Steve Jobs kitabından ilk ipuçları

Radikal Gazetesi Türkiye’de iki hafta sonra piyasaya çıkacak Steve Jobs kitabından kesitler yayımladı.

25.10.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Radikal Gazetesi Türkiye’de iki hafta sonra piyasaya çıkacak Steve Jobs kitabından kesitler yayımladı.

Teknoloji devi Apple’ın patronu Steve Jobs’un, dünyaca ünlü biyografi yazarı Walter Isaacson tarafından kaleme alınan hayatı İngilizce baskısıyla dün piyasaya çıktı. Henüz satışa sunulmadan evvel ön siparişleriyle rekor kıran kitabın Domingo Yayınları tarafından yayımlanacak Türkçe baskısına sahip olabilmek içinse 4 Kasım’a kadar beklemek gerekiyor. Geçen günlerde pankreas kanseri sebebiyle yaşamını yitiren Jobs’tan onay alınarak hazırlanan tek biyografi olma özelliğine sahip kitap, 28 ülkede aynı anda satışa sunulurken, kitabın ilk baskısı dünyanın birçok ülkesinde tükenme noktasına geldi. Steve Jobs ile 40’ın üzerinde yüz yüze görüşmeyle kaleme alınan kitap, yazarın özel hayatından da ilginç kesitleri gün yüzüne çıkarırken, Türkiye’de 32 liraya satın alınabilecek. Bu arada teknoloji devinin hayat hikâyesi iBooks’a da giriş yaptı. Ücretli olduğu için Türkiye hesaplı Apple cihazlarından e-kitabı indirmek mümkün değil, ancak diğer ülkelere kaydedilmiş cihazlarla kitaba anında ulaşabiliyor.

(…) Steve Jobs evlatlık olduğunu küçük yaştan beri biliyordu. “Ailem bu konuda gayet açık davrandı” diye anlattı. Altı yedi yaşındayken evinin bahçesinde oturduğunu ve sokağın karşı tarafında oturan kıza evlatlık olduğunu söylediğini net anımsıyordu. “Yani gerçek ailen seni istememiş mi?” diye sormuş kız. “Ahhhh! Kafamda şimşekler çaktı” dedi Jobs. “Ağlayarak eve koştuğumu hatırlıyorum. Annemle babam dediler ki, ‘Hayır, anlamalısın.’ Çok ciddiydiler, gözlerimin içine bakıyorlardı. ‘Seni özellikle seçtik’ dediler. İkisi de bunu söylediler ve yavaşça tekrarladılar. Her kelimenin üstüne basa basa söylediler.” (Kitaptan)

Terk edilmek. Seçilmek. Özel olmak. Bu kavramlar Jobs’ın benliğinin, kendine bakışının parçası haline geldiler. En yakın arkadaşları, doğduktan sonra terk edilmenin onda yara izleri bıraktığını düşünüyorlar. “Bence yaptığı her şeyde mutlak kontrol sahibi olma arzusu kişiliğinden ve doğduktan sonra terk edilmiş olmasından kaynaklanıyor” diyor uzun süreli iş arkadaşı Del Yocam. (…) Jobs sonradan, tam da biyolojik babasının kendisini terk ettiği yaştayken (23), kendisi de bir çocuk yapıp terk edecekti. (Kızın velayetini sonradan üstlendi.) O çocuğun annesi Chrisann Brennan, evlatlık verilmenin Jobs’ın “içini kırık cam parçalarıyla doldurduğunu” ve bazı davranışlarının anlaşılmasını kolaylaştırdığını söylüyor. 1980’lerin başlarında Apple’da Jobs’la yoğun bir şekilde birlikte çalışan Andy Hertzfeld, hem Brennan’la hem de Jobs’la yakınlığını koruyan az sayıda kişiden biri. “Steve’le ilgili asıl mesele, neden bazen kendini tutamayıp da bazı insanlara içgüdüsel olarak, son derece zalimce ve zarar verici davranabildiği” diyor. “Bunun sebebi doğduktan sonra terk edilmesi. Altta yatan asıl mesele, Steve’in hayatındaki terk edilmişlik olgusu.” (Kitaptan)

2005’te iPod artık peynir ekmek gibi satıyordu. O yıl tam yirmi milyon adet satıldı, bir önceki yıla göre dört kat fazla. Ürün şirket için giderek daha önemli hale geliyordu; o yılki cironun %45’ini sağlamıştı ve ayrıca şirketin karizmatik imajını destekleyerek Mac satışlarını arttırıyordu. Ve Jobs bu yüzden kaygılıydı. “Bizi neyin mahvedebileceğini düşünüp duruyordu sürekli” diye anımsıyordu yönetim kurulu üyesi Art Levinson. Jobs’ın vardığı sonuç şuydu: “Ekmeğimize kan doğrayabilecek cihaz cep telefonudur.” Yönetim kuruluna açıkladığı gibi, cep telefonlarının artık kameralı olması dijital kamera piyasasına ağır bir darbe vurmuştu. Telefon üreticileri cep telefonlarına müzikçalar eklemeye başlarlarsa, aynı şey iPod’un da başına gelebilirdi. “Herkes telefon taşıyor; dolayısıyla iPod gereksiz hale gelebilir.” (Kitaptan)

İlk stratejisi –Bill Gates’in karşısında itiraf ettiği– DNA’sında olmayan bir şeyi yapmaktı: başka bir şirketle ortaklık. Motorola’nın yeni CEO’su Ed Zander arkadaşıydı. Onunla Motorola’nın dijital kameralı popüler cep telefonu RAZR’nin iPod’lu bir versiyonunu üretmek üstüne konuşmaya başladı. Böylece ROKR doğdu. ROKR sonunda ne iPod’un cezbedici minimalizmine ne de RAZR’nin konforlu inceliğine sahip oldu. Çirkindi, şarkı yüklenmesi güçtü ve yüz şarkılık limiti vardı; bir uzlaşmanın ürünü olduğu her halinden belliydi ki, Jobs öyle çalışmayı sevmezdi. Donanım, yazılım ve içerik bir değil üç şirket –Motorola, Apple ve GSM operatörü Cingular– tarafından kontrol ediliyordu. “Buna Geleceğin Telefonu mu Diyorsunuz?” şeklinde horgören bir başlık atmıştı Wired, Kasım 2005 sayısında.
Jobs küplere bindi. iPod ürün değerlendirme toplantılarından birinde, “Motorola gibi geri zekâlı şirketlerle uğraşmaktan bıktım” dedi Tony Fadell’la diğer yöneticilere. “Şu işi tek başımıza yapalım.” Piyasadaki cep telefonlarında bir tuhaflık fark etmişti: Hepsi de berbattı; tıpkı eski taşınabilir müzikçalarlar gibiydiler. “Oturmuş telefonlarımızdan ne kadar nefret ettiğimizi konuşuyorduk” diye anımsıyordu. “Çok karmaşıktılar. Kimsenin çözemediği özellikleri vardı; örneğin adres defteri. Fazla karmaşıktılar.” Avukat George Riley toplantılarda yasal meselelerden bahsederken Jobs’ın sıkıldığını, Riley’nin cep telefonunu kaptığını ve cihazın ne kadar ‘salak’ olduğundan bahsetmeye başladığını anımsıyordu. Dolayısıyla Jobs’la ekibi bizzat kullanmak isteyecekleri bir telefon üretme fikrinden heyecan duydular. “En iyi motivasyon kaynağı budur” dedi Jobs sonradan. (Kitaptan)

Başta iPod’u modifiye etmeyi denediler. Dokunmatik tekeri telefon seçeneklerinde gezinmekte ve numara girmekte kullanmaya çalıştılar. Sonuç iyi olmadı. “Teker epey sorun çıkarıyordu; özellikle de numara girmekte” diye anımsıyordu Fadell.
(… ) O sıralar Apple’da ikinci bir proje yürütülüyordu: Bu gizli projenin hedefiyse, bir tablet bilgisayar üretmekti. 2005’te iki ekibin yolları kesişti ve tablet için bulunan fikirler, telefonun planlanmasında kullanıldı. Bir başka deyişle iPad fikri aslında iPhone’dan önce doğdu ve iPhone’un biçimlenmesinde pay sahibi oldu. (Kitaptan)

Jobs’ın ebeveyni sofu olmasalar da onun dindar olarak yetişmesini istiyorlardı ve bu yüzden genellikle kiliseye götürüyorlardı. Aile ‘Life’ okuyordu ve derginin Temmuz 1968 sayısında Biafra’da açlık çeken iki çocuğun afallatıcı fotoğrafı yayımlandı. Jobs fotoğrafı pazar okuluna götürüp kilise papazının karşısına dikildi. “Parmağımı kaldırsam, Tanrı hangisini kaldıracağımı benden önce bilir mi?” Papaz “Evet, Tanrı her şeyi bilir,” diye yanıtladı. Bunun üzerine Jobs Life’ın kapağını çıkardı ve “Peki Tanrı bunu, bu çocuklara ne olacağını biliyor mu?” diye sordu. (Kitaptan)

Radikal Gazetesi