Twitter’dan arta kalanlardan yılın polemikleri

Biten yılın polemik gündemini çıkarmak için yalnızca gazetelerin selülozik ve elektronik sayfalarına bakmak yetmeyecek. Ekmeğini polemikten çıkaranlar, 2009 yılında bu maharetlerini Twitter’da da bol bol sergilediler...

30.12.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Biten yılın polemik gündemini çıkarmak için yalnızca gazetelerin selülozik ve elektronik sayfalarına bakmak yetmeyecek. Ekmeğini polemikten çıkaranlar, 2009 yılında bu maharetlerini Twitter’da da bol bol sergilediler çünkü. Ahmet Hakan’dan Oray Eğin’e, Cüneyt Özdemir’den Serdar Turgut’a kadar birçok gazeteci-köşeci, yılın büyük kısmını Twitter ağacının dalında geçirdiler, gelene geçene ‘ötüp’ çaktılar. Benim bu gayya kuyusuna dalmaya hiç niyetim yok. Ben Haşmet Babaoğlu’nun mezhebindenim, ‘Hay Twitter’ınız batsın!’ diyorum ve Twitter’dan arta kalan polemiklerin yıl boyunca tutmaya çalıştığım çetelesini dikkatinize sunuyorum.

FASIL EŞLİĞİNDE POLEMİK
Yılın hatırlanmaya değer ilk polemiğinin kahramanları Ahmet Hakan ve Fehmi Koru. Hikaye Fehmi Koru’nun medya, iş ve sanat çevrelerinden dostlarıyla birlikte düzenli bir şekilde tertip ettiği fasıl gecelerinden birine Aydın Doğan’ın Ahmet Hakan’la birlikte katılmasıyla başladı. Koru, Taha Kıvanç müstearıyla yazdığı ikinci köşesinde, Aydın Doğan’ın fasılda yeniden müşahede etme fırsatı bulduğu müzik zevkinden bahsederken şunları yazıyordu: “İnsanların çevreleri karakterlerini de etkiliyor. Aydın Doğan bir Anadolu insanı. 50 yıl önce tanıştığı dostlarıyla irtibatını hâlâ sürdürüyor olması temel duygularının sağlamlığının işaretidir. Türk musikisinin icra edildiği ortamda kendisini nasıl rahat hissettiğinin en yakın tanıklarıyız. Gazetesini çıkaran pop sosyoloğun, ‘En sevdiğin şarkılardan albüm yap’ talebine cevap olarak, toplum karşısına ‘aryalar seçkisi’ ile çıktığını biliyoruz. Aydın Bey’in o albümü baştan sona dinlediğini bile sanmam. ‘En sevdiğiniz şarkılardan albüm yapın’ teklifi Aydın Bey’e yapılsaydı, onun seçeceği 15 şarkıyla benim seçeceğim 15 şarkının büyük bir bölümü örtüşürdü.”

Ertesi gün Ahmet Hakan, ‘Derdin ne Fehmi Abi?’ adlı hüzzam eseriyle saza girdi: “Diyorsun ki: Aydın Doğan iyidir ama etrafı kötüdür. Devam ediyorsun: Vergi cezasının nedeni Aydın Doğan’ın etrafıdır. Durmuyorsun: Aydın Bey fasıl sever ama gazetelerini yönetenler arya dinler. Hüküm veriyorsun: Aydın Bey halk adamıdır ama gazetelerinde çalışanlar halktan kopuktur.”

Peşrevi böylece geçen Ahmet Hakan, şarkısını şöyle tamamlıyordu: “Fehmi Abi! Çok da uzun olmayan çalışma hayatımda, yaptıkları kariyer planının hırsına kapılanların, perde arkasından attıkları kulislerle en yakın iş arkadaşlarının ayaklarını kaydırmaya çalıştıklarına çok tanıklık ettim. Ama matbuat tarihimiz sanırım böylesine ilk kez tanık oluyor. İlk kez bir gazeteci, bir medya patronuna, açıktan ve bodoslama ‘Onları at, beni al’ iması içeren mektuplar yazıyor.” Bu fasıllı polemik ya da polemik faslı, Fehmi Koru’nun “Hürriyet yayın yönetmenliğinde gözüm varsa gözüm çıksın” sözleriyle sona erdi, mesele kapandı.

TASFİYE EDİLECEK GAZETECİLER POLEMİĞİ
Geçtiğimiz yıl bir kıyamet de Ekrem Dumanlı’nın 10 Ağustos günü kaleme aldığı ‘Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi’ başlıklı yazısı etrafında koptu. Başlığıyla bile polemike açık davetiye sunan yazının hemen girişinde Dumanlı, “Evet, aynen öyle! Başlıkta sehven yazılmış bir şey yok. Yakın bir gelecekte bazı gazeteler ve gazeteciler tasfiye olacak. Daha doğrusu, mesleği çağdışı metotlarla devam ettirmeye çalışan bir zihniyet topyekûn çökecek; bazılarının bugünkü şaşaalı tahtlarından eser kalmayacak. Kim mi yapacak bu tasfiyeyi? Toplum!” diyordu.

Yazısında belirli bir ismi anmayan, sadece gazetecilik meslek prensiplerine uymayanları genel olarak hedef alan Dumanlı’ya yanıtlar gecikmedi. Ertuğrul Özkök, Serdar Turgut, Ahmet Hakan gibi yüksek kalibreli üç kalem Dumanlı’yı topa tuttu. Özkök, ‘Ya sev ya tasfiye ol’ başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Meslektaşlarımızdan biri, ‘Tasfiye edilecek gazeteciler’ listesi yapıyor. Gerçi söylediği şeylerin çoğuna katılıyorum. Ama, mesleğin kriterlerini saymak başka, o evsafa uymayan gazetecilerin tasfiye edileceğini tebliğ etmek başka bir şey. Bu üsluptan anlaşılıyor ki, Türkiye’de artık bazı kişi ve kurumlar, kendilerini ‘memleketin gerçek efendisi’ ilan edip, oradan tasfiye operasyonunu başlatmışlar. Sadece iş dünyası ve medyada değil, belli ki çok daha geniş çerçeveli bir ‘toplumsal tasfiye’ planı uygulamaya konuyor. Bir yanda ‘tasfiye edilecekler’, öteki tarafta ‘terfi edecekler’ listesi. Ülke artık sadece onların olduğuna göre, istediğini tutar, istediğini atar.”
Serdar Turgut ise cevabında, Dumanlı’nın andığı meslek prensipleri çerçevesinde tasfiye edilmesi gereken, aralarında Ekrem Dumanlı’nın da bulunduğu 6 isim sayıyor ve sözlerini şöyle bağlıyordu: “İnşallah ileride şöyle bir deney yapabilme imkanımız olur. Onun tasfiye listesinde yer alacak isimler (Umarım ben de varımdır o listede, yoksa kırılırım) ile benim listemde yer alan isimler tek bir gazetede çalışmaya başlarız da sonra görürüz bakalım okuyucu kimlerin tasfiye edilmesini arzulayacak diye.”

TARAF-NTV KAPIŞMASI
Yılın en çok gürültü koparan polemiklerinden biri yazarlar arasında değil, iki kurum arasında koptu. Bu sert çatışmada ilk kurşunu Taraf gazetesi sıktı. Gazetenin ‘Ölüm helikopterinde 139 defa arandı’ sürmanşetiyle çıkan 22 Ekim tarihli nüshası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmeden önce NTV santralinden 139 defa arandığını haber veriyordu. Bu aramaların helikopterin düşmesine neden olmuş olabileceğini iddia eden gazeteye yanıt, NTV’nin Yazı İşleri programında Mirgün Cabas’tan geldi. Cabas’ın sert tepkisi ertesi gün Ahmet Altan tarafından karşılandı. ‘NTV ve gazetecilik’ başlıklı yazısında Ahmet Altan “Bir televizyon kanalı, ‘düşecek’ bir helikopteri, o helikopter düşmeden ve düştüğü hakkında bir bilgi edinilmeden önce neden bu kadar çok arıyordu?” diye soruyordu. Yanıtı ertesi gün yine Cabas verdi. “Ahmet Altan, siz gazetecilik üzerine yazmayı seviyorsunuz. Ama bu, her zaman doğru yazdığınız anlamına gelmiyor. Yayınladığınız belgenin hesabını benden soruyorsunuz” diyen Cabas, sözlerini şöyle tamamlıyordu: “Bu yazıyı yazıp size bunları anlatmak bana tuhaf geliyor. Ama ‘gençlerden’ de öğreneceğiniz birşeyler var anlaşılan.”

Polemiklerin genellikle galibi yoktur –bu polemikten NTV net bir galibiyetle çıktı. Taraf’ın haberinde Greenwich saatini esas aldığı ortaya çıktı, haber çöktü, Taraf manşetten özür diledi.
Yerim dar olmasa Engin Ardıç ve Hıncal Uluç arasında kopan Atatürk düşmanlığı atışmasını, Taraf gazetesi ile Fatih Altaylı arasında cereyan eden ‘29 Ekim’de gazeteler nasıl yayımlanmalı?’ tartışmasını, Engin Ardıç ve Mehmet Y. Yılmaz arasında yaşanan, ‘cemaziyülevvel’lere uzanan terbiye münakaşasını, Fehmi Koru ve Soner Yalçın’ın içinde Güz Sancısı, 6-7 Eylül ve James Bond geçen kapışmasını, Ahmet Hakan ve Ahmet Kekeç’in tutuştuğu, arada Ertuğrul Özkök ile Özdemir İnce’nin de nasibini aldığı kavgayı, Oray Eğin’in yemeyip içmeyip yoktan polemik yaratma yırtınmalarını anlatmak da boynumuzun borcuydu ama sayfa doldu da taştı bile.