Sporu tabana yaymalıyız

Dünyada 100 milyar avroyu aşmış olan alternatif spor turizmi pazarında Türkiye maalesef sadece yüzde 0,5-0,7 seviyesinde bir paya sahip. Bu tabii ki Türkiye'nin hak ettiği yer değil.

07.02.2018 - 11:24 | MediaCat

Sporu tabana yaymalıyız
0
paylaşım
İlk paylaşan sen ol!
Facebook
Twitter
-Share on LinkedIn
+
Nedir?

“Spor etkinliği pazarı ve spor turizmi pazarı konuşusunda Türkiye, olması gereken yere ulaşamadı” diyor Race Marketing & Management Kurucusu Selim Kemahlı. Türkiye’nin alternatif spor pazarındaki potansiyelini ve yerini Kemahlı’dan dinliyoruz.

Sporu tabana yaymalıyız

Sporu tabana yaymalıyızGünümüzde spor ve sporun yarattığı ekonominin büyüklüğü tartışılmaz. Bir ülkenin ticaret veya sanayi ekonomisi iyiye ya da kötüye gitse de spor ekonomisi büyümeye devam ediyor. İnsanlar nasıl yiyip içmeye devam ediyorlarsa, spor yapmaya da devam edecekler.

Dünyada 100 milyar avroyu aşmış olan alternatif spor turizmi pazarında Türkiye maalesef sadece yüzde 0,5-0,7 seviyesinde bir paya sahip. Bu tabii ki Türkiye’nin hak ettiği yer değil. Neticede coğrafi olarak hemen her türlü alternatif spor için son derece uygun olan ülkemizde, maalesef altyapı ve pazarlama eksikleri yüzünden pazar payı düşük.

Peki neden?

Türkiye’de alternatif spor turizminin gelişmesinin önünde tabii ki başka engeller de var. Mesela Çoruh Nehri, her ne kadar dünya literatüründe rafting için en iyi beş nehir kategorisine girse de, üzerine yapılan HES’ler sayesinde süratle bu özelliğini yitiriyor. Kaçkar Dağları tıpkı Ege ve Akdeniz kıyıları gibi hızla betonlaşıyor. Yıllardır Alaçatı’da yapılan Dünya Windsurf Şampiyonası son iki senedir yapılamıyor. Ancak bu şampiyona sayesinde ülkemizde hem windsurf sporu büyüdü hem de dünya çapında başarılı windsurf’cüler yetişti. Bugün sadece windsurf sayesinde Çeşme Alaçatı (Ilıca ve Pırlanta Beach), Bodrum Gündoğan, Akyarlar, Bitez, Kadıkalesi, İstanbul Tuzla ve Mimar Sinan, Datça, Gökçeada, Saros Körfezi vb. ile yaklaşık 100 milyon avro civarı, dolaylı bir endüstri yaratıldı.

Neler yapılabilir?

Bu noktada belki de yabancı turist yerine yerli spor turizmini canlandırmak gerekiyor. Bunun başarılı olabilmesi için de spor kültürünün tabana yayılması önem taşıyor. Pek çok spora giriş maliyeti yüksek olabildiği için (örneğin kitesurf ekipmanı ya da bir windsurf veya dağ bisikleti satın almak için binlerce dolar gerekiyor) giriş maliyeti düşük sporlar ön plana çıkmaya başlamış durumda. Son 10 yılın en ciddi yükselen değeri, özellikle beyaz yakalıların plaza ortamından sıyrılmak adına keşfettikleri yepyeni bir dünya. Bu kategorideki sporlara kişi başı 500 ile 3 bin TL arası maliyetle başlayabilmek mümkün. Sadece ithal spor ayakkabı pazarının ülkemizde 500 milyon doların üzerinde olduğu ve bunun yüzde 15-20 bandının artık aktif spor amaçlı olduğunu düşününce, bugün ulaşılan rakamlar ile 100K üzeri koşucu, ülke çapında (amatör ve koşusever) 250-300 milyon avro bazında bir pazar oluşturmuş durumda. Pazarın önümüzdeki 10 yılda daha da büyüyeceğini öngörmek mümkün.

Bu örneklere Erzincan Kemaliye Doğa Sporları Şenliği, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Yarışları, Red Bull’un desteklediği tüm alternatif spor etkinlikleri pazarı, Yamaç Paraşütü, Kanyoning, Planör vb. kategoriler de dahil edilince aslında ülke düzeyinde 1,5-2 milyar avroluk bir pazar büyüklüğü mevcut. Nereye gidebilir denilirse, 4-6 milyar avro arası bir büyüklüğe gidebilir. Özellikle küçük bölgelerde pansiyonculuk dahil birçok ek gelir fırsatları da sunabilecek olan bu potansiyelimiz için ihtiyaç olan altyapı, ülkemizde coğrafi bir fırsat olarak mevcut. Fakat bu ancak korunmuş bir doğa ve ülkenin sürdürülebilir projelerinin yok edici endüstrilere değil, yenilenebilir endüstrilere yönlendirilmesi ile söz konusu olacak.

Özetlemek gerekirse, spor etkinliği pazarı ve spor turizmi pazarı konusunda Türkiye olması gereken yere ulaşamadı. Bu konuda daha alınacak epey bir yol olmakla beraber Türkiye’nin bu işlere son derece yatkın olduğu, altyapının müsait olduğu yerlerde büyük kazanımlar ve sportif başarılar elde edildiği görüldü. Tüm bunların aynı zamanda ülke imajına da büyük katkısı var. Bugün eğer Türkiye, Olimpiyatlara da ev sahipliği yapmak istiyorsa, öncelikle spor kültürünü ve bilincini tabana yaymalı. Başarılı sporcular yetiştirmeli ve başarılı organizasyonlara imza atmalıyız. Bunun en büyük getirisi ekonomik ve sosyal alanda olacaktır.