Sosyalist piyasa ekonomisi pek yakında!

Eylül 2008'de Wall Street'in bir dudağı gökte bir dudağı yerde devlerinin çökmesiyle başlayan ekonomik krizde teşhis kondu, şimdi tedavi yolları konuşuluyor

05.08.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Eylül 2008’de Wall Street’in bir dudağı gökte bir dudağı yerde devlerinin çökmesiyle başlayan ekonomik krizde teşhis kondu, şimdi tedavi yolları konuşuluyor. Önerilen ve bir ölçüde yürülüğe de konan çarelerden biri kapitalizmin sosyalist değer ve yöntemlerle ehlileştirilmesi. Bu büyük dönüşümün radikal etkileri pazara, markalar dünyasına da yansıyor.

MediaCat bu önemli konuyu Ağustos 2009 sayısının kapağına taşıdı. ‘Şaka değil gelecek: Sosyalist piyasa ekonomisi’ başlığını taşıyan dosyada şu değerlendirmeler yer alıyor…

Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: Bu bir ‘Kapitalizm öldü!’ yazısı değildir. Bir şeylerin ömrünün tükendiğini, sonunun geldiğini söylemek bazen çok kolay olabiliyor ama insanlık tarihine şekil vermiş en büyük sistemlerden birinin, belki de en büyüğünün bir kriz nedeniyle tarihin tozlu raflarına kalktığını söylemek için ya zır cahil ya da en hafifinden safdil olmak gerekir. Başlığımızı okuyup böyle bir izlenime kapılan olduysa, daha işin başında böyle bir iddiamız olmadığını net bir şekilde ortaya koymuş olalım.

Diğer yandan 2008 yılının Eylül ayının ortasında Lehman Brothers’ın batması, Merrill Lynch ve AIG gibi devlerin Amerikan devleti tarafından satın alınmasıyla başlayan global finansal krizden sonra, eski dengelerin yeniden yerine oturacağını, eski düzenin olduğu gibi süreceğini söylemek için de ya kör ya da piyasa dinine sofuca iman eden, dilinden laissez faire’yi düşürmeyen bir piyasa müridi olmak gerekiyor.

Krizin ardından ortaya çıkan bütün emareler, kapitalizmin, uzun tarihi boyunca defalarca yaşadığı gibi yeni, belirleyici ve dönüştürücü bir viraj alacağına, piyasa oyununun tüm kurallarıyla baştan aşağı yeniden kurulacağına işaret ediyor.

BOLLUK ÇAĞI SONA ERDİ

2008 Eylül’ünden bu yana fırtınalı ve belirsiz sularında oradan oraya savrulduğumuz kriz, her şeyden önce son çeyrek asırdır yaşanan bolluk çağını sona erdirdi. Bu biten bolluk çağında dünya ekonomisi, üretim ayağı başta Çin olmak üzere Asya’da, tüketim ayağı ise başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde olan, bir dudağı yerde bir dudağı gökte bir devdi.

Bu devin üretim ayağı olan Çin, tüketim ayağı olan ABD’nin hazine bonolarından büyük miktarlarda satın alarak doları değerli tutuyor, böylece kendisine yönelik tüketim talebini artırdıkça artırıyordu. Çin üretiyor, satıyor, elde ettiği dış ticaret fazlasını ABD’ye borç veriyor, ABD bu parayla yine satın alıyor, Çin yine üretip yine satıyordu.

Dünyada yıllarca yaşanan para ve mal bolluğunun altındaki temel dinamik veya kısır döngü buydu. Ancak bu, gerçek olduğu kadar sanal bir bolluktu ve şişirilmiş varlık değerlerinden kaynaklanan ekonomik büyüme duvara çarpıp yaşanan büyük finansal sıkışılık sonucu devin tüketim ayağı çökünce rüya sona erdi, kabus başladı. Dünya ve bu arada Türkiye de o gün bugündür bu finansal ve ekonomik kabusun içinde yaşıyor, herkes bu kabusun nasıl ve ne zaman sona ereceğini merak ediyor.

DİJİTALLEŞME VE ÇEVRE BİLİNCİ

Biz şu anda yaşanan dönüşümün sadece yüzeyini görebiliyoruz oysa derinlere inince işin ardında çok daha uzun vadeli ve daha kalıcı etkiler yaratan gelişmeler olduğunu görüyoruz. En başta internet ve diğer dijital teknolojiler yeni bir pazaryeri, yeni girişimcilik biçimleri, yeni tür markalar, yeni tür şirketler, yeni iletişim yolları, yeni dağıtım ve satış kanalları, yeni (ve daha katılımcı) tüketiciler ve nihayet yeni bir tüketici-marka ilişkisi yaratıyor. Tüm bunlar ise ekonominin tüm bu düzeylerinde daha önce hiç görülmemiş ölçüde (ve sosyalizmin özlediği türden) ‘eşitlikçi’ bir yapı doğuruyor.

Daha da önemlisi artık dünyanın kaynaklarının sınırsız olmadığı, bu gidişle çok geçmeden gezegeni tüketeceğimiz gerçeği yalnızca marjinal çevre grupları tarafından değil sıradan insanlar tarafından da geniş bir kabul görüyor. Bunun bir sonucu olarak sözgelimi Nokia daha önce peşpeşe yeni modeller üretip piyasaya sürmek için can atarken, bugün tüketicilerin telefonlarını kendi kendilerine ‘upgrade’ ederek daha uzun süre kullanabilmeleri için yeni teknolojiler geliştirme peşinde.

DÜNYANIN ÜZERİNDE BİR HAYALET DOLAŞIYOR

Yaşanan son krizin başta Batı ekonomileri olmak üzere tüm dünya ekonomisini yeni bir aşamaya taşıdığı muhakkak. Bu yeni dönemde tüketicilerden, hedef kitlelerden değil insanlardan söz edeceğiz. Çünkü internet devrimi bunu dayatıyor. İnsanlar artık büyük kitleler içinde atomlaşmış, anonimleşmiş varlıklar değil, sesi soluğu çıkan gerçek bireyler olarak görülecek. Bu yeni çağın tüketicisini nitelemek için, ‘producer’ ve ‘consumer’ kelimelerinin birleşiminden oluşan ‘prosumer’ (türetici) kelimesinin türetilmesi boşuna değil.

Bu yeniçağda artık ‘pazarlama’ gibi asimetrik bir ilişkiden değil ‘alışveriş’ gibi gerçek anlamda karşılıklı ve simetrik bir ilişkiden söz edeceğiz. Bu yeni dönemin markaları da, internetin yarattığı büyük çeşitlilik ve dünya kaynaklarının gittikçe daha çok tükenmesinin sıradan insanlarda yaratığı sinizm nedeniyle eski pırıltılarından bir şeyler kaybedecek, sıradanlaşmasa bile sönükleşecekler –belki de bir ölçüde trademark’lar, alametifarikalar devrine geri döneceğiz.

Marx ve Engels 1848’de birlikte kaleme aldıkları meşhur Komünist Manifesto’ya “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti” diye başlamışlardı, biz de sözlerimizi aynı minvalde noktalayalım. Wall Street’in, dünya ekonomisinin üzerinde ve dolayısıyla pazarlama dünyasının göklerinde bir hayalet dolaşıyor –sosyalizmin hayaleti. Siz, şirketlerininiz ve markalarınız bu yeni geleceğe hazır mı? Unutmayın, bu yeni geleceğe yürümek için sizi geçmişe bağlayan zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok!