Vurursak gol olur

Futbolumuz bir iletişim platformu olarak hak ettiği yere gelmiyor, gelemiyor.
01.12.2013 - 12:40
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Son yıllar Türk futbolu için fırtınalı geçti.

Yaşananlar bir yana, bu süreç marka koridorlarında fısıldanan bazı soruları da beraberinde getirdi.

Acaba futbolun reytingi düşmüş müydü? Hedef kitleler futboldan uzaklaşmış mıydı? Derinlemesine bir araştırma yapıldı mı bilmiyorum, ama kısa vadeli bir küskünlük olsa da, Türkiye’de futbola ilginin orta vadede düşeceği fikri anlamlı gelmiyor. Ülkenin genetik kodlarına işlemiş bir tutku noktasından bahsediyoruz.

Bu tutkunun ayakta kalabilmesi ve daha da gelişmesi için nakış gibi işlenmesi gerekiyor. Futbolun, markaların sürekli desteğine ihtiyacı var. Coşkunun sokaklarda kalabilmesi ve hatta artabilmesi için bu şart.

Söz konusu futbol gibi bir kumaş olunca iletişim fırsatlarının sonu yok. Her köşe başında markayla futbolu kaynaştıran aktiviteler, iyi yönetmenlerin ve kreatiflerin elinden çıkmış stratejiler, kampanyalar, özel promosyonlar, imza günleri, şirket içi aktivasyonlar gibi yapılabilecek pek çok şey var. Süper Lig, Süper Kupa, Türkiye Kupası gibi platformlar veya büyük kulüplere sponsor olan markalardan beklenenler minimumda.

Altın kuraldır; sponsorluk kontrat bedelinizin en az 2-3 katını, o aktiviteyi pazarlama paketinizle desteklemek için yatırırsınız. O zaman markanız ile ilgili platformun akıllarda bir araya gelmesini sağlayabilirsiniz ve yatırımınız markanıza geri döner.

Bu düşünce yapısında 7-8 sponsor marka bulduğunuzda, futbolun etrafında dev bir pazarlama bulutu oluşur. Markaların yanı sıra, futbol da gelişmeye başlar. İnsanların da hem markalarla hem de futbolla olan ilişkisi güçlenir.

Sadece markalar değil. Herkes kazanır.

Öte yandan ‘forma reklamına 3 milyon dolar verdik, sponsorluğa 10 milyon yatırdık ve futbola katkımızı yaptık, bizden bu kadar’ dediğinizde sponsor değil, değerli bir bağışçı olursunuz.

Bir iki markanın kapsamlı çabası haricinde, genel hatlarında bugün içinde bulunduğumuz durum tam da budur.

Ağırlıkla ‘değerli bağışçılarımız’ üzerinde ayakta durmaya çalışıyor futbolumuz. Kırk yılın başı milli maç olduğunda dönen 2-3 spot ve ‘sözleşmeden gelen bedava hakkımızdı, kullanalım bari’ düşüncesiyle yapılan geçici işlerle uğraşıyor markalarımız.

Futbolumuz bir iletişim platformu olarak hak ettiği yere gitmiyor, gidemiyor.

Markalar için gücü tartışılmaz bile. Manav Kamil amcayla işadamı Burak beyin gol olunca sarılıp sevineceği, kaybedince birbirini teselli edeceği başka bir yer göremezsiniz.

Futbolumuz bizim değerlimiz. Hepimizin değeri…

Festival havasını besleyecek ana oyuncuların, dev pazarlama beyinlerinin bu topa daha fazla girmesi gerekiyor. Sponsor olacak markaların uzun kontratlarla bağlanması, yılın en az 5-6 ayında aktif olması, kampanyalarla enerjiyi yukarıda tutması gerekiyor.

Bu toplu bir hareket olmalı. Hepimize düşen ev ödevleri var.

Sponsorluk bedelleri de holding satın alır gibi olmamalı. ’10 tane sponsora bölüp 100 TL gelir yaparım, kasaya koyarım, yoluma devam ederim’ düşüncesinden çıkılmalı. Markaları küsme noktasına getiren en önemli faktörlerden biri ‘dallarından yeşil dolarlar sarkan çınar ağaçları’ gibi görülmeleri. Tersine, kontrat bedelleri normal rakamlarda tutulup, ‘sponsorluğun marka tarafından sürekli aktive edilmesinin’ garantisi alınmalı, PR’dan kampanya kurgularına kadar tüm konularda ‘iş ortağı’ yaklaşımına geçilmeli.

Sonuçta kazanan hepimiz olacağız.

Hava güzel. Tribünler dolu. Saha futbol oynamaya müsait.

Sağdan güzel bir orta geliyor…

Vurursak…

…gol olacak.