Söz patronun deneğinde

Patron'un Deneyi sergisinin baş aktörü Mehmet Kösemen anlatıyor.

11.09.2015 - 16:14 | Haluk Kasarcı

Patron'un Deneyi sergisinin baş aktörü Mehmet Kösemen anlatıyor.
16
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Space Debris Karaköy bugünlerde ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Alametifarika‘da junior metin yazarı olarak başlayan reklam serüvenine Medina Turgul DDB ve Tribal Worldwide‘da stratejist olarak devam ettikten sonra soluğu yeniden bugünlerde çevirmen olarak emek verdiği Alametifarika’da alan Mehmet Kösemen‘in başrolünde olduğu sergi, araştırmacı ve ressam Kösemen’i sanat-patronaj denkleminin birinci kısmında konumlandırıyor.

İsmi açıklanmayan bir koleksiyonerin (Patron) isteği doğrultusunda bir sözleşme imzalayarak, her gün 4 saat boyunca en az 80 desibel yükseklikte aynı şarkıyı dinlemek kaydıyla resim üreten Kösemen ile Patronun Deneyi‘ni konuştuk.

Kariyerinize metin yazarı olarak başladınızsa da bugün Patron’s Experiment ile sizi ressam yönünüzle görüyoruz. Reklam deneyiminizin sanat serüveninizde ne ölçüde etkisi var?

Ömrüm boyunca resim yaptım, 2010-2011’den beri de profesyonel olarak sergilere katılıyor ve şu anki tarzım ile resim yapıyorum. “Yaratıcı” eğitim alanların para kazanmak için çok az yolu var, bunlardan biri de reklamcılık. Ben de bu yoldan ilerledim, önce Alametifarika’da jr. metin yazarlığı yaptım, daha sonra Benetton’un Colors dergisinde editörlük yaptım ve bir yandan da Benetton’un in-house reklam kampanyaları için çalıştım. Türkiye’ye geri dönünce Medina Turgul DDB ve Tribal Worldwide ajansları için stratejist olarak çalıştım.

Mehmet Kösemen, Ressam2013 yılında risk alarak “ortalama bir reklamcı” yerine “iyi bir ressam ve yazar” olmak için çalışmaya başladım, bir gün bile pişmanlık duymadım.

Hayatımı resim dersi vererek ve çalışma hayatıma başladığım Alametifarika’da tercümanlık yaparak kazanıyorum. Çok daha az kazanıyorum ama herkesten daha zenginim, çünkü vaktimi istediğim gibi kullanıyor ve sevdiğim şeyleri yapabiliyorum.

Reklam hayatımda görsel yeteneklerimi kullanmak istemedim. Bu yüzden art direktörlük yapmadım. Çalışma hayatı bana proje bazlı düşünmeyi, disiplinli ve düzenli olmayı, iyi iletişim kurmayı ve “Türkiye gerçekleri”ni öğretti, bu yüzden sanat kariyerime büyük bir katkısı var. Ayrıca bir sürü yakın arkadaşımla da bu dünyada tanıştım.

Patron’la nasıl tanıştınız? Projeyi, sizinle nasıl temasa geçildiğini -Patron’un gizliliğine sadık kalarak- anlatır mısınız?

Patron ile çok eskiden tanışıyoruz, 2013 yılında ilk sergimden resimler alarak da koleksiyonerim oldu. Bir gün bizzat kendisi arayarak bana bu projeyi önerdi. Biraz tereddüt etsem de sonuçları beni de meraklandırdığı için kabul ettim.

Neden Howl at the Moon? Şarkı ve diğer çalışma koşulları nasıl belirlendi?

Bütün şartları Patron belirledi. Bir tek Space Debris mekânını ben önerdim. Howl at the Moon şarkısını da Patron bir aydınlanma anında dinlemiş, ama yüksek sesli tekno müziğin rahatsız edici doğasını bildiği için de tercih ettiğini düşünüyorum.

Parçası olduğunuz deneyin benzerleri uzun yıllar önce muhtelif uyuşturucuların etkisi altında yapılmış, ortaya pek popüler olmasa da ilginç sonuçlar çıkmıştı. Patron’s Experiment’ın bu projelerden esinlendiğini söylemek mümkün mü?

Bence olmamıştır. Bu uyuşturucu meselesini bu projeden önce de bana soranlar olmuştu. “Resimlerin ayık kafa ürünü olamaz” vs. Halbuki ben hayvan ve bitki anatomisinden, evrimden ve tarihten ilham alıyorum. Hiçbir uyuşturucu, bilgi kadar ilham verici olamaz.

Deney boyunca fiziksel veya mental olarak ne kadar zorlandınız?

En büyük zorluk yorgunluk oldu. Deney akşam 21.00-22.00 gibi başlayıp, gece 01.00-02.00 gibi bitiyordu. Resim yapmak zevkli ama satranç oynamak gibi, zihinsel olarak zorlayıcı bir aktivite. Dört gün boyunca oldukça yoruldum. Ama “dayanamayacak gibi” olmadım. 1-2 gün daha sürse belki olurdum.

Asgari 80 desibelde, sürekli aynı şarkı eşliğinde “sanat eseri” üretmek nasıl bir görevdi?

Deney boyunca gürültü beni çok rahatsız etmedi, ilk başlarda şarkıyı dinleyerek galeyana geldim, ilerleyen vakitlerde ise sanki yan binada tadilat varmış gibi düşünüp kendimi gürültüden soyutlamaya çalıştım. Ama kesin, içten içe bir yan etkisi olmuştur. Mesela deneyden sonra Howl at the Moon şarkısına hiç tahammülüm kalmadı, dinleyemez oldum.

Deney süresince ürettiğiniz işlerle rutin çalışmalarınız arasında ne tarz farklılık/benzerlikler gözlemlediniz?

Bunu görmek için okurlarımızı da sergime beklerim. Günler ilerledikçe resimlerim önceki işlerimden daha farklı boyutlar aldı, renk skalam karanlık kırmızı ve siyah tonlardan parlak sarı, kırmızı ve siyah renklere dönüştü, insansı formlar yerlerini çok bacaklı, karma yaratıklara bıraktılar.