Üç nokta

Şimdi, çağında 'gerçek zamanlı' daha çok veri.
01.03.2013 - 14:12
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Şimdi, çağında ‘gerçek zamanlı’ daha çok veri. Derinlemesine analizler. Buradan sağlanacak tasarruflar ve daha da etkin bir iletişim.

Düşündükçe, konuştukça gözlerimizin parladığı, ‘daha’larla dolu veri tapınakları.

Yeni çağın coşku dolu beklentilerinden biri. Teknoloji geliştikçe, hayallerimiz de genişliyor…

Oysa…

Önümüzdeki reel dünyaya baktığımızda, ‘Jetgiller’ dünyasına koşmaktansa, ‘Mad Max’ filminin bozkırlarına doğru gidiyoruz gibi geliyor.

Aklıma sorular takılıyor. Bazıları yeni, bazıları yılların değişmeyenleri.

Sormadan duramıyorum. Kaç marka haftalık ad tracking hizmeti alıyor? Bunların üzerinden ne gibi aksiyonlar çıkartıyor?

‘O kadar büyük medya bütçelerimiz yok’ deniliyor bazen.

Yıllık 200-300 bin TL’lik bir ad tracking’in 10 milyon TL’lik bir bütçede bile yüzde 2-3 gibi bir yatırıma denk geldiği malum. Ufak bir optimizasyonla birlikte bu yatırım hızla kendini amorti etmez mi zaten?

Televizyonda ‘copy wear out’ konusunda ‘zor iş, ama bizim facit’le hesapladık, iki üç grafik çıkardık, yaklaşık 3 bin GRP’de durmak lazım’ noktasında mıyız hala? Bunun ne kadar çok değişkenli, dinamik ve detaylı bir hesap olduğunu ve çarpım tablosu gibi iki grafikten çıkan sabit bir rakamı kullanamayacağımızı hatırlıyor muyuz arada?

Pre-test‘ler?

‘Sektör o kadar dinamik ki. Reklamı yayınlamadan önce pretest yapmaya fırsat bile olmuyor. Rakip de bastırınca, hemen giriyoruz yayına’.

Doğrudur. Hayat çok hızlı akıyor… Hele bir de vahşi rekabeti düşününce.

Ama ‘doğru marka’ skoru düşük, ‘mesajı iletemeyen’, prime time’da sessiz gemiler gibi süzülen bir kampanyanın bize maliyeti ne kadar olabilir?

Milyonlarca lira?

Yeri geldiğinde 10 bin TL için birbirimizi üzdüğümüz bu günlerde, ‘Bu kampanya da olmadı, kader, önümüzdeki maçlara bakalım’ deme lüksümüz var mı?

Kantitatif araştırmalar yerine, kolayından iki kalitatif grup yapıp, çıkan sonuçlar üzerinden dev lansman kararları mı alıyoruz?

Neuromarketing’i ‘sunuma hava katıyor, bizi akıllı gösteriyor’ diye eklediğimiz slidelar haricinde ne kadar yaşatabildik? Bu şehirden neuromarketing’in babalarından biri; Eric DuPlessis geçti geçen sene. Kaçımız farkındayız?

Sorular, sorular, sorular.

Hepsi bir yana.

Elimizdeki temel araştırmaları kullanmayı unutur olduk.

Her şeyin temelini.

Online video ile televizyon dünyasını beraber tanımlarken, ‘Online video GRP’si üretip, bunu televizyon GRP’sine ekleyerek ‘Toplam GRP’ üretilen (?!) ve toplam erişim hesapları yapılan günler yaşıyoruz sektörde.

Elmalarla armutlar toplanıp ‘Ermut’lar çıkartılıyor. Yakında başımıza taşlar yağacağından korkuyoruz.

Gülümsüyoruz. Ama öte yandan üzülüyoruz.

Zira temelini ıskalıyoruz araştırma biliminin. Veriyi okumanın, yorumlamanın.

Milyarlarca liralık iletişim yatırımlarına yön vermeye çalışıyoruz… Mobilet ehliyeti ile Titanik’in kaptan köşkünden selam verircesine…

Hocalarımızdan yeterince öğrenilemeyen bir şeyler var sanki. Ya da gevşedik yoğunluğu bahane ederek.

Biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biraz daha vakit ayırmamız gerekiyor araştırma dünyasına.

En önemlisi, çıktılarını özümseyebilmemiz gerekiyor.

Yorumlayabilmemiz… Tartışabilmemiz… Aksiyonlar çıkartabilmemiz.

Yoksa…

Bütün bunları ıskalayıp, üstüne KPI, ROI sohbetleri yapınca…

Ayıp oluyor…