Sosyal medyaya karşı bir Fatih Altaylı

Digital Age dergisinde Digi-Test’ten geçerken “Gerçek gündem Twitter’da” diyen Birol Güven, ziyadesiyle haklı. Çeşitli nedenlerle gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına, hatta birçok internet haber sitesine yansımayan ya da yansıtılmayan konu ve tartışmalar, Twitter gündemine sansürsüz bir şekilde yansıyor...

01.09.2010 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Digital Age dergisinde Digi-Test’ten geçerken “Gerçek gündem Twitter’da” diyen Birol Güven, ziyadesiyle haklı. Çeşitli nedenlerle gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına, hatta birçok internet haber sitesine yansımayan ya da yansıtılmayan konu ve tartışmalar, Twitter gündemine sansürsüz bir şekilde yansıyor. Burada herkes sözünü sakınmadan içini döküyor. Konvansiyonel medyanın ünlü isimleri bile, gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında sergileyemedikleri samimiyeti burada sergiliyor, biz de yıldızların bugüne kadar hiç görmediğimiz ‘gerçek’ yüzleriyle karşılaşıyoruz.

DİJİTAL HYDE PARK
Bir çeşit ‘dijital Hyde Park’ işlevi gören bu geniş meşrepli mecrada, Taraf’ın Twitter gündemini takip eden köşesinin adıyla ifade etmek gerekirse, her an binlerce 140 karakterlik kişisel manşet atılıyor. Üstelik bu manşetlerin yüksek bir temsil gücü var. Çünkü yazı işleri odalarına toplanmış, sayıları iki elin parmaklarını pek geçmeyen editoryal kadroların değil, işte veya evde bilgisayarının başında ya da elinde telefonla
kafasına takılanları, aklından geçenleri dillendiren tek tek insanların gündemini yansıtıyor.

Başta Twitter olmak üzere sosyal medya, kendi gündemini yaratmakla kalmıyor, artık konvansiyonel medyanın gündemini de şekillendirmeye başladı. Bugün gazete sayfalarında ve ekranlarda sık sık, Twitter’da ve diğer sosyal medya ortamlarında başlatılan tartışmalar ve söylenen sözlerle ilgili birçok habere rastlıyoruz. Son olarak Fazıl Say örneğinde şahit olduğumuz gibi, Twitter gündeminin konvansiyonel medyanın gündemini ciddi bir şekilde işgal edebildiğini de görebiliyoruz.

Artık konvansiyonel mecralar ele aldıkları herhangi bir konunun gündem yaratıp yaratmadığını belirlemek için sosyal medyayı esas alıyor, konu hakkında kaç entry, kaç twit girildiğine bakıyor. Konvansiyonel mecra ölçümleme araçlarının (reyting, tiraj vesaire) yanına sosyal medya ölçümleme araçlarının bir standart olarak ekleneceği günlerin gelmesi çok sürmeyecek gibi görünüyor –aslında bu konuda bazı öncü adımlar da atılmış durumda.

Bu yeni yetme mecra, dünyayı ve konvansiyonel medyayı radikal bir şekilde değiştirirken ne olup bittiğini hâlâ anlayamayan, eski günlerin alışkanlıklarıyla yola devam edebileceğini düşünen, treni kaçırmayayım telaşıyla sosyal medyaya atılınca da, bu yeni dünyanın dilinden ve ruhundan bihaber olduğu için her şeyi yüzüne gözüne bulaştıranlara rastlamak da şaşırtıcı değil bu arada. Tarih böyle yol alır. Birileri dünyayı değiştirir, birileri onlara ayak uydurmaya çalışır, birileri de elindeki eski bir tasla eski bir hamamda eski günlerin o güzel türkülerini çığırır durur. Sonunda birileri kazanır, birileri de kaybeder.

ALTAYLI-EKŞİ SÖZLÜK SAVAŞI
Takip etmişsinizdir, Fatih Altaylı 1 Şubat 2010 tarihli Habertük köşesinde “ekşimiş ruhların buluşma yeri”, “pislik çukuru” gibi sözlerle tavsif ettiği Ekşi Sözlük’e karşı her zamanki sert üslubuyla bir yazı yazdı. “Normal ruh halindeki bir insan, işi gücü bırakıp, hayatına bırakın dokunmayı teğet dahi geçmeyen insanlar hakkında sayfalar dolusu yazı yazıp, kin kusmaz” diyen Altaylı, şöyle devam ediyordu: “Ama bunlar yazarlar. Yazdıkça kendilerini önemli zannederler. Oysa pislik çukurunun dibinde debelendiklerinin farkında dahi değillerdir. Pislik çukurunu dolduran ise bunların kendi ruhlarının karanlığından akan irinden başka bir şey değildir. Ne şikayetler, ne mahkemeler bu pisliğin üstesinden gelemez. Çünkü oralar ruhunu şeytana satmışların buluşma yeridir. Bu karanlık ruhlar pazarında olmayan tek şey haysiyettir.”

Bu yazıyı Ekşi Sözlük’ün tekzip yazısı takip etti. Altaylı gönderilen tekzip yazısını köşesinde yayımladı ama bununla yetinmedi, meydan okudu: “Hesaplaşacağız maskeli zavallılarla. O nick name’lerin arkasına saklanamayacaksınız. Ettiğiniz her hakaretin, yazdığınız her iftiranın hesabını vereceksiniz. Yargı önünde. Maskeler düşmüş olarak.”

Altaylı Ekşi Sözlük’ü mahkemeye verdi ve davayı kazandı. Mahkemenin verdiği karar icabı Ekşi Sözlük’te kendi adı altında yer alan 97 entry’yi hakaret içerdiği gerekçesiyle siteden kaldırttı. Bu karardan sonraki günlerde çeşitli kaynaklarda ‘Fatih Altay’lının zaferi’, ‘Ekşi Sözlük’e Fatih Altaylı darbesi’ başlıklarıyla çeşitli haberler yer aldı.

Peki bu gerçek bir galibiyet mi, yoksa aldatıcı bir Pirus zaferi mi? Altaylı Ekşi Sözlük’ün şahsında sosyal medyanın sırtını yere getirebildi mi? Benim cevabım net bir hayır. Altaylı bu kavgayı kaybetmiştir. Açtığı davayla 97 entry’i sildirdi belki ama Ekşi Sözlük’te ‘Fatih Altaylı Facts’ başlığı altında, bu satırların yazıldığı an itibariyle 971 yeni entry girilmiş durumda. Yani Altaylı’ya, sildirdiği 97 entry karşılığında, üstün yeteneklerini sarakaya alan on kat entry’le mukabele edilmiş durumda. “Fatih Altaylı eğilmez, gerekiyorsa uzayzaman bükülür” diyorlar. “Önce Fatih Altaylı vardı, sonra Habertürk olsun dedi ve oldu. Şüphesiz o neyi olduracağını çok iyi bilir” diyorlar. “Fatih Altaylı tekzip yayınlarken bile dublör kullanmaz” diyorlar. “Fatih Altaylı bir entry’i daha yazılmadan sildirebilir” diyorlar. Daha neler diyorlar! Şimdi bu bir zafer midir?

Altaylı’nın yaptığı, evvel zaman içinde başka köşe yazarlarıyla girilen polemiklerde başvurulan arkaik bir taktikten başka bir şey değil. Hakaret eden bir köşe yazarıyla tartışmaya girip onu alt edebilirsiniz, hakkında dava açıp tazminat alabilirsiniz, gazete yönetiminin yazara baskı yapmasını sağlayabilirsiniz ancak bunların hiçbiri sosyal medyada işlemez. Tartışmaya girseniz pişman olursunuz, dava açsanız sildirdiğiniz entry’lerin on katı entry’le karşılık verilir ve ssg bile 27 bin küsür yazarla baş edemez.

Peki ne mi yapmanız gerekir? Okan Bayülgen’in Ekşi Sözlük’e kırk kere rahmet okutacak İnci Sözlük’ün sansasyonel ‘ziyaret’i sonrasında yaptığı gibi, soğukkanlı davranabilir, sosyal medyanın ruhunu anlayan, bu yeni yetme mecraya savaş açmak yerine onu saflarına katmayı başaran, feraset dolu bir stratejiyle hareket edebilirsiniz. Ya da sizin için dua ederiz: Ekşi Sözlük neyse de, Allah İnci Sözlük’ün eline düşürmesin!

***
Ayın Kampanyası: Türkler Uçuyor

Dünya Basketbol Şampiyonası sadece spor değil, bir reklam şenliği de başlatmış durumda. 12 Dev Adam’a sponsor olan markalar, göz kamaştıran filmlerle reklam kuşaklarında boy gösteriyor. Turkcell’in gündelik hayatta hepimizin yaptığı kağıtla, çerle, çöple basket atma merakını yakalayan, detay avcısı reklamı prodüksiyon kalitesiyle de dikkat çekiyor.

Esas favorim ise ‘Türkler uçuyor’ sloganlı yeni Türk Hava Yolları reklamı. Havada smaç basma şovuna dayanan bu spektaküler reklam, markanın birçok mesajını bir arada sunuyor. Prodüksiyon kalitesi de yüksek irtifada seyreden bu reklam, THY’nin son zamanlarda Barcelona, Manchester United gibi dünya devlerine sponsor olarak yaptığı büyük işleri taçlandırıyor. Tebrikler!