“Türkiye’de yaşayan herkes endişelenmeli”

Dünya ve Türkiye toplumsal cinsiyet mücadelesinin hangi evresinde?

10.03.2016 - 14:37 | MediaCat

"Türkiye'de yaşayan herkes endişelenmeli"
11
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi iş dünyasında, akademide ve siyasette oldukça ilgi gören ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine erkekleri de ortak eden HeForShe projesiyle büyük bir başarıya imza attı. Toplumsal cinsiyet eşitliğini 21’inci yüzyılın tamamlanmamış bir projesi olarak tarif eden birimin Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi Ingibjörg Sólrún Gísladóttir ile bir araya gelerek Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitliğine dair güncel durumu, idealleri ve kötü senaryoları konuştuk.

Günümüzde demokratik değerlerin istikrarını sağlamaktan çevresel önlemleri almaya, ekonomik gelişimi hızlandırmaktan toplumsal cinsiyet eşitliğini inşa edebilmeye kadar her şey birbiriyle bağlantılı durumda. Siz bir Birleşmiş Milletler yöneticisi olarak bu iç içe geçmişlik halini nasıl yorumluyorsunuz?

“Toplumsal cinsiyet eşitliği, içinde bulunduğumuz asrın tamamlanmamış bir projesi”

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin bölgesel direktörü olarak birçok konunun iç içe geçtiği, birbiriyle bağlantılı olduğu çok önemli bir pozisyondayım. Burada üzerinde çalıştığımız konular oldukça politik. Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak üzerine çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası zeminde, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda siyaset üretilmesi ve bu konuyu dikkate alan yasal düzenlemelerin yapılması için mücadele ediyoruz, süreçler üzerinde etkili olmaya çalışıyoruz. Kadınların hayatlarını doğrudan değiştirebilecek dayanakları olan programlar hayata geçiriyoruz. Barış, güvenlik ve insani yardım süreçlerinin her aşamasına kadınların katılımı üzerine çalışıyoruz. İhtilaflar nasıl çözülebilir, barış müzakereleri nasıl yürütülür, uzlaşım ve diyalog süreçleri nasıl işler gibi sorulara yanıt arıyoruz.

Tüm bu alanlar, bizim yaptıklarımızla birebir bağlantılı. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Birleşmiş Milletler’in 21’inci yüzyılda yarattığı tek örgüt ve misyonu da çok önemli. Toplumsal cinsiyet eşitliği, içinde bulunduğumuz asrın tamamlanmamış bir projesi. 21’inci yüzyıl artık cinsiyet eşitliği sorunsallarını çözmemiz gereken zaman dilimi. Bu sorunsalla birçok farklı düzeyde uğraşıyoruz.

Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler tarafından geçtiğimiz Eylül ayında imzalanan 17 adet “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” arasında toplumsal cinsiyet eşitliği de var. Davos’ta her yıl yayınlanan Global Gender Gap Report’a göreyse iş yerinde sağlanacak toplumsal cinsiyet eşitliği bile 2095’e, yani 80 yıl sonrasına dek mümkün görünmüyor. Bu veri biraz can sıkıcı. Siz ne dersiniz?

2095 yılına dair söylenenler, ancak her şey aynen şu anda olduğu gibi devam ederse, yani süratle harekete geçilmezse, statükolara karşı çıkılmazsa gerçekleşecek bir durum. Yapmamız gereken tam da bu. Toplumsal cinsiyet eşitliği, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden biri olsa da diğer hedeflerin gerçekleşebilmesi toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesine bağlı.

Uluslararası topluluk, yani Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler, 2000 yılında Milenyum Kalkınma Hedefleri’ni belirledikten sonra, aslında hiçbir kalkınma hedefinin toplumsal cinsiyet eşitliğini bir bileşeni haline getirmezse gerçekleşemeyeceğini fark ettiler. Yani yoksullukla, toplumsal cinsiyet eşitliğini çözmeden mücadele edemezsiniz. Ya da eğitim, sağlık ya da ekonomik kalkınma gibi alanlarda, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bir şey yapmazsanız ilerleme kaydedemezsiniz. Toplumsal cinsiyet eşitliği milenyum hedefleri arasında bu kadar güçlü bir şekilde yer almıyordu ama artık Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasındaki yerini aldı.

Bireyler olarak bize düşen nedir peki? Nasıl hızlandırabiliriz süreçleri?

Bireyler çok şey yapabilir. İş ortamında, ailelerinde, üyesi oldukları topluluklarda, ulusal ve uluslararası platformlarda yapabilecekleri çok şey var. Nihayetinde bireyler yaratıcı aktörlerdir, bir şeyler üretebilirler. Davranışlarımızla, kadın ve erkeklere yönelik yaklaşım tarzlarımızla birtakım etkiler yaratabiliriz.

Çocuklarımıza nasıl davrandığımız da bunun bir parçası. Kız ve erkek çocuklarımıza gerçekten fırsat eşitliği sağlıyor muyuz? Çocuklarımız hayatta hangi güzergahı seçerlerse seçsinler, bu tercihlerin kendileri için en iyisi olmasını sağlıyor muyuz? Bu seçimlerin halihazırda var olan toplumsal cinsiyet stereotipleri üzerinden yapılmadığından emin olabiliyor muyuz? İş yerinde de benzer hassasiyetleri gösteriyor muyuz? Kadın ve erkekleri geleneksel kalıp yargılar üzerinden ayrıştırıyor muyuz, yoksa hepsine kendi yetkinliklerine ve saygınlık alanlarına sahip bireyler gibi mi davranıyoruz?

Bireyler olarak üzerimize düşen çok şey var. Her şey zihniyetimizi, düşünme kalıplarımızı değiştirmekle başlıyor tabii.

'Türkiye’de yaşayan herkes endişelenmeli'

HeForShe, başarılı bir iletişim çalışmasıydı. Medyada ve birçok mecrada yoğun ilgi gördü. Bununla beraber, toplumsal cinsiyet eşitsizliği içine doğulan, etkilerine kısmen aşina olunan, dolayısıyla farkında olmadan bazılarımız için “kanıksanan” bir konu. Farkında bile olmayan insanlar için bu proje bir şey ifade ediyor mu sizce?

Bence insanlar ilgi gösteriyorlar, umursuyorlar. Özellikle birtakım eşitsizlikler ya da adaletsizlikler kendilerine dokunduğu zaman. İnsanlar kendilerini doğrudan etkilemeyen mevzuları bazen umursamama eğiliminde oluyorlar. Ta ki bu sorunlar aile içine girene dek ya da çocuklarına zarar vermeye başladığında. İşte o zaman bu eşitsizliğinin farkına varıyor ve harekete geçiyorlar.

Bazen konuştuğumuz meseleleri insanların gündelik hayatlarının bir parçası haline getirmeli ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin onların hayatlarına da sirayet eden, bu hayatlara da yansıyan maddi bir gerçeklik olduğunu göstermeliyiz. Ancak o zaman insanların gözlerini açabiliriz. Bu adil olmayan durumu daha iyisi için nasıl değiştirebileceğimizi de o noktadan itibaren değerlendirmeye başlayabiliriz.

Bu konularda 40 yılı aşkın zamandır çalışıyorum. Ben 20 yaşındayken bu konularla ilgilenmeye başladığımda hiç kimse “kadına yönelik şiddet” hakkında konuşmuyordu. Bu dikkate değer toplumsal bir konu bile değildi. Kamusal tartışmaların dışında seyreden bir meseleydi. Ama 80’li yıllarda tartışmalar başladığında, insanlar bu gerçeğin etraflarını sarmış olduğunu fark ettiler. Biz bu yüzden konuşmaya devam edeceğiz. Toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele etmeye ve daha iyi bir toplum yaratmanın imkânları üzerine düşünmeye devam edeceğiz. Bununla başa çıkmamızın tek yolu bu: Durmaksızın konuşmaya devam etmek.

Proje başlayalı 1,5 yıl oldu. Somut kazanımlar ne yönde?

“Toplumsal cinsiyet eşitliği bir maraton”

Somut kazanımlara dair bir şey söyleyebilmek zor. Çünkü bu bir maraton. Toplumsal cinsiyet eşitliği bir maraton. Israrlı olmaya, süreklilik yaratmaya ihtiyacımız var. Öyle hızla elde edebileceğimiz bir şey değil. Bir sene içinde hemen sonuçlarını göremezsiniz. Ölçümlenebilecek sonuçlarını ancak onyıllar içinde üretmeye başlar böyle süreçler. Bununla beraber, HeForShe’nin insanların farkındalığını kesinlikle artırdığını söyleyebilirim. HeForShe pek çok erkeği toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi ve bu konuda kendilerine düşen görevin büyüklüğü konusunda ikna etmeyi başardı.

Bu hem kadınları hem de erkekleri ilgilendiren bir mesele. Erkekler de aktif olarak rol almalılar bu konuda. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması sadece kadınlara değil, hepimize yarar sağlıyor. Çünkü erkekler de stereotiplerle tanımlanıyor ve bundan rahatsızlık duyuyorlar. “Erkek olmak” zorundalar, “erkek gibi davranmak” zorundalar. Onların da bu stereotipik rollerin dışına çıkabilmeleri gerekiyor. Bu onlar için de bir özgürlük alanı açacaktır. Erkekler arasında bu farkındalığı yaratabilirsek, sonuçlar almaya başlarız.

Güncel eşitsizlik durumunu kendi avantajları için kullananlar ve muhafaza edilmesini arzu eden toplumsal aktörler de var. Örneğin enformel iş koşulları en çok kadınları etkiliyor. Bazı işverenler bu durumdan pek de memnuniyetsiz sayılmazlar.

'Türkiye’de yaşayan herkes endişelenmeli'İnsanların zihinsel yapıları, düşünme kalıpları geçmiş toplumlarınkinden izler taşıyabiliyor. Bugünün konularıyla başa çıkmaya çalışmaktansa geçmişte yaşamayı tercih ediyorlar. Elbette, hükümetleri ve iktidarda olan karar vericileri, mevcut durumu değiştirirsek ekonomik anlamda çok daha faydalı sonuçlar elde edebileceğimize ikna etmeliyiz.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayabilirsek, kadınlara ekonomik olarak daha aktif roller verirsek, ekonomik kalkınma konusunda da daha umut verici gelişmeler sağlarız. Kadınların gelir sahibi olması ailelerinin de gelişimini, çocuklarının daha iyi eğitim ve sağlık imkânlarına kavuşmasını beraberinde getirir. Gelecek kuşaklar da bundan fayda sağlar. Bu konuda, karar verici pozisyonlarda olan yetkililerin gözlerini açmalıyız.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece bir ideal değil, ekonomik olarak somut faydalar sağlayacak bir gereklilik aynı zamanda. Bunu söylüyorum ama eklememe izin verin. Toplumsal cinsiyet eşitliği sadece ekonomik avantajları nedeniyle tercih edilmesi ve inşa edilmesi gereken bir konu değil. Bu temel bir insan hakları meselesi.

Ocak ayında sunulan Global Gender Gap Report 2015’e göre Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda 145 ülke arasında 130’uncu sırada. Umut veren bir sıra değil bu.

Türkiye bu konuda endişelenmeli. Sadece parlamentodakiler ya da hükümet değil, Türkiye’de yaşayan herkes bu konuda endişelenmeli. Burası modern bir toplum. Ekonomik, sosyal ve politik olarak oldukça gelişmiş durumda. Bu şartlar altında, böyle bir konum, 145 ülke içinden 130’uncu sırada olmak kesinlikle kabul edilemez. Bu konuda harekete geçmeli ve bir şeyler yapmalıyız. Aksi halde bu durum ülkenin geleceğinin de peşini bırakmayacak.

Türkiye’yi sizin direktörlüğünüzdeki diğer Avrupa ve Orta Asya ülkeleriyle kıyaslarsanız neler söylerseniz?

“Çalışmalarımızın sürdüğü diğer ülkelere kıyasla Türkiye’nin iyi durumda olduğunu söyleyemeyiz”

Bence Türkiye kendini, Avrupa’yla kıyaslamalı; Orta Asya ülkeleriyle ya da eski Sovyet ülkeleriyle değil. Türkiye farklı bir konuma sahip. Çalışmalarımızın sürdüğü diğer ülkelere kıyasla, kadınların siyasete ya da işgücüne katılım oranları itibarıyla Türkiye’nin iyi durumda olduğunu söyleyemeyiz. Kadınların işgücüne katılımı yaklaşık yüzde 30 oranında. Bu hem Avrupa’ya hem de bölgenin geri kalanına göre oldukça düşük bir oran. Bu fazlasıyla vahim.

Daha da vahim olanıysa, 15-29 yaş arası genç kadınlara baktığınızda karşılaştığınız durum. Bu grubun yüzde 45’i eğitim görmüyor, çalışmıyor ya da herhangi bir alanda kendini geliştirmiyor. Çalışarak bir deneyim kazanmayan, eğitime ya da herhangi bir uzmanlık sürecine dahil olmayan bu kadınların geleceklerini düşündüğünüzde, hayatlarında önlerine çıkabilecek fırsatların ne kadar sınırlı olabileceğini anlayabilirsiniz. Bu durum Türkiye’nin ekonomisini olumsuz yönde etkileyecek.

2,5 yıldır Türkiye’desiniz. Bir değişim var mı sizce bu konuda ülkemizde?

Türkiye’nin pek çok fırsatı var. Özel sektörde ve üniversitelerde eğitimli kadınların aktif katılım gösterdiklerini ve liderlik rollerinde daha çok bulunduklarını görüyorum. Bu da, toplumda bir çeşit farkındalık olduğunun bir göstergesi bence. Türkiye’de ayrıca kuvvetli bir kadın hareketi var. Bu da bence lobicilik faaliyetlerini yürütebilmek ve değişimin öznesi olabilmek adına olması gereken bir şey.

Üniversite ve özel sektör demişken IMPACT 10x10x10’a da girebiliriz sanırım. Bu inisiyatif nasıl gidiyor?

Gayet iyi gidiyor. Koç Holding de Küresel Etki (IMPACT) şirketleri de arasında olduğu için şanslı hissediyoruz. Mustafa Koç da bu projenin büyük bir destekçisiydi. Ölümü bizi derinden üzdü. Liderlik rollerindeki insanların etki gücü daha fazla oluyor ve bu sayede herhangi bir fikrin topluma yayılması hız kazanıyor.

IMPACT çok önemli bir proje ama sadece bir başlangıç. İstikrarlı olmalı ve bu doğrultudaki aksiyonlarımızı sürdürmeliyiz. Uluslararası şampiyonlarımızın birçoğu Türkiye’de de faaliyet gösteriyor. Vodafone, Unilever, Schneider Electric gibi. Bu bir pilot inisiyatif. Başarılı olduğunu görürsek, bahsettiğiniz somut sonuçları alabilirsek, projeyi bir adım ileriye taşımanın ve bu alanda daha fazla şey inşa etmenin zamanının geldiğini anlayacağız.

'Türkiye’de yaşayan herkes endişelenmeli'

Diğer şirketlerin ilgisi, projeye yaklaşımı nasıl?

Diğer şirketlerden de telefonlar alıyoruz. Özel sektörün ilgisi Türkiye’de çok yoğun. Bizimle iletişime geçip, bir şekilde programa dahil olmak istiyorlar. Biz de onlara Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles – WEPs)’ni öneriyoruz. Kadının güçlenmesi konusunda harekete geçmeleri için şirketlere rehberlik edecek yedi prensipten oluşan bir platform. 1,5 yıl önce bu taahhütte bulunan 30 şirket vardı. Şimdiyse 50’nin üzerinde şirket var. Bu bence tam da somut sonuç olarak adlandırılabilecek bir durum.

21’inci yüzyılda her şeyi devlete bırakmamak gerekiyor; ancak devletin birçok konu gibi bu konuda da belirli politikalar üretmesi, düzenlemeler yapması zaruri değil mi?

Sizi çok iyi anlıyorum. Bürokratik süreçler bazen çok sinir bozucu olabiliyor. Lobi yapmanız gerekiyor. Hükümete gitmeniz gerekiyor. Parlamentodakilerle görüşmeniz, karar verici pozisyonlarda olan şahıslarla sürekli bir araya gelmeniz gerekiyor. “Unutmayın, bir de toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi var. Bunu sakın es geçmeyin.” demek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden kadınların da siyasette daha fazla varlık göstermelerinin teşvik edilmesi gerekiyor. Kadınların etki yaratabilmek için ne olursa olsun siyaset yapmaları gerekiyor. Mümkün olan tüm mecra ve kanalları denemeleri gerekiyor.

Statükodan faydalanan birçok kişi vardır her zaman. Bu hiçbirimizi durdurmamalı. Bizim için önemli olan şeylerden vazgeçmemeliyiz. Daha iyi bir toplum, daha iyi bireyler olma arzusu, daha temiz bir gezegen. Toplumsal cinsiyet eşitliği de benim için böyle bir konu. Bu konu 21’inci yüzyılın tamamlanmamış projelerinden biri. Mücadelemize devam etmeli ve hükümetleri ikna etmeliyiz.