Yaratıcılığın İzinde: Erdil Yaşaroğlu

Farklı alanlarda yaratıcılığın izini süreceğimiz serimizin ilk konuğu Erdil Yaşaroğlu.

05.10.2015 - 17:18 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Yaratıcılığın İzinde: Erdil Yaşaroğlu
8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

MediaCat’in Ekim sayısıyla birlikte, yaratıcılığın disiplinler arasında nasıl farklılaştığını ve nasıl kesiştiğini anlamak üzere yeni bir söyleşi dizisine başladık: Yaratıcılığın İzinde. Önümüzdeki aylarda rock grubundan mimara, söz yazarından oyuncuya, ayakkabı tasarımcısından fotoğrafçıya kadar bambaşka meslek dallarında yaratıcılığın izini süreceğiz. Sayfamızın ilk konuğu olan Erdil Yaşaroğlu, mesleğinin yaratım-üretim süreçlerini, meslekte kendi başına olma halini, dertlerin derya olduğu ülke gündeminde karikatüristliği, bir Penguen’i Mars görevine yollamanın ne demek olduğunu ve “kısa ve öz”ler evreninde mesleğin geldiği konumu anlattı.

Erdil Yaşaroğlu’nun düşünsel yaratım süreci nasıl işler?
Kutunun dışında düşünmeyi seviyorum. Ama bunun için önce bir kutun olması gerekiyor. Çalıştığım konu hakkında bütün bilgilere, bütün detaylara sahip olurum öncelistrokle. Bu Penguen’e çizdiğim bir koala da olabilir, reklamı için çalıştığım bir ürün de olabilir. Sonra, konuyu çok boyutlu çözümlerim. Onunla ilgili diğer konuları, canlıları, nesneleri, mekânları ve zamanı çeşitleyerek bütün kombinasyonları tararım. Yani bir penguen düşünüyorsam; onu çöle götürürüm, ona bedevi kıyafeti giydiririm. Buradan bir şey çıkmazsa, onu mağara devrine götürürüm. Olmadı, ona Yapı Kredi Plaza’da iş bulurum. Uçamadığını düşünürüm. Başka uçamayan ne var derim. Tavukla bir araya getirir dertleştiririm. Onları uçakta tanıştırırım. Birlikte Mars görevine yollarım. Yani elektrikli, mizahın filizlendiği bir sahne bulana kadar bütün olasılıkları tararım. O sahneyi bulduğumda da, artık onu bir karikatüre çevirecek espri için çalışmaya başlarım. İşte orada da metotlar o kadar çok çeşitleniyor ki, burada anlatmam imkânsız hale geliyor.

İşin bir adım sonrasında üretim var. O kısımda neler oluyor?
Orası işin en kolay kısmı. Çünkü ne kadar süreceğini biliyorsun. Fikir, espri bulmak bir saatini de alabilir bir haftanı da. Bunu bilememek şişiriyor zaten seni. Ama çizmenin süresi belli. Mesela Penguen’deki köşemi 12 saatte falan çizebiliyorum, masadan kalkmadan. Espriyi önüne aldığında ise ikinci aşama başlar. Bunu nasıl çizersem en iyi, en komik, en değişik anlatırım? Burada yönetmen olursun artık. O karikatürde kimler oynayacak, karakter analizleri, oyunları, kıyafetleri ne olacak? Mekân neresi? Gece mi gündüz mü? Kameranı nereye, hangi açı ve kadrajda koyacaksın? Bütün bunlara karar verdikten sonra çizmeye başlarsın. Önce eskiz, sonra çini, sonra renk…

Bu süreç meslekteki ilk dönemlerinize göre bugün nasıl farklılaştı?
Gittikçe yavaşladım. İşi öğrendikçe daha çok özen ve emek harcaman gerektiğini de öğreniyorsun aslında. Bir karikatüristi bitiren şey razı olmaktır. Bu aslında üreten herkes için geçerli. “Bu espri pek iyi değil ama bu hafta da böyle olsun. İyi çizemedim ama neyse” demeye başlarsan fena. Çünkü bir iki hafta sonra okuyucun da sana artık bittiğini, iyi espri bulamadığını, eski tadının kalmadığını söylemeye başlar.

Bu iş ekip işi dediğiniz bir an var mı? Çizgilerin ardında gizli kahramanlarınız var mı yoksa bireysellik mi ağır basıyor?
Karikatür çizmek bir ekip işi değil. Kendi dünyanı çiziyorsun. Ama etrafında seni geliştiren, eleştiren arkadaşların olması çok önemli tabii. Ama Penguen’in politik-güncel sayfalarında durum değişiyor. Çizim anına kadar orada tam bir ekip çalışması var. Toplantılar, birlikte espri düşünmeler, tartışmalar… Ortak akıl bizden akıllı ne de olsa.

mediacat-yaraticiligin-izinde-erdil-yasaroglu-01

Espriyi buldunuz, çizdiniz ve beğenmediniz. İşin akıbeti ne oluyor?
Çöp. Espriyi beğenmediysem, direkt atarım. Espri iyi ama iyi çizemediysem, çizene kadar tekrar tekrar çizerim. Dört-beş kere çizip attığım karikatürlerim vardır.

Türkiye’de mesleki anlamda beslendiğiniz sorunlar neredeyse hiç değişmiyor. Bir karikatürist olarak yaratıcılığınızın sınandığını hissediyor musunuz?
“Türkiye karikatürcüler için cennet” derler. Derdimiz çok, bu mizahçının konusunun bitmemesi demek ama sorun, bu dertlerin hiç bitmemesi. Ülke olarak en büyük sorunumuz, sorunlarımızı aşamamamız. 10 yıllardır boğuşuyoruz mesela insan hakları, işsizlik, kadına şiddet, ırkçılık konularında. Dertler değişmiyor ve sen sürekli aynı konulara espri bulmak zorundasın. Bu bir lanet bizim için. İş kazalarını eleştirmek için yüzlerce karikatür çizdim, maalesef daha yüzlerce çizeceğim.

Bu meslekte üretebilmek için dünyayı/çevreyi “ne kadar yakın”dan takip etmek gerek? Televizyon karşısından mı, metrobüs penceresinden mi, ofis masasından mı?
Dertli olmak gerekiyor. Dünya ile ilgili olup farkında olmak. Bu da seni dertli yapmak için yeterli zaten. Derdin varsa, söyleyecek şeylerin de vardır. Farkındalığı artırmanın yüzlerce yolu var. İlla metrobüse binmen de gerekmiyor artık. Ekşisözlük’teki metrobüs başlığını okuyunca, çok daha fazla bilgi sahibi olabilirsin. Algın açık ve istekliysen bilgiyi her yerden edinebiliyorsun kısacası. İzlemek, okumak, gezmek ve akıllı arkadaş muhabbetleri… Hepsi süper.

Enteresan bir şekilde neşe ve acının en iç içe olduğu evrenlerden birindesiniz. Üretmek zorunda olmanın eziyete dönüştüğü durumlar oluyor mu?
Kolay olduğunu söyleyemem. Ama buradaki sihir şu: Bana ne iş yaptığımı sorduklarında, işsizim diyorum. Çünkü hiç çalışıyormuşum gibi gelmiyor. Bu benim için hobi. O yüzden ne kadar zor olsa da öyle olduğunu hissetmiyorum. Fakat fena yanları da var tabii. 10 dakika haber izleyip, bütün dünyan alt üst olup, kendini cehennemde hissettikten sonra, oturup espri bulup insanları güldürmeye çalışmak mesela. Ama bu dünyada hepimizin mizaha ihtiyacı var bir yandan.

Hassas bir konuda çizerken ne kadar özgürsünüz? Tepki çeker mi diye düşündüğünüz karikatürleri “dozunda” tutmak için yaratıcılığınızdan ödün vermek zorunda kalıyor musunuz?
Benim için sınır, hakaret sınırıdır. O çizgiyi asla aşmam. Çünkü o sınırın ötesinde ucuzluk, kolaya kaçma ve kötü espri var.

Yaratım sürecini kendinize en yakın bulduğunuz disiplin hangisi?
Yaptığım iş aslında şu: İzlemek ve anlamak. Fikri bulmak. Fikri anlatabilmek için en iyi yolu bulmak. Sonra da o yolda üretimi en iyi şekilde tamamlamak. Bu süreç bütün disiplinlerde hemen hemen aynıdır. Bir şeye takılırsın hayatta. O şey hakkında söyleyeceklerin olur. Sonra da onu diğer insanlara nasıl ulaştıracağını seçersin. Benim en iyi bildiğim araç çizmek. Bazen derdimi bu yolla anlatamadığım zaman, başka yollar da denerim. Yazmak, heykel yapmak gibi…

Görsel düşünme yetisi yaratıcı sektörlerin olmazsa olmazı haline geldi. Yeni teknolojiler bile az kelimeyi zorunlu kılıyor. Farkında olmaksızın meslek dışından da pek çok rakip kazanmış olmalısınız…
Ben bunu rakip olarak değil zenginlik olarak görüyorum. Her mizahçının kendi dünyası var. Elma-armut gibi birbirimizden farklıyız. İnternet sayesinde yeni teknikler ve yeni mizahçılarla tanıştık. Aslında herkes espri yapıyor. Benim en ciddi arkadaşım bile senede bir-iki kere yapıyor. Bunlar nette toplanınca binlerce yeni espri ediyor. “Kısa ve öz” seviliyor günümüz dünyasında. Bu bizim de değerimizi artırdı. Dijital mecrada çok güçlü bir yerimiz var mizahçılar olarak. Milyonlara ulaşıyoruz, ama bunun karşılığında da dergilerimiz eskisi kadar okunmuyor artık. Bir geçiş süreci yaşıyoruz. Sektör adına biraz sıkıntılı ama yaptığımız şeyin hiç eskimediğini; sadece mecra, şekil değiştirdiğini ve kitlelere yayıldığını görmek çok mutluluk verici.