Sosyal medyanın depremle imtihanı

“Türkiye en son 1999’da büyük bir deprem gördü. O zamanlar dünya analogdu, e-postaya yeni yeni alışılıyordu ve Mark Zuckerberg henüz bir lise öğrencisiydi. Devletin bölgeye intikal etmesi bile günler almıştı. Ancak Van’daki depremden yalnızca birkaç saat sonra, teknoloji devreye girdi.”

04.11.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Türkiye en son 1999’da büyük bir deprem gördü. O zamanlar dünya analogdu, e-postaya yeni yeni alışılıyordu ve Mark Zuckerberg henüz bir lise öğrencisiydi. Devletin bölgeye intikal etmesi bile günler almıştı. Ancak Van’daki depremden yalnızca birkaç saat sonra, teknoloji devreye girdi.”

Depremin hemen ardından Time dergisinin internet sitesinde yayınlanan bir yazı, sosyal medyanın, yaşanan felaketin yaralarına nasıl hızla ilaç olduğu bu sözlerle anlatıyordu.

Gerçekten de depremin yarattığı etki ve bölgenin ihtiyaçları bir anda sosyal medyada bir virüs gibi yayıldı, sosyal medya kullanıcılarının depremzedeler için çalışan gönüllülere dönüşmesi çok zaman almadı.

İlk haberlerden biri Google’dan geldi. Google, Haiti ve Şili için kullandığı “kişi bulucu”yu Van’ın hizmetine açtı. Siteye şimdiye kadar 4.500 kayıt girildi. Twitter’da Van ve deprem gibi trendler binlerce kez paylaşıldı. Twitter ve Facebook depremzedelere yardım etmek isteyenlere yol gösterici olurken, sosyal medyada gelişen bir kampanyayla Kızılay ve Akut gibi arama kurtama ekiplerine SMS’lerle yardım yağmaya başladı. Twitter’da bu güne kadar Van ile ilgili 500 bin Tweet atıldı.

Depremden hemen sonra gelişen en etkileyici sosyal medya vakası Twitter’da 16 bin takipçisi olan Muhabir Ahmet Tezcan’dan geldi. Tezcan depremzedelerin evinde kalabileceğini yazınca, "Evim Evindir Van" kampanyası başladı. Şu anda valilik 24 saat açık bir hatla depremzedelerle evini paylaşmak isteyen vatandaşların kayıtlarını alıyor.

Rezil de eder vezir de
Sosyal medya, depremin hemen ardından yaşanan felaketi yakın zamanda meydana gelen terör olaylarıyla birleştirip bölge insanına nefret kusan iletilerin de paylaşılmasına sahne oldu. Buna karşı sosyal medyadan gelen tepkiler çığ gibi büyüdü. Öyle ki televizyonda benzer nefret ifadelerini kullanan Atv’den Müge Anlı ve Habertürk’ten Duygu Canbaş’a karşı kampanyalar Müge Anlı’nın özür dilemesini, Çağdaş Gazeteciler Derneğinin dava açmasını ve RTÜK’ün durumu takibe almasını sağladı.

Özel şirketler ve markalar da sosyal medya üzerinden deprem bölgesine yardım kampanyaları örgütledi. Ancak sosyal medyanın bir markayı rezil de vezir de edebileceği kısa zamanda anlaşıldı. Onur Air’in Facebook’taki sayfasını beğenen her bir kullanıcı adına bölgeye 0,5 liralık bağışta bulunacağını açıklamasına tepkiler yağdı. Onur Air kampanyasını durdurdu ve kullanıcılarla bölgeye yaptığı yardımın dekontunu paylaştı.

Son olarak dün öğlen sularında Ekşisözlük’te açılan bir başlık sosyal medyada geniş yankı buldu: “Bir gün sen düşersen ben de seni kaldıracağım”. Bir depremzedenin kendisine yardım eden birine yolladığı bu mesaj, Twitter’da trend oldu. Trend “One day If you fall, I’ll pick you up too” olarak İngilizceye çevrilerek uluslararası düzeyde paylaşılmaya başlandı.

Tüm bu çabaların dönüp dolaşıp somutlandığı nokta, sosyal medya kullanıcılarının bu örgütlü mücadelesinin amacı yani; birkaç kelimeyle özetlenebilir: battaniye, çadır, içme suyu, ilaç, kışlık kıyafet, seyyar tuvalet…

Bazılarına göre sanal bir alemde yaşamanın bir yolu sosyal medya; ama kim ne derse desin şu sıralar hayatın gerçeklerle sosyal medyanın gerçekleri birbiriyle örtüşüyor. Belki de ilk kez sosyal medya doğasına uygun olarak kullanılıyor, örgütlü tepki gösterme ve el ele verme zemini oluyor. Sosyal medya açık ki bizleri hala bir arada tutan harcın malzemelerini tek tek ortaya koyuyor.

Bakan Hüseyin Çelik’e STV’de ekrana gelen bağış kampanyası esnasında “Twitter artık ideolojik silah olarak kullanılıyor” dedirten de, sosyal medyanın deprem sınavından geçtiğini kanıtlayan da bu!

ÖMÜR ŞAHİN