Toplantı tipleri

'Toplantı aslında nedir' diye kafa yordum ve paşa gönlüm, bu vakayı toplantı tipleri üzerinden anlatmak istedi...
10.04.2013 - 14:01
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Mizah peşimi bırakmıyor… Ben bu ilk yazımda psikoloji, reklam, Türklük parametreleri arasında çapraz örgü kovalayan bir içerik tasarlarken, turfanda Popstar’a takıldı gözüm. Jüri üyelerinden Serdar Ortaç, iki üyenin 10, kalan iki üyenin 9 puanlarını toplamakta birazcık zorlanınca, ‘Ben zaten matematikten anlamam çünkü besteciyim’ dedi. Sayın Serdar Ortaç’a ‘jüri ya kulum’ diyorum ve kendilerine arka kapağında ‘Matematik farklı şeylere aynı adı verme sanatıdır’ alıntısının bulunduğu ‘Kaos’ adlı kitabı öneriyorum. Leonard Rosen’in kitabı, Anıl Ceren Altunkanat’ın çevirisiyle Epsilon Yayınları’ndan çıktı geçen yıl. İlk fırsatta parasını verip alsın bu kitabı Sayın Serdar Ortaç, kendilerinde nakit sıkıntısı olduğunu sanmıyorum. Çünkü yeri gelince aritmetikten gayet iyi anlıyorlar.

Mizaha girmişken, çıkmak olmaz. Son çeyrek yüzyılı böyle geçirdim ben…

Televizyon, reklam, gazete ve benzeri yaratıcı sektör çalışmalarında, gereğinden fazla da değil, tam da gerektiği kadar sayıda hazır bulundum. En orijinalleri elbette reklam toplantılarıydı. ‘Toplantı aslında nedir’ diye kafa yordum ve paşa gönlüm, bu vakayı toplantı tipleri üzerinden anlatmak istedi…

Bir önceki toplantıya dönmek isteyenler: Titiz insanlar… Hem devamlılığı sağlamak hem de mesai arkadaşlarına ‘duruma hakim oluş’un peri tozlarını serpmek üzere, bir nevi dizi filmlerdeki ‘özet’ misyonunu üstlenirler. Nadir olarak, tamamen karanlık geçmiş bir önceki toplantıyı hatırlatıp, ‘Hanımlar, beyler, şu an kreatif bağlamda dal gibiyiz!’ diyen çıkmış mıdır bilmem, ben denk gelmedim. Ama girizgâhı uzatmak yanlış sonuçta, zaman candır, ‘bir sonraki toplantı’dan çalmamak lazım… Nihayetinde toplantı sakinleri içinde, bu iki toplantı arasındaki sürede, kafasını kalasa çarpan yoksa, herkes durumun farkındadır, ki farkındalıktan başka nedir zihin?

(Bunların ilkokul ortamındaki izdüşümleri: Dersi derste dinlerimciler…)

‘Atıyorum’cular: Efendi insanlardır… Odaya girmeden önce kapıyı vurma hassasiyeti ile karmaşayı karışıklık zannetme astigmatlığının sentezlendiği ruh halleriyle, totalde toplantıların uzama sebepleridir. ‘Bu mudur fikir diye ses harcadığın şey?’ denmesine bir ön tedbir olarak başlayan ‘atıyorum’, bir zaman sonra alışkanlık yapıp, ‘Çok iyi fikir olsa, zaten ben bulamazdım çünkü ben atıyorum’ kafasına sürükleyebilir insanı… Son topu kullanmanın zevkinden mahrum kalmaya hiç girmiyorum!

(Bunların ilkokul ortamındaki izdüşümleri: Kümede sadece üye olurumcular.)

Nesneller: Teknik insanlardır… Rakam, istatistik, çizelge, oran, maddi çerçeve derken, insanda yaşama arzusu bırakmazlar. Yediğin içi kaşarlı küçük simit bile tatsız gelir. Oyun kurucuyu yedek kulübesinde tutarcasına, hayal dünyasının önünü tıkar ha tıkarlar… E, yani masalın tadını çıkarmak dururken, ’10 pamuk prenses ve 70 cüce’ bazında maliyet çıkarıp, projeyi asit testten geçirmenin alemi ne? ‘Vizyonumuz ve misyonumuz’ demeden edemezler, maksimum faydayı kuzenleri gibi severler.

(Bunların ilkokul ortamındaki izdüşümleri: Birinci sınıfı okumadan ikiden başlamak hakkımdı ama olmadıcılar…)

Enteresanlar: Elektrikli insanlardır… Toplantıyı katlanılır hale getirmekle kalmayıp, toplantının varoluş sebebini de taçlandırırlar. Hiperaktiviteleriyle yorarlar, iyi de ederler. Yorulmadığın mesaiden ne fayda gelir? Yorulmayan zihin, en başta kendine zarar… Vakit geçirme vasatlığını aşıp behemehal yaşamak lazım. ‘Vakit öldürene hiç girmiyorum, taammüden cinayet!

(Bunların ilkokul ortamındaki izdüşümleri: Besleme çantasında elma eksik olmayanlar…)

‘Sesli düşünüyorum’cular: Ziyan insanlardır… Atıyorumculuğun kronik halini yaşarlar. Durdurumazsın. Üzülürsün… ‘Bu kendi kendineyken ne düşünüyor acaba?’ diye durduk yere tasalanırsın.

(Bunların ilkokul ortamındaki izdüşümleri: Silginden bana biraz koparsanacılar…)