Türk reklamcıları çok mu alafranga?

Seçimlerden sonra pek çok köşe yazarı kitleleri anlamamakla eleştirildi ve hatta istifaya davet edildi. Peki 22 Temmuz’dan reklamcıların çıkarması gereken hiç ders yok mu? Ya da olmamalı mı?

04.09.2007 - 16:13 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Seçimlerden sonra pek çok köşe yazarı kitleleri anlamamakla eleştirildi ve hatta istifaya davet edildi. Peki 22 Temmuz’dan reklamcıların çıkarması gereken hiç ders yok mu? Ya da olmamalı mı?

Önce heyecan vardı. Korku, emin olamamak, güvensizlik. Herkes beylik beylik laflar ediyordu köşesinden o dönem. Yüzdeler, küsurlar havalarda uçuşuyordu. Birbiri üstüne açıklanan anket ve araştırma sonuçları köşe yazarlarını birbirine düşürdü. En büyük tepkiyi ise Tarhan Erdem çekiyordu şüphesiz. Derken geldi çattı 22 Temmuz. Kimine göre ‘Ne olmasını bekliyordunuz ki?’ durumuydu ortadaki. 12’den vuran Tarhan Erdem ise tüm süreç boyunca kale gibi durduğu köşesinden bıyık altından güldü belki de kendisini yerden yere vuranlara.

Seçimlerin reklam boyutu vardı bir de… Hem süreç hem de sonuç hazmedilmesi gereken dersler taşıyordu partiler için. En iyi bilgi, sınavda yanlış yapılınca öğrenilirmiş zaten. Reklamın ne kadar ciddi bir iş olduğu, öyle aceleye getirilemeyeceği, reklamcılarla çalışmanın aniden verilen bir karar değil uzun bir yol arkadaşlığı olması gerektiği, içerik iyi değilse paketin çok da fazla bir şeyi değiştiremeyeceği, jelatin ne kadar janjanlı olsa da içindekini kıyıdan köşeden mutlaka gösterdiği, kullanılan kelimeler ne kadar parlarsa parlasın temsil ettiği değerlerin önüne asla geçemeyeceği, vaatlerin, değerlerin, taşınan niyetin hızlı tüketim malı gibi algılanarak pazarlanmasının kimseyi bir adım öne taşımayacağı, yüzlerde yılların izini taşıyan kırışıklıkların birkaç elektronik fırça darbesiyle silinerek tarihin silinemeyeceği ve bu fotoğraf cerrahisinin halkın kafasında yıllardır yer etmiş sabit fikirlere, resimlere anestezi etkisi yapamayacağı gerçeğini geç de olsa anlamışlardır artık herhalde.


HALKA YAKIN DURMAK HALKI ANLAMAYA YETER Mİ?

Seçim bitti. Halka yakınlık, halkı tanıma, halka inebilme, halktan biri olma tartışmalarının üstü tozlanmaya başladı hafif hafif. Seçim sırasında reklamcılar için tekrar gündeme gelen bu konuda Oray Eğin şöyle yazmıştı: “CHP’nin reklam kampanyası tutmadı, çünkü hazırlayanlar halktan en az CHP yönetimi kadar uzaktı. Alinur Velidedeoğlu ve Yiğit Şardan ikilisi pek çok konuda çok başarılı ve yaratıcı işler çıkarmış olabilirler, ancak iş siyasi reklama gelince pek temas etmedikleri bir alana kaymak zorunda kaldılar: Halka. Her iki reklamcı da gerçek birer Beyaz Türk, bu yüzden de halktan son derece uzak. Sosyete CHP’ye reklam yapamaz çünkü! Ama bir yandan, Alinur Velidedeoğlu ve Yiğit Şardan’ı da anlıyorum: Ellerindeki ürün bu kadar olunca, ne kadar reklam yaparsanız yapın daha fazla satmaz. Reklamcılığın uluslararası kuralları bunu söyler… CHP’nin reklam kampanyasında da hiç düşünülmeden, emek harcanmadan “Şimdi CHP zamanı” diye bir slogan bulunmuş. Deniz Baykal’ın photoshop’ta yumuşatılan yüzü, Amerikan seçim kampanyalarını andıran o afişlerle halktan uzak, dahası halkı hiç tanımadıkları anlaşılan bir kampanya yapmışlar CHP’ye.”

Yapılan iş iletişim olunca belki de iki kere düşünmek gerekiyor. Kime neyi pazarlıyor reklamcılar? Kullanılan cümleler, renkler, şekiller gerçekten hitap ediyor mu Türk halkına? Türk reklamcıları çok mu alafranga? Başarısız kampanyaların altında yatan en önemli sebep bu olabilir mi? Daha da önemlisi eğer reklamcılar halka uzaksa, kitlesel iletişimde kullandıkları dili gözden geçirmeleri gerektiği gerçeğine tamamen gözlerini mi kapatırlar yoksa kaale alıp değişmeye yakın dururlar mı?


Alinur Velidedeoğlu

Dünya kitleselleşmiyor, bireyselleşiyor. Yapılması gereken farklılaşan hedef kitle gruplarına, doğru mesajı ulaştırmanın yollarını aramak.


Alper Üner

Doğru lisan kadar, hatta daha önemli bir konu doğru stratejilerdir. Seçim sonuçlarını kıyasladığınız ortamda, lisandan önce kim, hangi mesajı sahiplendi diye bakarsak, konunun arkasında lisan ötesi bir boyut olduğunu görürüz.


Atilla Aksoy

Bence kategorik bir dil sorunu yok. Reklam endüstrimizin genelinde kronik bir vasatlık sorunu var. Yeterince emek vermemek, klişelerle hareket etmek…


Ayşe Bali

Reklamcılar, gözlemlediğim kadarıyla bütün dünyada içinde yaşadıkları toplumdan daha iyi eğitimlidir. Ortalamanın üstünde kazanır, gece daha sık dışarı çıkar, tatile daha egzotik yerlere giderler. Peki biz reklamcılar için sızma zeytinyağı reklamı yapmak margarin reklamı yapmaktan daha mı kolay? Hiç de değil. Ürünü kullananı yakından tanımak bu işi yapmanın ayaklarından sadece biri.


Erol Olçok

Reklamcılar sürekli Batı’dalar. Özellikle çok kanallı TV’nin hayatımıza girmesiyle birlikte medyanın ve halkın gündemi örtüşmemeye başladı. Halkın gündeminden kopuk, halkı manipüle etmeye çalışan bir medya oluştu. Bunun en büyük göstergesi de son seçimler oldu. Medya, halkı anlamak yerine, sürekli öğretmeye yöneldiği için gerçek gündemden koptu.


Hulusi Derici

Mesele alafranga veya alaturka olmakla ilgili değil, reklamcının pazarlama, markalama ve satışı bilip bilmemesiyle ilgilidir. Konuşulan reklamlar yaratmakla değil; konuşulan, çekim gücü yüksek markalar yaratmakla ilgilidir.


Jeffi Medina

Böyle bir genelleme yapıp “Türk reklamcılığı alafranga” demek hem büyük bir haksızlık hem de biraz haddini bilmemek olur. Çok ayıp bir şey bu. Bu sektörde konuşan insanların dikkatli konuşmaları gerekir. Türk reklamcıları gereken bütün beceriye sahiptir


Lale Saral Develioğlu

Reklamcı Türkiye’nin nabzını tutmalı.‘Samimiyet’, bir iletişim çalışmasının izlenmesinde, beğenilmesinde ve en önemlisi verilmeye çalışılan mesajın kitleler tarafından kabul edilip satın alınmasında çok kilit bir duygu.


Levent Erden

Reklamcıların iletişim problemi olmaz olur mu? Allahına kadar var. Türk reklamcısı şeytan üçgeninde yaşar: Etiler, Bebek, Beyoğlu. Yazları Bodrum, Çeşme… Bu kardeşlerimiz oradaki hayat tarzının içindedirler ve onun Türkiye’nin hayat tarzı olduğunu zannederler.


Nesteren Davutoğlu

Hedef kitleye uzak olma lüksümüz yok. Reklam; hayatı okumak, hayatın içinde olmaktır. Reklamcı sadece barda, pub’da, alışveriş merkezinde gezmiyor ki. Sokakta, pazarda, maçta, konuda, komşudayız. Reklamcının her cinsten insanla muhabbeti, alışverişi var. Hayatla, başkalarıyla iletişim içinde olmayı, etki yaratmayı sevdiği için meslek olarak ticari iletişimi seçmiş.


Saffet Kapat

Tüketicinin dilini kullanmak şart.Tüketiciyi işimizin odak noktasında tutan bir şirket olarak, bizim yaptığımız mümkün olduğu kadar tüketicilerin yaşamlarıyla iç içe olmak.


Serdar Erener

Reklamcılar medyadan farklı değil
İstanbul’daki pazarlama yöneticilerinin ve reklamcıların Türk medyasından farklı olmadığı kanaatindeyim. Onlar da eminim seçim sonuçlarına şaşırmıştır. Bence bu mesafe, toplumun gerçek endişelerinden, meraklarından, sevgilerinden uzakta olmak bizim iş verimliliğimizi olumsuz yönde etkiliyor.


Uğur Çakır

Onlar Paris’te oturup Türkiye’yi yazar. TV’den maç seyredip, stadyum atmosferi yazar.
Bu ülkenin insanları için gece gündüz araştırır, mesela güzellik yarışmalarında jüri üyeliği yapar. Ama genelleme yapmayalım, bunları hepsi değil, bazıları yapar.

Kapak dosyamızla ilgili tüm ayrıntıları MediaCat’in Eylül sayısında okuyabilirsiniz.

Hazırlayan: Selin Akıncı