Sosyal Televizyon

Ofsayt, yanındaki arkadaşınla tartışabildiğin zaman daha değerli. Sue Ellen olmasa da Fatmagül’ün ve yengenin durumu en azından reklam arasında iki çift lafı hakeder durumda. Muhteşem’deki entrikalar sarmalından güzel sohbet konusu mu var?
01.03.2012 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Ofsayt, yanındaki arkadaşınla tartışabildiğin zaman daha değerli. Sue Ellen olmasa da Fatmagül’ün ve yengenin durumu en azından reklam arasında iki çift lafı hakeder durumda. Muhteşem’deki entrikalar sarmalından güzel sohbet konusu mu var?

Moskova’da soğuk bir Pazar sabahı. Hem de oldukça soğuk. Termometreler -24 dereceyi gösteriyor. Rusların bile üşüyoruz dediği günlerden biri.

Donmuş nehrin üzerindeki bir Azeri lokantasında, orada yaşayan kalabalık bir Türk grupla birlikte oturmuş Istanbul’dan farksız sayılabilecek bir kahvaltı keyfi yapıyoruz. Havadan sudan ve memleket hasreti gibi konuların etrafında gezerken, söz dönüp dolaşıp Türkiye’deki popüler televizyon dizilerine geliyor.

“Herhalde web’den takip ediyorsundur” diye soruyorum bir tanesine.

“Evet Skype’tan seyrediyorum” cevabını veriyor.

Şaşkınlıkla yüzüne bakıyorum. Herhalde bir yanlışlık olmalı. Ne zamandır Skype yerli dizilerimizi yayınlıyor?

Yüzümdeki garip ifadeyi görmüş olmalı ki ekliyor: “Biliyorum biraz zihni sinir projesi gibi. Bizimkiler laptop’ı açıp televizyonun karşısına koyuyorlar. Arada hem sohbet ediyoruz hem de dizi seyrediyoruz. Görüntü ve ses kalitesi
süper değil, ama çok daha eğlenceli oluyor.”

Karşılıklı kahkahalar kopuyor. Önce garip gelse de, düşününce aslında televizyonun kişisel tüketiminin yanı sıra sosyal tüketiminin de aslında bugüne ait bir ihtiyaç olmadığını hatırlıyor insan.

Televizyonun ilk günlerinde tek kanal ve tek içerik hattı vardı. Akşam TRT’de ne varsa hep beraber o tüketilirdi. Anne, baba ve çocuklar ya Dallas ya da Bonanza’yı seyreder, o bölüm üzerine o an salonda mini yorum seansları yapılır ve içerik de bu katkılarla ‘zenginleştirilirdi’. Ertesi sabah arkadaşlarla yapılan sohbetler de kreması olurdu.

Eurovision gibi milli konularda salonlarda tribünler halinde televizyon seyredilmesi gibi bir geleneğimiz de vardı. ‘Yarışmada sonuncu olur muyuz?’, ‘kim birinci gelecek?’, ‘sunucunun kıyafeti güzel mi?’ gibi sohbetlere sıkça rastlanılırdı.

Diziler için de aynı durum geçerliydi. Dallas’ın JR’ını seyretmek 40 dakika ama kötü ruhunu çekiştirmek belki saatler sürerdi. Sue Ellen’ın alkol problemi neredeyse milli meselemiz olacaktı.

Durum bugün farklı mı? Pek sayılmaz. Televizyon ölçüm verileri, özellikle prime time’da yayınlanan programların hemen her hedef kitle tarafından yaygın bir şekilde seyredildiğini gösteriyor. Muhtemeldir ki, salonlarda toplanıp izlemeye devam ediyoruz. Televizyon, sosyal bir olgu olmaya devam ediyor.

BİR SOSYALLEŞME ARACI

Yurtdışında da bunu destekleyen verilere rastlamak mümkün. İngiltere’deki ünlü Touchpoints araştırmasının son fazında 15-24 yaş grubundaki gençlerin –sanılanın aksine– önceki dönemlere göre çok daha fazla televizyon izledikleri gözüküyor. Bunun üzerine yapılan kalitatif araştırmalarda ilginç bir bulguya rastlanıyor: Gençler Televizyon’dan kopamadıklarını, çünkü televizyondaki içeriğin onlara bir ‘gündem’ gücü verdiğini ve arkadaşları ile sosyalleşirken gündeme hakim olmanın şart olduğunu söylüyorlar. Kişisel keyiften çok daha ötesi var onların gözünde.

Haksız da sayılmazlar. Ofsayt, yanındaki arkadaşınla tartışabildiğin zaman daha değerli. Sue Ellen olmasa da Fatmagül’ün ve yengenin durumu en azından reklam arasında iki çift lafı hak eder durumda. Muhteşem’deki entrikalar sarmalından güzel sohbet konusu mu var?

Endüstri çağına göre ufak bir farkımız var elbette. Salonumuz biraz (!) daha büyük. Bu sohbeti salonumuzdaki üç, dört kişi yerine web üzerinden 3-4 milyon kişiyle yapabiliyoruz. Onları dinleyebiliyor, ek içeriklerin keyfini çıkartıyor, fikrimizi paylaşabiliyoruz.

Canlı yayın, hiç olmadığı kadar renkleniyor artık. Sosyalleşiyor, zenginleşiyor. Diyaloglardan oluşan dev bir bulut etrafını sarıyor.

ABD’de 2011’de Yahoo tarafından yapılan bir araştırmada televizyon seyredenlerin yüzde 40’ının aynı anda sosyal platformlarda aktif olduğu belirlendi. Akıllı telefon ve tablet penetrasyonundaki artış ile birlikte bu rakamın çok daha yükseleceğini tahmin edebilmek zor değil. Ayrıca sosyal televizyon tecrübesine destek verecek yazılımlar da hızla yayılmaya devam ediyor. Yahoo’nun geliştirdiği ‘Into_now’, ‘Miso’, ‘Yap TV’ gibi pek çok uygulama, app store’da yerini aldı bile.

KAYDET – SONRA İZLE DÜŞÜYOR
Bütün bu gelişmelerin ışığında, 2000’li yılların ikinci yarısında, fikir liderlerinin televizyonun geleceği olarak gördüğü ‘kaydet – sonra izle’ formülü de, yavaş yavaş gündemden düşüyor. Artık yeni trend ‘içeriği etrafındaki sosyal bulutla birlikte canlı seyretmek’. Zaten bir kez alıştınız mı, kaydedip tek başınıza izlemek kesinlikle aynı tadı vermiyor.

‘Televizyon’un artık ‘web üzerinden tüketileceği’ yorumu da en az ‘kaydet-izle’ kadar çürük bir söylem olarak karşımızda duruyor. En basit haliyle, salonlarımızda duran, boyutu her geçen gün büyüyen, görüntü kalitesi yüksek çözünürlüğe ulaşmış ve iki büklüm olmadan koltuklarımızda yayılarak tüketebileceğimiz bir yayının alternatifinin ‘web’ten dizi seyretmek’ olması zaten düşünülemezdi.

Yakın gelecekte ‘kaydet-izle’ veya ‘web tv’ modelleri ‘convenience’, yani ‘hayatı kolaylaştırıcı/destekleyici’ formatlar olarak hayatlarını sürdürecekler. Yani evinizde olmadığınızda maçınızı kaydetmek ‘zorunda’ kalacaksınız veya geç geldiğinizde ‘web üzerinden’ özet görüntülerini veya tamamını seyredeceksiniz. Bu iki formatın toplamı da genel televizyon tüketiminizin yüzde 10-15’inden daha fazla olmayacak.

Web, ana televizyon ekranının rakibi değil, tersine onun tamamlayıcısı olacak. Bu tamamlayıcılığı da sosyal bir bulut ve onun getirdikleri ile sağlayacak. Bu bulutu tanımlarken, sadece ‘dizi sohbetinden bahsetmiyor olacağız. Oyunlardan tutun, alışverişe kadar geniş bir perspektifte yenilikler bizleri bekliyor olacak.

Bütün bunları üst üste koyduğumuzda, son ayların popüler konusu olan ‘sosyal televizyon’un geleceği var mı’ ya da ‘bu bir trend mi’ diye sormak ve yorumlamak anlamsız.

Televizyon zaten sosyal bir olguydu ve bugün sosyal televizyon diye konuştuğumuz şey aslında enformasyon çağına ayak uydurarak evrilen ‘televizyon’dan başka bir şey değil.

Bizim için önemli olan, ‘trend midir?’ sorusundan çok, ‘bu yeni televizyon dünyasına nasıl entegre olabiliriz?’in cevabını aramak olmalı. Bizim gibi dev bir televizyon ülkesinde bu konuda çok daha cesur hareketler atıyor olmamız gerekiyor.