‘Türk ajansları daha çok ödül alabilir’

Geçtiğimiz ay Türkiye’ye gelen Cannes Lions CEO’su Philip Thomas'la Cannes festivalini, sektörü ve 2010 beklentilerini konuştuk...

12.11.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Cannes Lions Uluslararası Reklam Festivali’nin 2009 yılına Türkiye’den aday olan çalışmalar damgasını vurdu. Bu başarıyı kutlamak adına Türkiye’ye gelen Cannes Lions CEO’su Philip Thomas, festivalin 2002 yılından beri temsilciliğini sürdüren Milliyet gazetesinin Ekim ayında düzenlediği Cannes Lions Ödüllü İşler Sergisi’nin açılışına katıldı. Ülkemizin reklamcılık sektörüne desteğini göstermek amacıyla burada bulunan Thomas’la festivali, sektörü ve 2010 beklentilerini konuştuk.

Türkiye’ye ilk gelişiniz mi?

İstanbul’a ilk gelişim. Uzun yıllar önce, İzmir ve Bodrum’a gelmiştim. O zamanlar turist broşürleri için fotoğraflar çekiyordum.

EMAP için kaç yıldır çalışıyorsunuz?

24 yıldır. 3 yıldır da Cannes Lions için çalışıyorum.

Bu yıl Cannes’da özellikle öne çıkan, bir anlamda beklenmedik başarılar kazanan ülkeler oldu mu?

Daha önceleri tek bir Aslan bile kazanamadan döndüğü halde bu yıl ödül toplayan yeni ülkeler var: Tayland ve Almanya, buna iyi iki örnek. Daha önce hiç kazanamamış Belçika da 30 Aslan aldı.
 
Türkiye’nin kazandığı başarı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bence harika bir iş çıkardınız. Cannes’ın geçmişine baktığımızda, Türkiye’nin şimdiye dek sadece 4 Aslan’ı vardı. Bu yıl ise inanılmaz bir başarı elde edildi. Bu çok heyecan verici. Bu başarı, her yıl daha çok ödül kazanılmasını sağlayacak bir sürecin fitilini ateşledi bence. Daha büyük başarılara imza atılacağından şüphem yok. Bu yılki başarının özellikle DDB&Co. sayesinde kazanıldığını da belirtmem gerek. Umarım DDB&Co.’nun başarısı buradaki diğer ajanslara ilham verir.

EMAP’in diğer önemli organizasyonlarından Eurobest nasıl gidiyor?

Eurobest bu yıl Kasım ayında Amsterdam’da düzenleniyor. Bildiğiniz gibi, 20 yıllık bir organizasyon bu. Avrupa’nın en önemli yaratıcılık ödülünün verildiği çok köklü bir yarışma. Geçtiğimiz yıl Stockholm’deydik, bu yıl Amsterdam’dayız. Tüm Avrupa’yı kapsayan bir festival ve tabii ki Türkiye de bu kapsama alanının içinde.
 
Eurobest’i her yıl farklı bir Avrupa şehrinde düzenliyorsunuz. Festivali İstanbul’da düzenleme fikrine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, neden olmasın. İnsanların özellikle gitmek isteyeceği şehirleri festival mekânı olarak seçiyoruz. Amsterdam, pek çok insanın kolaylıkla ve isteyerek geleceği bir yer. Eminim İstanbul’a da büyük bir talep olacaktır.

Eylül ayında düzenlediğiniz Spikes Asia nasıl geçti?

Spikes Asia bu yıl çok başarılı geçti. Yaklaşık 1000 katılımcımız vardı. Cannes, global bir festivalken, bu bölgesel festivalimiz. Dubai Lynx’i Orta Doğu ve Afrika; Spikes Asia’yı Asya ve Eurobest’i Avrupa için düzenliyoruz. Spikes’ta bu yıl Japonya, Singapur ve Tayland gibi ülkeler, önemli başarılar yakaladılar.

Spikes Asia’daki ve Dubai Lynx’teki çalışmalar arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün mü?

Spikes’taki çalışmaların çok daha yaratıcı olduğunu söyleyebilirim. Zaten Japonya Cannes’da olduğu gibi Spikes’ta da pek çok ödül kazanarak festivale damgasını vurdu. Çok kalifiye ve sofistike işler çıkıyor onlardan. Dubai’de ise sektör daha yeni tabii. Kat edecekleri uzun bir yol, öğrenecekleri çok şey var.

Bu festivallerde ekonomik krizin, katılan işlerin yaratıcılığını etkilediği gibi bir izlenime kapıldığınız oldu mu?

Hayır, tam aksine kriz insanları daha yaratıcı yapmış. Medyaya ayrılmış bütçelerin düşmesi karşısında öyle olmak zorundalardı zaten. Özellikle P&G, Unilever, Coca-Cola ve Nestle gibi büyük reklamverenler, markaları için yaratıcılığa çok önem veriyor ve ajanslarından da bunu bekliyor.

Crispin Porter + Bogusky’nin yakaladığı başarıdan sonra, ajansların New York gibi metropollerde konuşlanmış olmasının o kadar da önemli olmadığı açığa çıktı. Miami gibi, ajansları sayesinde yaratıcılığıyla nam salacak olan başka şehirler de bulunuyor mu dünyada?
Cannes Report 2009’u yayınladık geçtiğimiz günlerde. Bu rapor, tüm ajansların Cannes’daki başarılarını sıralıyor. Sıralamayı ayrıca ülkelere ve şehirlere göre yapıyoruz. Bu rapora göre bu yıl en çok Aslan kazanan, en yaratıcı diyebileceğimiz şehir, Londra. New York, San Francisco, Brüksel ve Hamburg da bir o kadar yaratıcı şehirler.

Crispin Porter + Bogusky gibi yaratıcı ajanslar da var: Goodby Silverstein San Francisco, Wieden+Kennedy Portland, Droga5 New York, DDB Londra, BBH Londra ve yine Londra’dan pek çok iyi dijital ajans var. Almanya’da Jung von Matt ve Serviceplan; Belçika’da ise Happiness ve Boondoggle gibi çok yaratıcı bağımsız ajanslar var. Yaratıcılığın pek çok merkezi var ancak ülke bazında Almanya, Belçika, İngiltere, ABD ve Avustralya özellikle öne çıkanlar.

Ülkelerin başarı sıralamalarında katılan iş sayısı etkili mi peki?

Hayır, değil. Bazı ülkelerden sayısız aday olduğu halde hiç kazanan olmazken, birkaç çalışma ile aday olanlardan Aslan alanlar da oldu.

Dijital mecralarındaki çalışmaların televizyon ve radyo gibi geleneksel mecralardan daha popüler hale geldiğini söylememiz mümkün mü?

Evet, ister doğrudan pazarlama olsun, ister PR ya da tasarım, her çalışmanın bir dijital ayağı da var. Bütçeler de duruma göre değişiyor. Tribal DDB Amsterdam tarafından internet için hazırlanan çalışma, Film Büyük Ödülünü kazandı. Sinemada ya da televizyonda gösterilmedi. Bence gelecekte de bu devam edecek, bu yönde bir seyir izliyoruz.

Açıkhavada da dijital mecralar gibi bir gelecek görüyor musunuz?

Açıkhava, tüm bu karışımın önemli parçalarından birisi. Yeni şeyler denemek için açıkhava çok etkili bir mecra, üstelik dijital öğeleri de kullanabiliyorsunuz. Bence dijital mecralara ilgi artarken geleneksel mecraların gözden düşüşü muhtemelen devam edecek. İngiltere’de geçtiğimiz ay internetin mecra payı, televizyonun önüne geçti.

2006’dan beri Cannes Lions’ın CEO’su olarak çalışıyorsunuz. Geçtiğimiz dört festival arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

10 bin kişinin geldiği 2008, en iyi yıldı. 2009 da başka bir anlamda çok iyiydi: Gelen sayısı azaldığı halde herkes inanılmaz iyi vakit geçirdi.

Önümüzdeki yıl Cannes’dan ve Türkiye’deki ajanslardan beklentileriniz neler?

Cannes Lions 2009’da 6000 katılımcımız ve 22 bin başvurumuz vardı. 2010’da çok daha fazla insanın gelmesini bekliyoruz. Bu yıl ekonomik kriz yüzünden herkesin çekinceleri vardı, 2010’da bu sayı artar. Çünkü bu yıl çok iyi konuşmacılarımız bulunuyordu, çok başarılı bir festival geçirdik. Katılan işler çok iyiydi, gelenler organizasyondan çok memnun kaldılar. Evlerine döndüklerinde “Cannes’a seneye de mutlaka gidelim” diye düşündüklerine eminim. Cannes, tüm endüstrinin bir araya gelerek gelecek hakkında konuştuğu tek yer, bu yüzden de çok önemli bir etkinlik.

Türkiye’ye gelince… Bir ülke kazanmaya başladı mı, arkası çorap söküğü gibi gelir. Şu anda çok sayıda ödül kazanan ülkelere baktığınızda, başarılarının yıllar içerisinde katlanarak arttığını görürsünüz. Türkiye’nin önümüzdeki sene daha da başarılı olacağına inanıyorum. Önemli olan reklamverenlerin, ajanslarının yaratıcı ve ilginç işler yapmalarına imkân tanıması. Büyük ya da pahalı işler değil, yaratıcı işler yaptırarak Türkiye’nin Cannes’da daha büyük başarı kazanmasına önayak olmalılar. Türkiye’nin reklamcılık alanında da önemli bir ülke olduğu gösterilmeli çünkü hem ekonomik anlamda hem de coğrafi anlamda burası çok önemli bir ülke.

Röportaj: Hande Çetin

Röportaj MediaCat’in Kasım 2009 sayısında yayınlanmıştır.