Sinemanın yarını salonlarda mı, evlerde mi?

3D'nin büyük bir yenilik sayılmadığı, salonların elle tutulur bir inovasyona imza atamadığı bir sinema dünyası üzerine sorular ardı ardına geliyor.
01.09.2014 - 15:57
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yıl 2008. 8 senenin ardından Rock müziğin unutulmaz grubu AC/DC’nin yeni albümü “Black Ice” Kuzey Amerika’da raflarda yerini alıyordu.

Ufak bir farkla.

Sadece ünlü market zinciri Wal-Mart’ın raflarında.

Lahana ve Karnabahar’la yan yana Brian Johnson’ı görmek pek çok rock sever için hüzünlü bir resim sayılabilirdi. Üstelik dijital çağın aksine, ilk çıkışında sadece fiziksel albüm raflarda olacaktı.

Sonuç kesinlikle başarısızlıktı. En azından bazıları böyle düşünüyordu.

Sinema'nın yarını salonlarda mı, evlerde mi?

Ama öyle olmadı. Wal-Mart müzik reyonlarının yanı sıra mağazaların içine 3 bin tane özel ‘Rock Again AC/DC stores’ inşa etti. Grubun albümleri ve diğer merchandising malzemelerini mağazalara giren milyonların önüne seriverdi.

İlk hafta 800 bin kopya satıldı.

Klasik AC/DC sound’unun geri dönüşünü kutlarcasına arkasına Wal-Mart’ın fiziksel dağıtım gücünü ve pozitif yorumları alan grup, Coldplay’in ardından 2008’in en çok satan ikinci albümüne imza atmıştı.

Mağazalardaki aktivasyonu yöneten Arnold Worldwide, o sene ‘en iyi retail/co-marketing kampanyası’ ödülünü cebe atarken, AC/DC geniş bir dünya turnesinin yolunu tutuyor, başta Grammy olmak üzere Brit, Juno ve Aria müzik ödüllerinde aday gösteriliyordu.

İmkansız gözüken oyunun kuralları değişebiliyordu. Ve değişim, başarılı olabiliyordu.

X X X

5 sene sonra, Netflix’in içerikten sorumlu başkan yardımcısı Ted Sarandos , 2013 Bağımsız Sinema Forum’unda can alıcı bir konuşma yapıyor ve bambaşka bir oyunun kurallarını değiştirmek istercesine tartışmanın fitilini ateşliyordu.

Konuşmanın özeti netti: Netflix, filmleri sinema salonları ile aynı anda abonelerine sunmak istiyordu.

Bir sinema filminin Amerika’da ortalamada 90 gün boyunca sadece sinema salonlarında yayınlandığı düşünülürse, hamlenin ne kadar radikal olduğu rahatlıkla görülebilir.

Bugün için 40 milyondan fazla abonesi olan bu dev platform, televizyon endüstrisini şu anda çok da rahatsız etmiyor. House of Cards, Orange is the New Black ve diğerleri ilgi çekiyor olsa da, henüz ulusal televizyonları rahatsız edebilecek güçten uzak.

Ama binlerce ‘back katalog’ filmi server’larında ve depolarında barındıran Netflix, sinema dünyası için ‘değişimi yönetmek isteyen’ bir oyuncu. Bu günlerde 90 günü en azından 40-45 güne indirmeyi amaçlayan pazarlıklar yaptığı da konuşuluyor.

Netflix, bir kaç yıl içinde 100 milyon sınırını geçecek abonelerine “en taze içeriği” verebilmek için geliyor.

Sinema'nın yarını salonlarda mı, evlerde mi?

Fiziksel dağıtım kaslarını masaya koyarak, “yarın ne olacak” diye düşünen sinema endüstrisine göz kırpıyor. 3D’nin büyük bir yenilik sayılmadığı, salonların elle tutulur bir inovasyona imza atamadığı bir sinema dünyası üzerine sorular ardı ardına geliyor. Yeni ‘Ironman’ sinema salonlarıyla aynı anda evinizin salonunda olsa, bütün dünyayla aynı anda bir Cuma gecesi arkadaşlarınızla evinizde seyretmek için 10-15 lirayı gözden çıkartır mıydınız? Sinemaya gitmenin maliyetini de düşünürseniz, bu sizin için hem kolay hem de ucuz bir alternatif olur muydu? Sinema’ya gitmek sosyal bir olgu olsa da, ayda 4 kere yerine 1 kere gitmeye karar verirseniz, salonlar aradaki bu ciro farkını kaldırabilir güçte mi?

Önümüzdeki 10 sene içerisinde oturma odalarımızdaki ortalama ekran boyutunun 55 inçe (140 cm) yükselmesi beklenebilir. Üstelik bu gelecekte televizyonlarımız çerçevelerinde 20-22 adet mikro speaker taşıyacağından, evinizdeki ses-görüntü kalitesi bugünden çok daha yüksek olacak. Görüntü kalitesi önce 4K’ya, sonra da 8K’ya çıkacak (2017’de 4K’nın global standard olması bekleniyor). Bu da 10 sene içinde High Definition olarak bildiğimiz görüntü kalitesinin 16 kat üzerine çıkmak anlamına geliyor. Aynı zamanda akıllanan ve web’e bağlı televizyonlar, fiber bağlantılarla okyanuslarca içeriği evinize ve elinize taşıyacak.

İstediğiniz an, istediğiniz ekrandan. Netflix ve benzeri platformlardan.

Büyük bir perde, sosyal deneyim, sıcak popcorn, güzel koltuklar. Bunlar kulağa çekici gelse de açıkçası bugün sinemanın elindeki en büyük güç belli: Sevdiğimiz filmleri ilk orada seyretmek.

Görünen o ki, eğer sinema salonlarındaki deneyim hızla yeniden tanımlanamazsa, bu gücü kaptırdığı gün, Titanik’in buzdağına çarptığı gün olacak.

Fotoğraflar: diffusor@flickr ve IGN