Web 3.0: Kişiselleşme

Web 2.0’ın üzerindeki sis perdesi tam olarak kalkmadan, Web 3.0’ın ne olabileceğini veya ne olduğunu konuşmaya başladık.

07.06.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Web 2.0’ın üzerindeki sis perdesi tam olarak kalkmadan, Web 3.0’ın ne olabileceğini veya ne olduğunu konuşmaya başladık. Sanırım, tartışabilmek, ortak bir şekilde fikir üretebilmek için bu tür kavramlara ihtiyacımız var. Kavramın altını nasıl doldurulduğumuz aslında nasıl bir gelecek istediğimiz veya öngördüğümüz konusunda fikirlerimizi ifşa etme olanağını veriyor.

Web 2.0 ile başlayalım. Web 2.0’ın bugün bile kabul edilen iki farklı anlamı var: Birincisi daha çok teknolojik bir perspektife sahip bir anlamlandırma. Bu dönemde web sitelerinin daha kolay kullanılması için ajax benzeri teknolojiler öne çıktılar. Özellikle ajax = Web 2.0, “teknik camia”’da kabul gören bir bakış açısı oldu. Diğer bakış açısı ise web siteleri ile insanların etkileşimini temel aldı. Bu bakış açısına göre Web 2.0 = “içeriği site sahipleri değil ziyaretçiler tarafından oluşturulan siteler”. Nitelik olarak hayatımız üzerinde daha belirleyici olması açısından, eğer bir evreyi isimlendirecek ise, bu ikinci bakış açısını temel almayı tercih ediyorum. Zaten ajax kelimesi çoğu insanı heyecanlandırmasa da youtube, facebook gibi içeriğini ziyaretçilerin oluşturduğu sitelerin bütün olarak hayatımızda yarattığı etki tartışılmaz. Türkiye’de bu anlamda oldukça başarılı örnekler bu aşamada öne çıktılar. Sahibinden.com, gittigidiyor.com ve eksisozluk benim ilk aklıma gelenler. Bu örneklerden bazıları yakaladıkları ziyaretçi trafiği ile yılların medyacılarını bile geride bıraktılar.

Peki Web 3.0 nedir? Her yeni çağ, mevcut sorunlara çözüm bulunan, başka bir yaşam biçimine geçiş ile başlıyor. Bu geçişten sonra bizim için önemli olan bazı şeyler artık farklı bir şekilde yaşatılıyor. Bunun web için karşılığı nedir? Önce günümüzün problem tarifi ile başlayalım; bugün herkesin ağzından düşmeyen söylem bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu yolunda. Gerçekten arama motoruna aradığımız konu ile ilgili kelimeleri yazarak bir takım dokümanlara ulaşmamız mümkün ancak ulaştığımız dokümanların ne kadar iş görür olduğuna karar vermek, bir sonraki dokümana geçmek tamamen bize kalmış bir iş. Burada işin zaman boyutu sürekli olarak gözden kaçıyor. Evet içeriğe ulaşmak kolay ancak bunca içeriğin içinden ilgili içeriğe ulaşmak için hiç birimizin yeterince zamanı yok.

Zamansızlık problemi sadece Internet’e özgü bir durum değil. Günlük hayatımızda da benzeri bir sorundan mağduruz. Evimiz hiç bir zaman kullanamadığımız aletler ile dolmuş durumda. Kitaplığımızda okuyamadığımız kitaplar var. Fırsat siteleri ise paramızın yettiği ama zamanımızın yetmemesi nedeni ile hiçbir zaman yararlanamayacağımız fırsatlar sağlıyor. Sorun gayet açık: Erişecek gücümüz var, ama zamanımız yok!

Konumuz web kapsamında olduğu için, web ile ilgili bir tanım ile başlayalım: İlgililik(relevancy): Web’de zaman kazanmanın yolu, ilgili içeriğe ulaşmamın kolaylaşması veya başka bir bakış açısıyla, biraz daha ileriye taşırsak, ilgili içeriğin arayana gelmesi. İlgili içerikten kastım ise haber sitesindeki haber, e-ticaret sitesindeki ürün veya facebook’daki arkadaş önerisine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Genel bir tanım yaratmak için bir site ne “satıyorsa” ona içerik demeyi seçiyorum.

Web 3.0’a geçtiğimizde şöyle bir dünya bekliyorum: Bilgisayarıma yaklaştığımda bilgisayar kendiliğinden açılıyor, çünkü bilgisayar biliyor ki ben her gün 9:00’da iş başı yaptığımda ilk yaptığım şey bilgisayarımı açmak; işletim sistemi mail programımı ve tarayıcıyı açıyor. Tarayıcı açılır açılmaz her gün okuduğum gazeteyi açılış sayfası olarak getiriyor. Tam burada Web 3.0 devreye giriyor ve haber sitesini tamamen bana özelleştiriyor; bütün haberler benim ilgimi çekecek olanlar arasından bir derleme yapılarak belirleniyor. Daha sonra çalıştığım bankanın sitesine giriyorum; site beni tanıyor ve bana özel menüde “e-bankacılık” seçeneğini en üstte getiriyor, çünkü en çok o bağlantıyı kullandığımı biliyor. Bu arada yandaki kutuda hesabımda olan parayı değerlendirmem için yatırım önerileri çıkıyor üstelik bana en uygun risk seçeneği ile. Çünkü banka, daha önceki yatırım seçimlerimden benim ne kadar risk sever bir yatırımcı olduğumu öğrenmiş durumda. Arama motorunu açtığımda en son yaptığım aramalar ve o gün “bana benzer “ kullanıcıların yaptığı aramalar görüntüleniyor. Maalesef hiç biri işe yaramadığı için arama kutusuna “yüz” yazıyorum, arama motoru son dönemde spor ile ilgili sitelere baktığımı bildiği için hemen bağlamı (context) algılıyor ve rakam ile yüz veya vücudun bir bölgesi olan yüz yerine yüzme ile ilgili arama sonuçları karşıma çıkıyor. Ardından GSM operatörümün web sitesine giriyorum, geldiğim şehir, saat, kullandığım mobil cihaz ve aylık bant genişliği hesaba katılarak oluşturulan teklif anında karşıma çıkıyor. Şu anda ödediğimin yarısına aynı hizmeti alabileceğimi öğreniyorum.

Yukarıdaki örnek senaryodan da anlaşılacağı gibi Web 3.0 sadece web ile ilgili değil. Kullandığımız cep telefonundan arabaya, oradan ATM’ye kadar uzanacak, teknolojinin artık bize adapte olduğu bir süreç. Artık daha fazla özelliğe değil “bize uyan özelliklere” prim verilecek bir süreç.

Steve Jobs bir konuşmasında mealen “Biz cihaz değil deneyim satıyoruz” demişti. Artık insanlar sadece özelliklere değil, özellikleri en kolay şekilde deneyimleyebilecekleri teknolojileri tercih ediyorlar. iPhone işin deneyim kısmında, “multi touch” özelliği ile günlük deneyimimize benzer bir özelliği telefona uyguladı; ama hala iPhone’dan web’e girdiğimde yaşadığım deneyim aynı. Hala içinde boğulduğum bir veri yığını ile uğraşmak zorundayım.

Web 3.0’dan beklentim: beni ilgili içeriğe en kısa zamanda ulaştırması. Başarmak için ihtiyacı olan teknolojiler yıllardır akademik çevrelerde pişiriliyor, artık masaya gelme vakti. Uyan içeriği saptama işine, daha basit bir ifade ile “ben web sitesine girdiğimde bana gösterilmesi gereken içeriğe karar verilmesine”, verilen gelen ad: tavsiye motoru(Recommendation Engine). Tavsiye motorunun aklıma gelen en başarılı iki örneği Amazon.com’un herhangi bir ürüne bakarken mealen “bunu alanlar bunu da aldılar” şekilde önerileri ile youtube’un bir video’yu izlerken veya siteye tekrar girdiğimde yaptığı tavsiyeler. İkisinin de tüketimi dolayısıyla sitenin başarısını artırdığı ortada. Ayrıca site ziyaretçilerinin de doğru içerik önerilerinden memnun kaldığını düşünüyorum.

Bir tavsiye motoru, tavsiye üretirken 3 teknik kullanır: Bunlardan birincisi, genelde Davranışsal Hedefleme veya Giriş Sayfası En İyileme (Landing Page Optimization) olarak bilinir. Burada kullanılan teknik, farklı içerik ve tasarımların farklı kişilere gösterilmesi ile istatiksel bir deney yapılması ve kazananın sonradan gelenlere gösterilmesi şeklinde çalışır. Gelişmiş çözümler bu deneyleri segmentler bazında yaparak, farklı segmentlere farklı içerikler/tasarımlar gösterilmesini sağlarlar.

İkinci teknik, akademik literatürde İçerik Bazlı Filtreleme(Content Based Filtering) olarak adlandırılır. Bu teknik benzer içeriğe sahip içeriklerin ziyaretçiye önerilmesi yoluyla çalışır. Benzer içeriklerin belirlenmesi ise içeriklerin içinde geçen kelimelerin ne kadarının ne yoğunlukta olduğuna bakarak belirlenir.

Üçüncü tekniğin ismi ise Ortak Filtreleme (collaborative filtering)’dir. Bu teknik benimle ortak beğeni veya özelliklere sahip kişiler ile beğenilerimin de aynı olacağı kabulüne dayanır. Youtube, amazon gibi siteler bu tekniği kullanırlar. İlk olarak beğeni grupları belirlenir ve ziyaretçi siteye girdiğinde, ziyaretçinin o anki ve geçmiş ziyaretlerine bakılarak dâhil olabileceği beğeni grubu o anda saptanır ve öneri yapılır. Bu tekniğin kendi içinde varyasyonları olmak ile birlikte en önemli özelliği başka insanların davranışlarının bana yapılan önerilerde temel teşkil etmesidir. Google +1 de bu bakış açısı üzerine kurulmuştur.

Web 3.0’ın Semantik Web olacağı yönünde de önemli bir eğilim var ancak ben o kadar umutlu değilim. Çünkü doğal dilin bilgisayarlar tarafından anlaşılması (işlenmesi) akademik ortamda henüz çözülebilmiş bir problem değil. Belki Web 4.0 yada Web 5.0 için semantikten bahsediyor olacağız. Doğal dilin işlenmesi problemindeki gelişmelerin hayatımıza etkisinin tipik bir web deneyiminin çok ötesinde olacağını düşünüyorum.

İnternet artık hayatımızın önemli bir parçası. Her gün artan içeriği ile aynı zamanda önemli bir yardımcı veya araç. Hayatımıza ilişkin birçok aktiviteyi gerçekleştirmek için Internet vazgeçilmez bir yere sahip. Artık Internet’in içinde bir rekabet başlamalı ve bu rekabeti kazanacak olan da bize uyum sağlayabilen, aradığımız içeriği en kısa sürede sağlayabilen web uygulamaları olmalıdır. Benim Web 3.0’dan muradım budur.

Efe Aras
Visilabs