Şirketiniz küresel ekonomiden neler öğrenebilir?

Küresel ekonomi bazı temel kurallar üzerine kuruludur.
02.06.2014 - 10:08
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Dünya Bankası verilerine göre kişi başına düşen gayrisafi milli hâsıla Amerika’da 49.965 dolar. 1 mil kadar güneyde ise, kişi başı gayrisafi milli hasılanın 4.072 dolar olduğu Nikaragua bulunuyor. Komşularından birinin gelirinin 12 katını aşan bir geliri nasıl elde edebiliyor ortalama bir ABD’li?

Pek çok ABD’linin Birleşmiş Milletler’e demeç veren Barack Obama ile aynı fikri paylaştığı kanısındayım: “Bence ABD istisnai bir ülke.” ‘Diğerlerinin de çıkarları adına harekete geçebilme’ yeteneği konusunda ise gerçekten istisnai bir ülke.

Siyaset sahnesi için bu doğru olabilir, ama iktisadi hayatta tam olarak geçerli sayılmaz. Gündelik hayatta işleyen kural şu ki eğer bir ülke kalabalıksa, bununla orantılı olarak da zengindir.

Kuzey Amerika ve Güney Amerika

Kuzey Amerika kıtasındaki dokuz ülkeyi ele alalım. En kalabalık popülasyona sahip üç ülke (ABD, Meksika ve Kanada) kişi başı ortalama 36.410 dolarlık bir GSMH’ye sahip. Küçük nüfuslu altı ülkede ise (Guatemala, Honduras, El Salvador, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama) bu oran kişi başına ortalama yalnızca 8.347 dolar.

Güney Amerika’da, kalabalık nüfuslu altı ülkenin (Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Peru, Venezuela, Şili ve Ekvator) kişi başı ortalama 13.004 dolarlık GSMH’si bulunurken; kıtadaki beş az nüfuslu ülke (Bolivya, Paraguay, Uruguay, Guyana ve Surinam) yaklaşık 7.942 dolar kişi başı ortalama GSMH’ye sahip.

Serveti yaratan nedir?

Bu bir sır sayılmaz. 1779 yılında basılan ‘Ulusların Zenginliği’ kitabında, Adam Smith çoktan yanıtını vermişti bu sorunun: “İş bölümü uzmanlaşmayı, ihtisas alanlarını, beceriyi ve makineleşmeyi beraberinde getirir ve tüm bu getiriler de daha büyük servetlerin üretilebilmesini mümkün kılar.”

Tabii, Adam Smith’in de dikkat çekmiş olduğu gibi uzmanlaşmanın bir sınırı var: “İş bölümüne mahal veren değiş tokuş gücü olduğundan, bu bölümlenmenin kapsamı da pazarın kapsamı tarafından sınırlanır.”

Bir başka deyişle, pazar ne kadar kapsamlıysa, uzmanlaşma da o kadar ileri; zenginlik de o kadar gelişmiş olur.

Pazarın küçüklüğü de dar bir uzmanlaşmaya ve kapsamı küçük bir zenginliğe yol açar.

Büyük bir kenti küçük bir kasabayla karşılaştırın. Küçük kasabada çok fazla zengin insan bulamazsanız. Bulursanız, bilin ki büyük kentlerden oraya taşınmışlardır.

Büyük kentlerde birçok zengin insan bulursunuz çünkü oralarda servet yaratımını mümkün kılan bir uzmanlaşma hâkimdir. Uzmanlaşma da ancak pazar yeterince büyük olduğunda devreye girer.

Peki, hem küçük hem zengin ülkeler?

Yalnızca 537 bin insanın yaşadığı Lüksemburg’da kişi başı GSMH tamı tamına 91.388 dolar; yani ABD’deki oranın yaklaşık yüzde 180’i.

2 milyonu birazcık aşan Katar’da ise rakam 83.460 dolar.

ABD’den daha zengin altı ülke var ve bunların hepsi de küçük nüfuslu ülkeler. Lüksemburg ve Katar’a paralel olarak, Norveç, Singapur, İsviçre ve Brunei’yi de ekleyebiliriz bu listeye. Bu altı ülkenin toplam nüfusları 21,6 milyon, Teksas’ın eyalet nüfusundan bile daha az.

Peki, küçük bir ülkeyi zengin yapan nedir? Tabii ki ihracat.

Bu altı ülkenin her birinin ihracat değerlerinin, ülkelerin GSMH’sine oranı aşağıdaki gibi:

Lüksemburg: yüzde 177
Katar: yüzde 70
Norveç: yüzde 41
Singapur: yüzde 201
İsviçre: yüzde 52
Brunei: yüzde 81

Küçük bir ülke kendi nüfusu arasındaki alım satım faaliyetleriyle zenginleşemez. Küçük bir ülke, ancak ve ancak diğer ülkelerin insanlarına mal satarak servet elde edebilir.

ABD’nin ihracatı GSMH’sinin ne kadarına denk düşüyor, biliyor musunuz? Sadece yüzde 14’üne.

Kalabalık ve yoksul ülkeler

Çin, 1,4 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi. Hindistan ise 1,2 milyarlık nüfusuyla dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi. Bu ülkeler bir arada, dünya nüfusunun yüzde 36,8’ini oluşturuyorlar.

Bununla beraber, bu ülkeler nispeten yoksul sayılırlar. Çin’in kişi başı GSMH’si 9.233; Hindistan’ınki ise 3.876 dolar. Nedir bunun sebebi?

Adam Smith’in bu konuda da bir yanıtı var: “Özel teşebbüste bulunan aktörleri, sahip oldukları kapitali diledikleri usulde kullanabilmeleri adına teşvik eden ve yönlendiren siyasi erkler, hiçbir konsey ya da senatoya imkân tanımayan mutlak bir otorite üstlenirler.”

Geçmişte, hem Çin hem de Hindistan’ın maruz kaldığı problem tam da buydu; her iki ülkenin de hükümetleri onyıllar boyunca iş dünyasını kontrol etti. Nispeten yakın geçmişte ise bu denetimi azaltıp, serbest pazar prensiplerine uyum sağlamaya başladılar. Sonuçlar fazlasıyla şaşırtıcı.

Geçtiğimiz 10 yıl boyunca, yıllık ortalama yüzde 10,5’lik bir büyüme oranıyla, Çin dünyanın en hızlı kalkınan ülkesi. Hindistan’ın ise son 10 yıldaki ortalama büyüme oranı yıllık yüzde 7,7 şeklinde gerçekleşti. (Bu rakamları Amerika’nın yüzde 1,7’lik oranlarıyla kıyaslamanızı öneririm.)

Bir ülkeyi zenginleştiren uzmanlaşmadır. Sizce bunu şirketler biliyor mu? Sanmıyorum.

Şirketlerin çok az bir kısmı uzmanlığa sıcak bakıyor. Şirketlerin asıl istediği her alanda hüküm sürmek. Geniş bir yelpazede yer alan ürün ve hizmetlerin hepsinde aranan tek tedarikçi olmayı arzuluyorlar.

Al Ries: Şirketiniz küresel ekonomiden neler öğrenebilir?

Yazılım şirketleri donanıma geçiyor

Bilgisayar yazılımı açık ara dünyadaki en dinamik endüstri. Sektörün gelişimi kelimenin tam anlamıyla şok edici bir şekilde gerçekleşti. Microsoft gibi bir şirketinin bilgisayar yazılımında uzmanlaşmaktan mutluluk duyduğunu düşünebilirsiniz. Ama yanılırsınız.

Bir önceki CEO Steve Ballmer’ın yakın zamanda söylediklerini hatırlayın: “Pişman olduğum şeylerden biri yazılım ve donanımı daha çabuk bir araya getirmemiş olmamız.”

Sahiden mi? Microsoft’un 2012 yılındaki Surface tablet lansmanı ve 2013 yılında Nokia’nın telefon departmanını (7,2 milyar dolara) satın alışı, 2006 yılında gerçekleşen portatif Media Player Zune’un ayak izlerini takip edecek mi dersiniz? Tarih, edeceğini söylüyor.

Tam bu sırada, Google’da olan bitenler de aşağı yukarı aynı sayılır. 2012 yılında Motorola Mobility’yi 12,5 milyar dolara satın alan şirketin böbürlenmesinden geçilmiyordu: “Google yazılım işinde muhteşem; Motorola Mobility ise cihaz işinde mükemmel. Bu iki alanın kombinasyonu epey makul ve inovasyonu tetiklemeye fazlasıyla muktedir.”

Ancak görünen o ki kombinasyon o kadar da makul değilmiş. İki yıldan az bir süre içinde Google, Motorola Mobility’yi 2,9 milyar karşılığında Lenovo’ya sattı.

İçinde bulunduğumuz yıldaysa, Google ‘öğrenen termostat’lar ve duman ve karbon monoksit detektörü Protect’i yapan Next Laboratuvarlar’ını 3,2 milyar dolar karşılığında satın aldı. Görünüşe bakılırsa, uzun vadeli hedef akıllı ev sistemleri geliştirebilmek.

Donanım konusunda atılım yapan diğer şirketlerden bir diğeri ise sanal gerçeklik şirketi Oculus VR’ı 2 milyar dolar ödeyerek alan Facebook.

Al Ries: Şirketiniz küresel ekonomiden neler öğrenebilir?

Donanım şirketleri yazılıma el atıyor

Dell, 2009 yılında Perot Data Systems’i 3,9 milyar dolara, Quest Software’i 2,4 milyar dolara satın aldı.

Bu satın alımlar Dell’i kurtarmaya yetti mi? 2013 mali yılının (halka arz edilişinin son yılında) gelirleri 56,9 milyar dolardı, yani 2007 yılının kayıtlara geçen 57,4 milyar dolarlık oranlarından daha az.

2005 yılında, yüzde 16,8’lik pazar payıyla Dell kişisel bilgisayarlarda dünya lideri konumundaydı. Geçtiğimiz yılsa, 11,6’lık pazar payıyla üçüncülük konumuna geriledi.

Aynı anda Hewlett-Packard’da da benzer bir senaryo işleyişteydi. 2008 yılında Electronic Dana Systems’i 13 milyar dolara satın alan şirket, 2011 yılında da 11 milyar dolar karşılığında Autonomy’yi bünyesine dahil etti.

Peki, bu satın alımlar HP’nin kâr zarar oranlarını düzeltti mi? Net kârlar 2010 yılındaki 8,7 milyar dolardan 2013 yılının 5,1 milyar dolarına düştü. (Bunlara ek olarak, şirketin 2012 yılında kaybettiği bir 12,7 milyar dolar daha var ortada.)

Bir ülkeyi zenginleştiren şey uzmanlaşmadır. Şirketlerin benzer tasarıyı uygulamaya koymaktan kaçınması bence çok garip bir durum.