Siyah Ayna’ya bakarken

"Dev bir sosyal medya ülkesiyiz" diyerek hızlıca geçtiğimiz slide'ların ardındaki toplumsal değişim düşündürücü. Üstelik iletişim dünyasının klasikleşen formüllerini tehdit ediyor.
01.11.2016 - 08:50
25
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Charlton “Charlie” Brooker ismi tanıdık gelmeyebilir. Çoğumuz onu ismen değil, Black Mirror dizisiyle hatırlıyoruz. Gelecek ve geleceğin insanlık üzerine etkisi, Charlie’nin hep düşündüğü bir konuydu. “Teknoloji bir ilaçsa, yan etkileri nelerdi?”

2011’de Channel 4 için yazdığı ve efsaneleşen Black Mirror bu amaçla doğmuştu. Charlie’nin yazdıklarını özel yapan, aleni olanı değil, arkasındaki sosyal gerçeği araması ve sert bir gerçeklikle ekrana taşımasıydı.

Öncesinde “Twilight Zone’umsu bir dizi” diye yorumlanmasına rağmen, ilk sezon izleyenler üzerinde tokat etkisi yarattı. İşlediği konuların derinliği, yayınlandığı hemen her ülkede tartışmalara yol açtı.

Charlie, telefonunda 1 – 2 sene önce ölen bir arkadaşının numarasını silemediğini farketmişti. Gece sosyal medyada gezinirken bu anın üzerine aklına takılan bir soru yeni bir kapıyı aralayacaktı: “Biri öldüğünde, dijital dünya üzerinde bıraktığı izlerin toplamından, yapay zeka yardımıyla onunla tekrar konuşabilmek nasıl bir etki yaratırdı? Özellikle en yakınları üzerinde?” İkinci sezonun açılışı olan Be Right Back, bu anlardan ve çelişkilerden yola çıkıyordu.

Siyah Ayna'ya bakarken

Yargılayan toplumların geleceğine dair

Özlenen Black Mirror’ın yeni sezonu, geçtiğimiz günlerde Netflix üzerinde yayınlandı. “Dış referanslılık”, yani kendisi ve kendi isteklerinden çok, toplumun onu yargılaması üzerine hayatını kuran insanların üzerine kurulmuş bir ilk bölümle başlıyor seri. Sosyal medya üzerinden birbirini sürekli yargılayan (notlayan) toplulukların geleceğine gönderme yapan sert bir kurgu var karşımızda.

Seyrederken, Facebook üzerinde kuzeninin çocuğuna ait bir fotoyu like’lamadığı için ailesinden tepki gören bir arkadaşım geldi aklıma. Hangi saatte post atarsa daha fazla takipçi kazanacağını hesaplayan insanları hatırladım. Hatta hesabı havalı gözüksün diye takipçi satın alanları. Zaten, “Elalem ne der” cümlesini başucunda tutarak bugünlere gelen bir toplumda, sosyal medyanın yarattığı değişim kaçınılmaz.

Herkesin sorması gereken sorular

“Dev bir sosyal medya ülkesiyiz” diyerek hızlıca geçtiğimiz slide’ların ardındaki toplumsal değişim düşündürücü ve iletişim dünyasının klasikleşen formüllerini tehdit ediyor.

Mecranın yeni jenerasyon olması veya ultra dijitalleşmek değişimi tanımlamak için yeterli değil. Teknolojiyle değişen insanoğlu başka bir şey. Milenyaller ve Z Kuşağı makalelerinden ötesi yaşanıyor etrafımızda.

Toplumbilimle daha çok vakit geçirmemiz gerekiyor. Buradan gelecek içgörüleri iletişime daha çok katmamız gerekiyor.

Charlie’nin yazdıkları provakatif ve elbette bir miktar abartı içeriyor. Ama Black Mirror yeni sezonuyla teknolojinin yan etkileriyle kavrulan kitleleri tepsiyle önümüze koyuyor. Yine derin sorular sorarak. Yine derin tartışmalara yol açarak.

Medyadan halkla ilişkilere, marka yönetiminden kreatife pazarlama dünyasından herkesin sorması gereken sorulara da ev sahipliği yapıyor.

“… telefonlarımız… Uyanınca ilk dokunduğumuz… Uykuya dalmadan son dokunduğumuz…

Göz alıcı, parlak, çekici ekranlar… Hiç durmadan, aşkla gözümüzü ayırmadığımız.

Tıpkı şu anda yaptığınız gibi.

Gerçek kimliğinizin, ancak ekranlar kararınca ortaya çıktığı yeni dünyaya hoş geldiniz.

Karanlığa hoş geldiniz.

Umarız, bu karanlığı aydınlatıcı bulursunuz…”

Black Mirror (2016)