maymuna çevirmeyeceğim. En iyi makyaj olacak, en iyi şekilde giydirilecek, fotoğraf en iyi şekilde çekilecek. Bence zaten insanlar düz fotoğraftan çok sıkıldılar. Ben de zaman zaman çekmek zorunda kalıyorum. Mesela bir yazar geliyor, yazarın da yüzüne kan atmıyoruz, boğazını kesmiyoruz. Sen farklı bir fikirle gittiğin zaman insanların hoşuna gidiyor, hem de hatıra olarak kalıyor.

Dijitalle beraber yazılı ve görsel kültürün de tanımı değişti. Görsellik, ifade sanatında çok önemli bir konuma yükseldi. Böylesine bir zenginlik üretimi nasıl etkiliyor? Zira artık herkes fotoğrafçı sayıyor kendini…

Ben insanları rahat bırakmaktan yanayım. Zaten birisi fotoğraf çekiyorsa, bu içindeki iyi duyguların varlığıyla alakalıdır. Üstelik fotoğraf bu yüzyılın en popüler sanat akımı. Açık ara önde gidiyor. Herkes fotoğraf çektiği zaman açıp senin işlerine baktıklarında, “Vay be, göründüğü kadar da kolay değilmiş” diyorlar. Öte yandan babamların zamanında yalnızca iyi fotoğraf çekmek yeterliydi. Şimdi öyle bir şey yok. Telefonla bile harika fotoğraflar çekebiliyorsun. Şimdi iyi fotoğraf çekmek yetmiyor, iyi fikir lazım.

Mesleğe dair bugüne dek sorulmamış ve sorulması gerektiğini düşündüğünüz bir soru var mı?

Neden herkes kendi işini yapmıyor? Mesela adam fotoğraf setinde başka bir işte çalışıyor, sonra fotoğrafçı oluyor, sonra o da yetmiyor, yönetmenlik yapmaya başlıyor. Neden başladığın işe devam etmiyorsun? Bir fotoğraf asistanıysan neden fotoğraf asistanı olarak devam edip doğru zaman geldiğinde yükselmiyorsun? Bizde bu yok. Herkeste en büyük olma, yönetici olma hırsı var.