Türkiye’de ve dünyada “Muhteşem Yüzyıl”

"Muhteşem Yüzyıl"ın dünya turu "başarı başa bela" nev'inden tatlı mı tatlı sorunlarla sürerken o, kendi memleketinde tam anlamıyla ters yönde sorunlarla savruluyor. Biz, Türkiye'de şu ara "Muhteşem Yüzyıl" adı altında tabiri caizse bitmiş bir projenin uzun ölümüne şahit oluyoruz.
01.02.2017 - 14:53
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Muhteşem Yüzyıl” şu ara Bangladeş’te ortalığı birbirine katmış ve bu, üzerinde durulmaya değer bir nokta. Çünkü biz burada diziyi çoktan tarihe gömdük. O hâlâ gösterimde olsa da bunu söyleyebiliyoruz.

Bir başka ve biraz da çelişik gelebilecek deyişle dizi Türkiye’de “mevcut” ama Türkiye’de değil dünyada “yaşıyor”. Bangladeş’ten gelen haber de bu söyleneni destekler mahiyette.

Aslında benzeri bir haber, aynı coğrafyada üç yıl önce de ama Pakistan mahreçli karşımıza çıkmıştı. 2013 sonlarında “Mera Sultan” adıyla Pakistan’da gösterimde olan dizinin, ülkede adeta bir “Hürremania” (Hürrem Sultan çılgınlığı) yarattığı görülmekteydi. Tabii “Hürrem” denince Meryem’in (Uzerli) akla gelmesi koşuluyla! Öyle ki o dönemde dizinin henüz Pakistan’da izlenmemiş olan son sezonunda Uzerli’nin ayrıldığı, ona “hasta” olanlar sinir krizleri geçirmesin diye kimse tarafından söylenmeye M cesaret edilemiyordu!

Daha önemlisi dizi, Pakistan’da diğer yapımlar karşısında katlarca reyting farkla zirveye kurulduğu için ülkenin dizi film piyasasında ciddi ekonomik kaygılarla alarm veren tepkilere yol açmıştı.

Türkiye'de ve dünyada "Muhteşem Yüzyıl"

Bitmiş bir projenin uzun ölümü

Şimdi aynı durum, Bangladeş’te söz konusu… Kasım 2015’te yayına giren dizi orada da izlenme rekorları kırarak yerli yapımlara fark atıyor. Ve yine orada da yapımcısından yönetmenine, oyuncusundan set işçisine kadar dizi-film endüstrisi isyan noktasına gelmiş durumda. Dizinin yasaklanması isteniyor! Çünkü “Muhteşem Yüzyıl”ın açık ara reytingin zirvesinde olmasından dolayı Bangladeşli oyuncular iş alamıyor, film stüdyoları kapanma noktasına geliyor.

Heyhat, “Muhteşem Yüzyıl”ın dünya turu bu minval üzere ve böylesi “başarı başa bela” nev’inden tatlı mı tatlı sorunlarla sürerken o, kendi memleketinde tam anlamıyla ters yönde sorunlarla savruluyor. Biz, Türkiye’de şu ara “Muhteşem Yüzyıl” adı altında tabiri caizse bitmiş bir projenin uzun ölümüne şahit oluyoruz.

Evet, yukarıda belirttiğimiz gibi, ortalıkta hâlâ bir “Muhteşem Yüzyıl” var ama esamisinin okunduğu söylenebilir mi?

Hayır, söylenemez ve sebep belli: Şu an Fox TV’de karşımıza gelen “Muhteşem Yüzyıl”, aynı yapım şirketi (Tims Productions) tarafından 2011-2014 yılları arasında bu memlekette de kapı-baca yıkan orijinal dizinin devamı niteliğinde düşünülüp kotarılmış bir çalışma. Ve başrol oyuncusundan kurgusal (tarihsel) bağlamına kadar her iki sürüm arasındaki fark, “Muhteşem Yüzyıl” adı altında şu anda Türkiye’de ve dünyada birbirine 180 derece ters iki farklı seyir tepkisini karşımıza çıkarıyor.

İki farklı Muhteşem Yüzyıl

Yalnızca Pakistan ve Bangladeş, daha doğrusu Hint Yarımadası’nda değil, Arap dünyasından Balkanlar’a, Avrupa’dan Orta Asya’ya ve Latin Amerika’ya kadar dünyanın hemen her köşesinde hâlâ revaçta olan Muhteşem Yüzyıl’ı, “Muhteşem Yüzyıl-Hürrem” diye tanımlamak daha uygun olur. Onun devamı olarak sunulanın adı da “Muhteşem Yüzyıl-Kösem” olduğu için gayet yerinde bir karşılaştırma imkânı da verecek bir tanımlamadır bu…

Fakat tanımlamanın asıl gerekçesi, bu “öncü” Muhteşem Yüzyıl’ı kültleştirenin (sanırım herkes kabul edecektir) başrol olarak Halit Ergenç performansıyla izlediğimiz Kanuni Sultan Süleyman’dan çok Meryem Uzerli ile özdeş Hürrem Sultan karakteri olmasıdır. Yukarıda zikrettik, onu Pakistan’da da “patlatan” ana etmen, “Hürrem, eşittir, Uzerli” faktörüydü denilebilir.

Türkiye’de “Hürrem”in istimiyle doğuş bulan, ama Uzerli’nin yerine Hülya Avşarlarla, Beren Saatlerle, şimdilerde de Nurgül Yeşilçaylarla kan-ter içinde yol alma uğraşı veren “Muhteşem Yüzyıl-Kösem” (ve dahi “MY-Bağdat Fatihi IV. Murad”) ise kelimenin tam anlamıyla elde patladı. Önceki yıl Star’da gösterişli şekilde takdim edilen dizi, rağbet görmeyince soluğu Fox’ta aldı ama şimdi orada da parlak oyuncu kadrosuna rağmen daha da sıradanlaşmaktan kurtulamadı. Dediğimiz gibi bu, “bitmiş bir projenin uzun ölümü” artık.

Çünkü “Kösem”de kurgulanan tarihsel kesit, popüler tahayyül açısından ilkiyle kıyaslandığında bir bakıma maça daha baştan yenik başlamayı kaçınılmaz kılmaktaydı.

“Muhteşem Yüzyıl-Hürrem”, bu coğrafyada yaşayan ortalama vatandaş için “tarih” dendiğinde ilk akla gelen imajı, Osmanlı’nın yükselme devrinin en tepe noktası sayılan Kanuni ve onun 46 yıllık saltanatını kurgusal işleme tabi tutmaktaydı. Bu, daha birinci dakikadan yeterince çarpıcıydı. Ama en önemlisi, ilgiyi (izleyende rahatsızlık da yaratarak artıran) bir “ters vuruş” yapılmaktaydı ki bu, “Muhteşem Süleyman”ı savaş kadar haremde de koşuşturan bir padişah olarak resmediyor olmaktı!

Böylece, hepimize ömrü muharebe meydanlarında cenkle geçmiş diye takdim edilen Sultan Süleyman’ın dönemini harem entrikalarına endeksli fantastik ve erotik bir “dişilliği” ön plâna çıkartarak, ama arka planda da o fanatik ve hamasi “eril” tarihsel çerçeveyi ihmal etmeyerek sunan bir dizi çıktı ortaya. Dolayısıyla hem kadın hem de erkek izleyiciye; hem fantezi hem fanatizm hem de “fetişizm” arayanlara hitap edecek bir kurgusal kapsamdı bu.

Türkiye'de ve dünyada "Muhteşem Yüzyıl"

Kösem ölü doğdu

“Muhteşem Yüzyıl-Kösem” ise hiç mi hiç böylesi bir kurgusal kapsam var edecek tarihsel arka plana sahip değil. Yakınlarda kaybettiğimiz abide tarihçi Halil İnalcık’ın “Harem Sultanları” başlığı altında değerlendirdiği 17’nci yüzyılın ilk yarısındaki Osmanlı’ya odaklı dizi, adı ile de çelişir şekilde hiç de “muhteşem” olmayan bir dönemden devşiriyor kurgusunu…

Bu, Osmanlı sarayında kadın çekişmelerinden geçilmez olmuş bir “tagallüb-i nisvân” (kadınlar saltanatı) dönemidir. O yüzden “ters-vuruş” yapılarak seyirciyi şaşırtıp ekrana çekecek bir durum da yoktur. Aynı doğrultuda popüler tarihsel hafıza ve muhayyilenin pek fazla haz etmediği, hatırlamak da istemediği kuru, tatsız, coşkusuz ve sıkıcı bir dönemdir bu…

O yüzden “Hürrem”den doğma “Kösem’li Muhteşem Yüzyıl”, ebeliğini Hülya Avşar da, Beren Saat de, Nurgül Yeşilçay da üstelense, ne yazık ki bir “ölü doğum” oldu Türkiye’de. Diğer bir deyişle, “Ana”sının ağırlığı ve ihtişamı altında kaldı.

Tabii bu bizde böyle ama acaba şimdi Bangladeş’te televizyon endüstrisinin çalışanlarını canhıraş protestolara sürükleyen “Hürrem”den sonra ekranı o devraldığında aynı sonuç orada da karşımıza çıkacak mı?

Ne Bangladeşlinin, ne Pakistanlının, ne Şililinin, ne de bir “başka-dünyalı”nın bizim tarihimizin parlak ve yaldızlı sayfaları ile kuru, boz-bulanık sayfaları arasındaki ayrımı kafaya takması pek söz konusu olamayacağına göre daha çok oyuncu faktörü belirleyici olacak gibi görünüyor. “Hürrem”e can katan Meryem Uzerli’nin yerinde “Kösem”i canlandıranın seyirci ile “kimya”sının buluşup buluşmaması yani… İyimser olmayı teşvik eden nokta şu ki Hint Yarımadası da Orta ve Güney Amerika da Beren Saat’e hem Aşk-ı Memnû hem de Fatmagül’ün Suçu Ne üzerinden alâka, aşinalık ve muhabbet sahibi, bunu biliyoruz. O, “Kösem” olarak huzura çıktığında da seyre mazhar olabilir.

Dolayısıyla bakalım, “Hürrem” mi yaman, “Kösem” mi; ya da Meryem mi, yoksa Beren mi, göreceğiz!