Siyasi iletişimin yeni credo’su

‘Dijitale hakim olan sandığa da hakim olur’
04.12.2012 - 14:40
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

‘Dijitale hakim olan sandığa da hakim olur’

Artık ‘sokağa hakim olan sandığa da hakim olur’ kuralı değişti. Yeni trende göre, dijitale hakim olan hem sokağa hem de sandığa hakim olur. Bunu dünyanın yakından izlediği, 6 Kasım’da gerçekleşen Amerikan seçimlerinde gördük.

4 Kasım’da gittiğimiz Amerika’da seçim atmosferini soluma şansımız oldu. Aslına bakarsanız sokakta seçim heyecanı pek hissedilmiyordu ancak dijital medyada, özellikle de sosyal medyada çok güçlü bir şekilde hissediliyordu bu heyecan. Yarış aslında sosyal medyada cereyan etti diyebiliriz kolaylıkla.

Son Amerikan başkanlık seçimleri bize önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Sosyal medyadaki yarışta üstün olan seçimleri de kazandı.

                                  

Sosyal medyanın diğer mecralara göre farklılıkları da vardı. Burada adaylar daha özgürdü. Örneğin adayların, televizyonda katıldıkları ‘debate’ ortamındaki kadar kibar ve centilmen olmaları gerekmiyordu.

Time dergisinin hazırladığı ve 26 Ekim’de piyasaya sunduğu seçim özel sayısında Adam Sorensen şöyle diyordu: “Gürültülü bir savaş alanı olan modern başkanlık kampanyalarında, sosyal medya adaylara ve destekçilerine daha çok çirkefleşme olanağı sağlıyor. İğnelemeler Twitter mesajlarında hızla yer alıyor, destek cümleleri ise Facebook’ta çabucak yayılıyor.”

Şöyle devam ediyor Sorensen: “Bu sosyal network’ler aynı zamanda adayların seçmenlere ilettikleri mesajı test etmesi için yeni olanaklar sağlıyor. Adayların faydalı data toplamasını ve seçmenlerle iletişim kurmasını sağlamanın yanı sıra, gönüllüleri daha kolay organize etme konusunda da yeni yollar sunuyorlar. Amerikan yetişkin nüfusunun neredeyse yarısı sosyal paylaşım sitelerini kullanıyor. Barack Obama ve Mitt Romney ise buralarda oy toplamak için adeta savaşıyorlar.”

DANIŞMANLAR KAPIŞMASI

Time, yaşanan çarpışmalar için birkaç çarpıcı örnek verirken kampanyaların sosyal medyada geniş kitleler tarafından takip edildiğini belirtiyor ve bir noktaya özellikle dikkat çekiyordu: “Bu seçimlerde asıl odak noktası başkanlardan çok danışmanlardı.”

Romney’nin baş danışmanı ve baş stratejisti Eric Fehrnstrom ve Obama’nın uzun süredir çalıştığı siyasi danışman David Axelrod bu çatışmadaki en renkli taraflardı. 3 Nisan’da aralarında şöyle bir diyalog geçiyordu örneğin.

Eric.: @davidaxelrod David, Romney’nin MadMen zaman diliminde yaşadığını söylüyor. Yani işsizlik azken ve ekonomi büyürken mi demek istedin?

David A.: @EricFehm Hayır, Rusya bizim en büyük rakibimizken, patronlar kadınların sağlığı konusunda diktatörlük yapabilirken ve ‘Etch-a-Sketch’ politik stratejiden ziyade hâlâ bir oyuncakken.

Peki sonuç ne oldu?

                                        

Twitter’da 23,5 milyon takipçisiyle, Facebook’ta 33,5 milyon kişinin beğendiği ve 2 milyondan fazla kişinin hakkında konuştuğu Obama, seçimleri beklenenin aksine hiç zorlanmadan rahat bir şekilde kazandı.

Obama’nın rakibi Romney’nin sosyal medyadaki tablosu ise şöyle: Facebook’ta 11,9 milyon beğeneni var, hakkında 1 milyon civarında kişi konuşuyor ve Twitter’da ancak 1,8 milyon takipçiye ulaşabilmiş durumda.

‘BU KOLTUK DOLU’

2012 ABD başkanlık seçimlerinde, bazı unutulmayacak olaylar da yaşandı. Bunlardan biri de ‘Boş Koltuk’ vakasıydı. Clint Eastwood, Ağustos ayının son haftasında Cumhuriyetçi Partinin Ulusal Kongresinde Mitt Romney’i destekleyen bir konuşma yaptı. Eastwood konuşmasını yaparken yanında boş bir sandalye vardı. Eastwood sandalyede Obama oturuyormuş gibi onunla sohbet edercesine konuşmuş ve bu yolla Obama’nın başkanlık koltuğunu dolduramadığını ima etmişti. Eastwood’un esprileri Cumhuriyetçilerden büyük alkış aldı.

Obama Eastwood’un konuşması biterken başkanlık koltuğunda arkası dönük çekilmiş bir fotoğrafını Twitter’da paylaştı. Obama’nın resimle gönderdiği mesaj ise ‘This seat is taken’ idi. Bu tweet öylesine bir viral etki yarattı ki ve medyada o kadar yer aldı ki, Cumhuriyetçilerin kongre haberleri bu tweet’in gölgesinde kaybolup gitti.

Obama ve ekibinin teknolojiyi, dijital mecra ve sosyal medyayı kullanma becerisi ona seçimi kazandırdı desek hiç abartmış olmayız. Nitekim 9 Kasım’da IAPC konferansında izlediğimiz Obama’nın kampanya baş stratejisti Jim Messina’dan ayrıntılı bir şekilde kampanyayı dinledikten sonra anladık ki, seçimi kazanmak için sadece sosyal medyayı değil, mobil teknolojileri de sonuna kadar kullanmışlar.

Evet, yeni bir çağ başlayana kadar yeni dünyanın kuralı şu: “Dijitale hakim olan sandığa da hakim olur ve koltuğu alır.”