TV’nin yarını – Bölüm 1: Netflix ve arkadaşları

VoD'un gelecekte de toplam izlenmenin yüzde 15-20'sini geçmesi beklenmiyor.
02.06.2014 - 14:18
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bu Emmy sahibi bir dizi hakkında herkesin atabileceği bir tweet. Ama yazan Obama olunca doğal olarak daha çok ses getiriyor. Sebebi basit ve gülümseten bir detay: 14.02.2014’te House of Cards’ın ikinci sezonunun Netflix’te yayınlanacak olması.

Netflix, kurulduğunda mail yoluyla abonelerine DVD kiralayan bir şirketti. 2005 yılında 35 bin filmlik bir arşivden günde 1 milyon DVD postalıyordu. 2007 itibarıyla bu yapı göz kamaştırıcı şekilde bir ‘video on demand’ platformuna dönüştü. 35 milyonun üzerinde ‘online’ müşterisine tabletlerden XBox’lara kadar multi platform servis veren şirket, Şubat 2013’te politik drama House of Cards’ı abonelerine özel olarak lanse edince televizyon dünyasında bambaşka bir rüzgar esmeye başladı. Dizi hafta hafta yayınlanmayacak, 13 bölüm aynı anda tüm abonelerinin erişimine açılacaktı. ‘Binge Watching’ yani, ‘haftalarca beklemeden bir oturuşta tüm sezonu izlemek’ mümkündü. Yeni bir dizinin tüm sezonunun birden yayınlanması alışılmadık bir durumdu.

House of Cards’ın izlenme performansı bilinmese de yarattığı rüzgar büyük oldu. Ardından ‘Hemlock Grove’, ‘Orange is the new Black’ gibi diziler devreye girdi. House of Cards kadar popüler olmasalar da, Netflix’in abone tabanının genişlemesine katkı sağladılar.

Şubat 2014’te ikinci sezon server’lara yüklendiğinde, rüzgâr esmeye devam ediyordu. Ortalama bir Netflix abonesi ilk 48 saat içinde 5 bölüm birden izlemişti. Yüzde 1’lik kemik kesim Pazartesi sabahı işe gitmeden tüm bölümleri yutmuştu bile. Fanatikler için, sosyal medyada sezon sonu yorumları yayılmadan tüm bölümleri bitirmek adeta bir yarışa dönüşmüştü.

Peki, bu tip ‘Video On Demand’ (VoD) servisler televizyonun geleceği mi? Yarın salonlarımızda Netflix ve arkadaşları mı olacak?

Lineer TV, yani bildiğimiz anlamda canlı TV’nin hakimiyetini devam ettireceği hemen herkesin ortak fikri. ‘Canlı’ TV izlemenin bir sosyal olgu olduğu, başta Twitter olmak üzere sosyal medya bulutunun desteklediği yeni bir televizyon deneyiminin gücünü artırarak ilerlediği açıkça görülüyor. Ayrıca VoD platformlarından elde edilen gelir anaakım reklam gelirlerinin yanında sinek vızıltısı gibi kalıyor. VoD’un gelecekte de toplam izlenmenin yüzde 15-20’sini geçmesi beklenmiyor.

Ama bu tip platformların televizyon kanallarına bambaşka getirileri var. Özellikle eski sezonların VoD olarak tüketilmesinin ‘şimdiki ve gelecek sezonlara’ yeni topluluklar kazandırdığı biliniyor (ABD: yüzde 10 ek izleyici). Yani bir dizinin eski bölümlerine stoktan gösterim imkânı vermek, dizilerin yeni sezonlarının reytinglerini etkiliyor.

Öte yandan bu bu platformlar bir laboratuvar görevi görüyor. Netflix House of Cards’ı yayına aldığında ‘iyi bir zar attılar, düşeş geldi’ yorumu yapılsa da gerçek bunun tam tersiydi. Abonelerin ne tip içerikleri seyrettiği, hangi formatların tekrar tekrar izlendiği gibi bilgiler Netflix’in elindeydi ve bu veriler detaylı olarak incelenmişti. ‘House of Cards’ bilinçli bir seçimdi. Ardından gelen diğerleri de. Onlarca dizinin yayına alınıp kısa süre sonra ‘reyting’ yüzünden kaldırılması kanalların en büyük derdi iken, Netflix ‘Big Data’sını devreye alarak başarı ihtimalini artırmıştı.

ABD’nin üç büyük televizyon kanalı Fox, ABC ve NBC’nin bir başka VoD platformu olan Hulu’ya bu kadar önem vermesinin bir sebebi de bu olsa gerek. BBC’nin de İngiltere’de iPlayer’ı benzer amaçlar için kullandığı biliniyor. Eski sezonlar ya da yayından kalkmış programların performansları sürekli takip ediliyor ve izleyicinin geleceği üzerine analizler yapılıyor.

Yarının canlı televizyonunun şekillenmesinde peoplemeter’ların yanı sıra Netflix ve arkadaşlarının performansı da belirleyici bir rol oynayacak gibi gözüküyor.