Stratejiniz doğru mu?

Stratejiniz doğru mu?

Perakende markalarına tüketicileriyle iletişimlerini kuvvetlendirmeleri için beş öneri.

30.01.2018 - 16:50 | Gönül Hadımlı

0
paylaşım
İlk paylaşan sen ol!
Facebook
Twitter
-Share on LinkedIn
+
Nedir?

Her perakende markası tüketicisiyle daha derin bir iletişim kurmak ister fakat bunu gerçekten yapmayı başarabilen marka sayısı oldukça azdır. İşte, tüketiciyle iletişiminizde basamak atlamanızı sağlayacak beş öneri.

1. İyi veri toplayın

Perakendecilerin alışveriş geçmişi, vücut dili ve kullanıcı tercihi gibi müşteriye özel verilerin yanı sıra alışveriş sepetini terk etme, internet sitesi trafiği ve basit matematiksel analizler gibi kullanıcı düzeyinde de veri toplamaları gerekir. Accenture Interactive Global Kişiselleştirme Başkanı (Global Lead for Personalization) Jeriad Zoghby’e göre perakendecilerin doğru ürün özelliklerine de dikkat etmeleri elzem.

“Her şirketin en iyi yaptığı şey, müşterilerini dinlemek olmalıdır. Benim hangi t-shirt’ü alacağım konusunda endişelenmeyi bir kenara bırakarak, t-shirt’ün özelliklerine, bedenine, vücuda oturuşuna ve rengine odaklanmalıdırlar” diyor Zoghby.

2. Siz veriyi yönetin, veri sizi değil

Forrester Baş Analisti Brendan Witcher, markanın stratejisini meşrulaştırmak için verilerden kendinize uygun olanı seçmenin çok kolay olduğunu söylüyor. Ama akıllı şirketler, önce veriyi incelerler ardından ne yapacaklarına karar verirler.

“Her şirket, hâlihazırda uyguladığı marka stratejisini destekleyecek bir veri bulabilir” diyor Witcher. “Şirketlerin ne yapmaları gerektiği konusunda herhangi bir varsayımda bulunmadan önce ince eleyip sık dokumaları, veriyi incelemeleri ve verinin onlara ne anlatmak istediğini kavramaları gerekir.”

3. Altın kurala uyun

Tüketicilerinin güvenini kazanmak isteyen markaların, veri toplama konusu hakkında açık olmaları gerekir. Aksi takdirde markaların tüketicilerini ürkütme ya da kendilerine yabancılaştırma riski söz konusudur.

“Tüketiciyi kendinize yabancılaştırmaktan kaçınmanın altın yolu, veri toplarken bunu açık bir şekilde yapmaktan geçer” diyor Witcher. “Tüketicilerinize sunacağınız değerler hakkında onlara şeffaf olun. Mesela, Amazon Whole Foods’u satın aldığında, müşterilerine Prime üyeliklerini mağazalarda kullanmaları durumunda indirim kazanacaklarını söyledi. Amazon’un aslında yaptığı şey ise aşikâr bir şekilde veri toplamaktı.”

4. Hızlı olun

Günümüzde tüketiciler, markalardan hiç olmadığı kadar kısa sürede yanıt vermelerini bekliyor. Özellikle de Y Kuşağı. Müşteri veri platformu Segment’in 2017’de yaptığı bir araştırmaya göre, tüketicilerin yarısından çoğu kendilerini markalara tanıttıktan sonra, ilk 24 saat içerisinde ya bir indirim ya da verdikleri kişisel bilgiler doğrultusunda bir ürün önerisi almayı bekliyor. Tüketicilerin neredeyse üçte biri ise, indirimi ya da öneriyi ilk bir saat içerisinde alma beklentisi içerisinde.

Markalar kişiselleştirmeyi doğru bir şekilde yaptığında karşılığını mutlaka alır. Alışverişseverlerin neredeyse yüzde 50’si (Y Kuşağı’nın ise yüzde 63’ü), markaların kendi alışveriş tercihlerini göz önünde bulundurarak önerdikleri ürünleri genelde hiç düşünmeden satın alma yoluna gittiklerini söylüyor.

5. Tüketicilerinizin en büyük dertlerine ve o dertleri dindirmeye odaklanın

En nihayetinde kişiselleştirme, hayatı tüketiciler için daha az acılı bir hale getirmeyi amaçlıyor. Markaların odaklanmaları gereken nokta tam da burası: Tüketicinin hayatını kolaylaştırmak.

“Geçtiğimiz sene herkes, kasa sırası beklemeye gerek olmayan Amazon Go mağazası hakkında konuşuyordu” diyor Witcher. “Bunun bu kadar konuşulmasının arkasında yatan sebep ise teknolojisinden ziyade şimdiye kadar hiç kimsenin bir mağazaya “umarım kasa sırasında olabildiği kadar uzun süre beklerim” motivasyonuyla girmemesiydi. İşte en büyük kazanç, tüketicinizin en büyük acısını anlamak ve o problemi kişiselleştirme yoluyla çözebilmektir.”

Kaynak: Adweek