Türk ailesini artık çocuklar yönetiyor

MediaCat dergisi, Virtua Araştırma ve Alice BBDO Reklam Ajansı'nın “Türkiye’nin Aklını Okuyoruz’’ sloganı ile yola çıktığı araştırmanın 3. ayağının konu başlığı “Türkiye’de çocuk olmak” tı.

19.04.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

MediaCat dergisi, Virtua Araştırma ve Alice BBDO Reklam Ajansı’nın “Türkiye’nin Aklını Okuyoruz’’ sloganı ile yola çıktığı araştırmanın 3. ayağının konu başlığı  “Türkiye’de çocuk olmak” tı.

MediaCat dergisi Nisan sayısında yer alan araştırmaya; Türkiye’de çocuk eğitimi ve ebeveynlik ilişkisi üstüne yazılmış makale, tez ve kitaplar incelenerek başlandı. Ardından, sahaya çıkıldı ve 228 anaokulu öğrencisi ile görüşme ve gözlemlerde bulunuldu. 6 yaş grubundaki çocukların katılımı ile üç odak grup görüşmesi gerçekleştirildi ve çocuk gruplarının ardından çocukların anneleri ile bir araya gelinerek, aynı konu uzman pedagoglar tarafından bir de onların ağzından dinlendi.

Türkiye’de Çocuk Ailenin Kararlarını Direk Etkiliyor
Türkiye’de çocuk olmak; oyun oynamakta olan çocuğuna, oyunu bırakıp eve gelmesi için seslenen annenin yüksek perdeden buyurgan sesine veya terlemiş mi diye bir anda çocuğun sırtından içeri giren teklifsiz anne eline aşina olmaktır. Bir kadın için çocuk sahibi olmak ise; hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı anlamına geliyor. Türk kadını anne olur olmaz, yepyeni bir ruh haline giriyor ve hem kendi hayatını hem de çocuğunun hayatını geri dönülmez bir şekilde değiştiriyor. Bu nedenle, Türkiye’de anneler ne kadar “kutsal” ise çocuklar da o kadar “dokunulmaz” ve farklı oluyorlar.

Türkiye’nin aksine, Batılı toplumlarda çocuk, ebat olarak küçük bir yetişkin olarak kabul ediliyor ve hayat, küçük insanın aileye katılımıyla olağan seyrinde devam ediyor. Bu yapı içinde çocuklarla yeri geldiğinde tartışarak, yeri geldiğinde konuşarak pazarlık ediliyor. Bu nedenle çocuğun varlığı ailenin sosyal hayatının devamlılığı için büyük bir engel oluşturmuyor. Biz Türkler ise yanlarında çocukları ile dağ yürüyüşlerine giden, ya da müzik festivallerine katılan yabancıları garipsiyoruz. Çünkü Türkiye’de, çocuk –özellikle yüksek eğitim ve gelir seviyesindeki aileler için- daha doğmadan hayatın merkezine oturuyor. Gidilecek restoranın çocuğa uygun olup olmaması yemeğin kalitesinden daha önemli hale geliyor. 2010 yılı verilerine göre nüfusun %10’unu oluşturan, 3-7 yaş arası çocukların Türk tüketicisi üzerindeki etkileri saymakla bitmiyor. Bu yaş aralığındaki çocukların tüketim alışkanlıklarını inceleyen Valkenburg ve Cantor’a göre çocuk gelişiminde bu aralık “sürekli isteme ve pazarlık etme” davranışı ile belirleniyor ve isteği karşılanmayan çocuk ebeveynleri ile çatışmaya başlıyor. Çatışma ise neredeyse her zaman çocuğun zaferi ile sonuçlanıyor.

Araştırma sırasındaki görüşmelerde annelerin üstüne basa basa söylediği gibi çocuğun aileye katılması ile ebeveynlerin o güne dek geliştirdiği bütün tüketim alışkanlıkları altüst oluyor ve çocuğun dayatmaları doğrultusunda yeniden belirleniyor. Bu değişim süreci ile sokak alışverişi yerini, düzenli AVM ziyaretlerine, lüks restoranlar ise yerini sinemaya yakın fastfood restoranlarına bırakıyor. Bu hali ile Türk annesi için çocuk, sürekli olarak kontrol altında tutulması “zapt edilmesi” gereken ve çoğu zaman “korkutucu” bir varlığa dönüşüyor.  Tavizkar anne her türlü sıkıntıya göğüs geriyor, hatta araştırma sırasında sırf çocuk sarı saç seviyor diye, sürekli boyanmaktan yanan saçının hikayesini anlatan annelere rastlandı.

Araştırmanın tamamını MediaCat Nisan sayısında okuyabilirsiniz.