‘Tarafın çizgisinde bir değişiklik olmayacak’

Oral Çalışlar: Ben Taraf’ı geçmişte de beğenen, geçmiş mücadelesini doğru bulan, ona destek veren bir gazeteciyim.

01.03.2013 - 14:42 | MediaCat

‘Tarafın çizgisinde bir değişiklik olmayacak’
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

2012’nin son günlerinde Taraf gazetesinde birbiri ardına gerçekleşen istifalar medyaya damgasını vurmuştu. Merak edilen konu Ahmet Altan’dan boşalan koltuğa kimin oturacağıydı. Kendisine teklif gittiğinde belli bir yaştan ve tecrübeden sonra böyle bir işin altına girmek doğru mudur, değil midir diye tereddüt ettiğini söyleyen Oral Çalışlar, Taraf’ın özel bir tarihe sahip olduğunu ve bu yüzden işin bir kenarından bir parça tutma hissine kapıldığını söylüyor.

Selin Babacan’ın MediaCat Mart sayısı için yaptığı söyleşinin tamamını aşağıda bulabilirsiniz.

Taraf gazetesinden teklif gelmeden önce Radikal’den ayrılma fikri var mıydı?

Radikal’den çıkma fikri yoktu. Herhangi bir sıkıntım da yoktu. Ama tabii Taraf cazip bir gazete. Mücadele eden, geçmişi olan bir gazete. İnsan öyle bir teklifi alınca, bir anda gazetecilik ile yazarlık arasında bir tercihle karşı karşıya kalıyor. Sonunda tercihi Taraf’tan yana yaptım.

Belli bir tereddüt yaşadınız mı?

Yaşadım tabii ki. Çünkü Taraf radikal bir gazete olmasının yanında aynı zamanda bir sürü sıkıntısı da olan bir gazete. Belli bir yaştan ve belli bir tecrübeden sonra böyle bir işin altına girmek doğru mudur, değil midir diye bir tereddüt yaşadım ama onu aştım sonunda.

Kendinize bir sene süre koymuşsunuz…

O yanlış anlaşılmasın. En az bir yıl yapayım bu işi dedim. Ondan sonra bakacağım tabii. Belki devam ederim, belki yorgun düşerim. Gazeteyle ilgili değil, kendimle ilgili bu. Bu kadar yoğun bir tempoyla ne kadar devam edebilirim diye kendime bir senelik bir süre koydum. Ama bu, bir senenin sonunda bu işi bitireceğim anlamında değil tabii ki.

Radikal’de gazeteye daha az gidiyordunuz tabii…
Az gidiyordum ama en çok giden yazarlardan biri bendim. Artık gazetelerin yazarları teknolojinin gelişmesiyle birlikte gazeteye pek fazla gitmiyor. Yazarlar gazetenin içinde olan insanlar olmaktan çıktı. Ben yine de gidiyordum. Mesela Cengiz Çandar gider, Altan Öymen gider… Geçmişi de gazeteci olan arkadaşlarımız zaman zaman gidiyorduk. Ama tabii burada her gün bulunmam gerekiyor.

Nasıl bir tempodasınız burada?

Sabah geliyorum, akşama kadar çalışıyorum. Ama tabii genel yayın müdürlüğü yalnızca gazetenin nasıl çıkarılacağıyla ilgili değil, başka bir sürü işi de beraberinde getiriyor. Personel meselesi, maddi dengeler, dış ilişkileri var gazetenin. Benim yazarlıktan gelen bir sürü faaliyetim var. Orada burada konuşmam, konferansım var. Eskiden, yazarken bunlar daha kolay yapılabiliyordu. Gündelik gazeteyi her gün çıkarmak yükümlülüğünü üstlenmek tabii ki tempoyu ağırlaştırıyor.

Taraf’ın çizgisinde bir değişiklik olacak mı?

Hayır, olmayacak. Niye olsun ki? Ben Taraf’ı geçmişte de beğenen bir gazeteciyim. Geçmiş mücadelesini doğru bulan, ona destek veren bir gazeteciyim. Onun için Taraf’ın çizgisini değiştirmek gibi ne bir niyetim ne de bir fikrim var. Ama tabii her koşulun gazetesi, talepleri farklı, her dönemin koşulları farklı. Taraf bir dönem gerçekten militarizm ile siyaset arasındaki çatışmada kritik bir rol oynadı; çünkü o çatışma o zaman çok aktüel ve kritik bir çatışmaydı. Ama şimdi militarizm Türkiye’de büyük ölçüde kontrol altına alındı. O yüzden şu an militarizmle siyaset arasındaki çatışma birincil çatışma değil. Şimdi birinci siyasi gündem barış ve çözüm süreci. Şimdi Taraf burada ne rol oynayabilir, ne yapabilir kafayı buna çok yoruyoruz. Yahut sosyal demokrasi çözüm sürecinde ne rol oynayabilir buna bakıyoruz. Gündem değişti. Gündem değiştiği için bugünün gündemine uygun Taraf çıkaracağız ama prensipleri ve ilkeleri değişmedi. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, sivil bir Türkiye konusunda Taraf’ın çizgisinde bir değişiklik olması mümkün değil.

Sizinle birlikte giden bazı yazarlar da gazeteye geri döndü. Neşe Düzel de dönecekmiş?

Herhalde dönecek, öyle gözüküyor.

Başka kimler katılacak kadroya?

Genellikle yazarlarımız tecrübeli, etkili yazarlar. Ama genç kuşağın da eğilimlerini yansıtacak, düşünceleriyle bizi buluşturacak genç ve özellikle de kadın ağırlıklı, çünkü kadın yazarımız az, yazarlar istiyorum. O nedenle kafamda kadın ve genç yazar sayısını artırmak gibi bir düşünce var. Ama bunu ne kadar gerçekleştirebilirim zaman içinde göreceğim.

Belli isimler var mı?

Hayır, bunlar hiç bilmediğimiz isimler de olabilir. Herkes bir yerden başlıyor sonuçta. İlle de tanınmış bir yazar gelsin, başlasın diye bir hesabım yok. Bu konuda kafamda çeşitli fikirler uçuşuyor. Teklifler alıyorum, bakıyorum etrafa.

Orhan Pamuk da gazeteye destek olacakmış…

Orhan Pamuk meselesini şöyle düzelteyim. Orhan Pamuk bu gazeteye destek olmak istediğini söyledi. Benim zaten çok yakın arkadaşım. Ne yapmak istersin dedim. ‘Ben fotoğraf çekiyorum, bu fotoğrafların hikâyelerini yazayım sana zaman zaman’ dedi. Ben de sen ne istiyorsan onu yap dedim. Muhtemelen yapacak önümüzdeki günlerde. Ama Taraf’a köşe yazarı olmuyor. O yanlış anlaşıldı, ben öyle bir şey söylemedim.

Ahmet Altan’ın kişiliğini gazeteye yansıttığını biliyoruz. Siz bu konuda nasıl bir tavır sergileyeceksiniz?

Benim düşüncelerim, fikriyatım belli. Taraf’ın çizgisi de belli. Taraf gazetesinin geçmişi ve şimdisi ile benim düşüncelerim arasında herhangi bir çelişme ve çatışma yok. O yüzden uyum içindeyiz. Ama tabii her insanın yönetme biçimi farklı. Ahmet nasıl yönetiyordu bilmiyorum ama çok etkili bir yazardı, etkili bir tarzı vardı. Ben onun kadar kuvvetli ve iddialı bir yazar değilim. Zaten mesele yazarlık da değil, gazetenin nasıl yönetileceği. Ben sakin tabiatlı bir insanım. Uzlaşarak ve uyum içinde çalışmayı severim. Belki Ahmet de öyledir. Çok eski arkadaşım ama birebir çalışma içinde bulunmadığım için nasıl çalıştığını bilmiyorum. Sonuç olarak Taraf’ın çizgisi devam edecek. Ama tabii askerle büyük çatışmaların ve gerginliklerin olduğu dönem geride kaldı. Onun için öyle yayınlar yapamayacağız. O koşullar yok, başka şeyler olacak.

Yine o koşullar olsa yine yaparız diyor musunuz?

Tabii ki. O zaman doğru bir iş yapıldı. Ben de sonuna kadar destekledim, yazılar yazdım. Bugün de o koşullar, ihtiyaçlar gündeme gelse yaparız. Ben de radikal geçmişi olan bir insanım. Ömrümün yedi senesini hapishanede, çoğu dönemini kaçak geçirdim. Radikal muhalefetin içinde bulunan bir insanım. Hangi radikal muhalefet ihtiyacı olursa bunu yapmaktan geri durmam.

Gazetenin maddi sıkıntılar yaşadığını biliyoruz. Sıkıntıların düzeleceğine dair ışık görüyor musunuz?

Çok büyük borçlar yok. Gazetenin satış rakamları iyi, reklamı artıyor. Şu anda zarar etmiyor ama eski zararlarını kapatmakta sıkıntı çekiyor.

Klasik bir soru olacak ama şu an Türkiye’deki gazeteciliği nasıl buluyorsunuz?

Gazetecilik bir bunalımdan geçiyor. Teknolojik olarak ciddi bir değişim yaşanıyor. Bu değişimle birlikte basılı gazeteler zorlanmaya başladı. Tirajlar çıkmıyor. Çünkü insanların önemli bir kesimi gazeteleri internet üzerinden izliyor. O yüzden alttan alta bir kriz var gazetecilikte. Bu kriz neye dönüşecek onu da bilmiyoruz. Basılı gazetecilik ne zamana kadar devam edecek onu kestirmek o kadar kolay değil. Newsweek gibi dünyanın en önemli dergilerinden biri artık basılı olmaktan çıktı. Muhtemelen önümüzdeki dönemde böyle değişimler yaşanacak. Basılı olan gazeteler tabletlere dönecek. Ama bu ne zamana kadar sürer onu kestiremiyorum. Gazetecilik açısından en önemli belirsizlik bu.

Bir de sosyal medya diye bir vaka var. Sosyal medya, gazeteciliğin hem içinde hem dışında. Sosyal medya ile gazetecilik ilişkisi nasıl yürüyecek? Şimdi düşünüyorum sosyal medya ile Taraf arasında nasıl bir bağ kurabiliriz diye.

‘BAŞBAKAN CESUR KONUŞMALAR YAPIYOR’

Basın özgürlüğü açısından Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda Türkiye hâlâ problemli bir ülke. Basın özgürlüğünün esas olarak Kürt meselesine gelip dayandığı kanaatindeyim. Çünkü cezaevinde olan gazetecilerin yüzde 98’i Kürt meselesiyle ilişkili olan gazeteciler. Ama bu tarafına çok dikkat edilmiyor. Genel özgürlük problemi, terörle mücadele kanunu, basın yasası, genel alanlar hep Kürt meselesiyle düğümlenmiş durumda. O yüzden bu çözüm ve barış süreci, Türkiye’de basın özgürlüğü meselesinin de çözümünde bence kilit konum olarak gündemde.
Türkiye’nin şu an basın özgürlüğü konusunda yaşadığı iki problem var. Bir tanesi de ekonomik problemler, çünkü gazeteler kâr etmiyor. Gazeteler kâr etmeyince iş adamları başka yerlerden kazandıkları paraları gazetelere destek olarak vermek ihtiyacı hissediyor. Böyle olunca da gazetelerin patronları ekonomik ilişkileri itibarıyla iktidarla olan ilişkileri nedeniyle yayın yapmakta zorlanıyor. Ama bu hep vardı. Bugünün meselesi değil. Eskiden de iktisadi ilişkiler gazetelerin hayatını etkiliyordu. Bunda çok ciddi bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum.

Kürt meselesi çözülmediği, şiddet ve kavga konusu olduğu sürece basının üzerindeki baskılar da buradan geliyor.

Çözüleceğine inanıyor musunuz?

Çözülmesini istiyorum ve bugünkü havanın da çözüme uygun bir hava olduğunu düşünüyorum. Hem Kürt tarafından hem hükümet tarafından hem ana muhalefet partisinin tavrından gördüğümüz kadarıyla çözüme karşı değil, çözüm yanlısı bir toplumsal eğilim güç kazandığını görüyoruz. Bakıyoruz mesela BDP Milletvekilleri Karadeniz’e, Orta Anadolu’ya gidiyor toplumu ikna etmek için. Kürtler arasında araştırma yapıldığı zaman artık PKK’nın silahı bırakması ve çözüme doğru gitmesi fikrinin çok kuvvetli olduğunu görüyoruz.

Başbakan şimdiye kadarki politikacıların yapmadığı ölçüde etkileyici ve cesur konuşmalar yapıyor çözüm için. Bütün bunlar insanda umudu artırıyor ama işin çok zor olduğunu da biliyoruz. Çünkü 30 yıllık bir savaş, binlerce insanın ölümüne yol açmış bir çatışma var. Böyle bir şeyin iki üç günde yağdan kıl çeker gibi halledilebileceği hayali içine de girmemek gerekiyor. Ama çözüm yolunda şimdiye kadar gösterilen en yüksek irade gösteriliyor. Bu umut verici. Buna destek vermemiz gerekiyor. Bizler de bu sürecin olumlu yönde ilerlemesi, kırılmaya uğramaması için yayın yapmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü gazeteciliğin görevlerinden bir tanesi de toplumda huzurun, demokrasinin, özgürlüklerin gelişmesi için katkıda bulunmak. Taraf olarak çözüm ve barışın tarafıyız diye bir kampanya da yaptık. Onu sürdüreceğiz. İyimserim, umutluyum ama işin zorluğunun da farkındayım.