Tesla

Verimlilik, optimizasyon ve inovasyon mudur gerçek bir markanın omurgasında yer alan?
03.02.2015 - 09:45
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Detroit Auto Show’da General Motors CEO’su Mary Barra, 2017’de lanse edilecek elektrikli bir Chevrolet modelinden gururla bahsediyordu. 320 km menzil ve yaklaşık 30 bin ABD doları gibi bir satış fiyatı ile bu yeni model yepyeni bir devir açacaktı.

Büyük bir coşkuyla yapılan anlatımın altında yatan, 2017’de lansmanı yapılacak olan Tesla Model III’ün karşısına bir rakip çıkartabilmekti kuşkusuz.

Son yıllarda esen Tesla rüzgârı geleneksel devler için pazar payı olarak bir tehdit değildi. Ama imaj olarak petrolle çalışan modelleri “çağ dışı” konumlandırmasına itiyor, yaratıcısı Elon Musk hemen her fırsatta televizyon ekranlarında “otomotiv dünyasının geleceğini” temsilen yarınlardan bahsediyordu.

Chevrolet, belli ki bu gidişatın karşısında rekabetçi bir şeyler söyleyebilmenin gururunu ve sevincini yaşıyordu.

Geçtiğimiz gün Don Peppers’ın bu konuda yazdığı enfes bir makaleye gözüm takıldı. Peppers, Chevrolet ve onlar gibi düşünen markalara ciddi bir uyarıda bulunuyordu.

Aslında Tesla, rakiplerinin bu alanda yatırım yapmasını destekliyordu. Hatta 200 yıl boyunca sahip olduğu patentleri ücretsiz olarak kullanıma açmıştı. Zira “fosil yakıt – elektrikli” geçişini tek başına fonlayabilmesi mümkün değildi. Elinden geldiğince şarj istasyonları inşa etse de, tüm sektörün elektrikli alanına yatırım yapması kategorinin hızla büyümesi için önemliydi. Elektrikli otomobillerin yaygınlaşabilmesi adına özellikle ABD’de lobi faaliyetlerinin de yürütülmesi gerekiyordu ve bunun için toplu bir harekete ihtiyaç vardı. Kısacası geleneksel devler rakip değil, tersine iş ortağıydı.

“Düzeni değiştiren” marka

Tesla rekabetten ve onların lansmanlarından korkmuyordu çünkü Peppers’ın bakışıyla bir otomotiv üreticisi değildi. Tesla, gelişmiş otomobil özellikleri olan high-end bir bilgisayardı. Araç sürekli ana merkeze bağlı çalışıyor, içindeki yazılım neredeyse her hafta yenileniyordu. Otomobili kullanırken yaşanan deneyim neredeyse “kusursuzdu” ve daha ilk günden sahipleriyle Tesla dünyası arasında bir aşk yaşanıyordu.

Tesla’ya yönelenlerin amacı yakıt tasarrufu, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya karşı bir tepki koymak değildi. Genç, orta-üst segmentte teknolojiyi yakından takip eden kitleler markanın ilk alıcılarıydı. Aracı gördüklerindeki hissettikleri, en son iPhone’u arzulamalarıyla benzer duygulardı. YouTube, Tesla Model S’in performansıyla Ferrari veya Porsche’lerle dalga geçtiği videolarla doluydu.

Tesla Motors Model S

Tesla bir elektrikli otomobil değil, bir arzu nesnesi yaratmıştı.

Yazı daha ilk satırından itibaren “daha iyi ürünleriyle övünen” şirketlerle, “düzeni değiştiren markalarıyla övünen” şirketlerin arasındaki farkı haykırıyordu.

Bir sürü teknolojik özelliği ile övünen bir akıllı telefonla bir iPhone’u karşılaştırmanın anlamsızlığı gibi.

Daha güçlü formül, daha iyi işlemci, daha iyi bir şeyler.

Daha iyi bir ürün, daha iyi bir marka anlamına mı gelir?

Verimlilik, optimizasyon ve inovasyon mudur gerçek bir markanın omurgasında yer alan?

Yoksa Jobs, Musk ve Branson gibilerin şirketlerine kattığı, “hantal düzeni değiştirmek için yola çıkan” bakış açıları mı?

Peppers’ı ve uyarılarını daha iyi anlayabilmek için, Clayton Christensen’in “İnovasyon Dilemması”nı arada raftan indirmek ve tekrar tekrar okumak gerekiyor belki de.