‘Çin bizden simit bekliyor’

Simit Sarayı kurucularından Haluk Okutur işinin kendisini en çok etkileyen duygusal yönlerini anlatıyor.

04.10.2013 - 15:04 | Arzu Nilay Kocasu

Simit Sarayı’nın ortaklarından Haluk Okutur
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

İlk mağazasını 2002 yılında açan Simit Sarayı, aradan geçen 11 seneden bu yana Türkiye’de ve dünyada genişlemeye devam ediyor. Markanın yurtiçindeki en faal şubeleri İstanbul’un merkezindekiler olurken, Kâbe‘nin hemen karşısında bulunan Mekke mağazası yurtdışındaki en işlek Simit Sarayı şubesi. 2014’te yurtdışında çizgi üstü reklam çalışmalarına başlayacak olan kuruluşun bir diğer hedefiyse 10 yıl içinde Çin pazarına girmek.

Duygusal anlamda bir hedefiniz var mıydı bu işe başlarken?

“Simit Sarayı projesi olmasaydı, bugün simit olmazdı”

Başlangıçta da bu vardı, şimdi de var, ilerleyen dönemlerde de olacak. Bizim için işin duygusal kısmı çok önemli. Bizim heyecanımızı artıran, motivasyonumuzu yükselten, bize enerji veren duygu bu zaten. Simit 5–6 yüzyıldır kültürümüzde olan ve 365 gün 24 saat tüketilen eşsiz bir ürün. Ama bizim başladığımız 2002 yılında simit hak ettiği biçimde satılmıyor ve üretilmiyordu. Şunu çok samimiyetle söyleyebilirim ki Simit Sarayı projesi olmasaydı, bugün çocuklarımıza ve yarın torunlarımıza “bizim zamanımızda üzeri susamla kaplı, halka şeklinde çok lezzetli bir ürün vardı ama şimdi nerede o lezzetler” diye anlatacaktık.

Tamamen tükenir miydi?

Tamamen biterdi, kültürümüzde benzer şekilde tükenen pek çok ürün var. Simit de tükenirdi. O tarihte simit satışları gittikçe azalıyordu çünkü simit, hiç hijyenik olmayan koşullarda üretilerek yine hijyenik olmayan bir biçimde satılıyordu. Günümüz rekabet koşullarında ayakta kalma şansı olmayan geleneksel fırınlarda yapılıyordu. Üreticiler, daha az harcamayla daha ucuza mal ederek simit satma gayretindeydiler.

Simit Sarayı’nın ortaklarından Haluk Okutur Kirası en ucuz yerlerde, apartmanların bodrum katlarında, rutubetli mekanlarda, sağlıksız çalışma koşullarında gece 12:00–1:00’lerde başlayıp sabah 5:00–6:00’ya kadar çalışarak simit üretiyor; kirli tahta kasalarda, kamyonetlerin arkalarında, sokak meydanlarındaki seyyar simit satıcılarına bu simitleri dağıtıyorlardı. İnsanlar da zaman içinde bilinçlenip bunun farkına varmaya başladıkça haklı olarak simit almayı bırakıp çocuklarına ve yakınlarına simit almamaları yönünde telkinlerde bulundular. Simit satışları azaldıkça ne usta yetişmeye başladı ne de simitle ilgili düzgün yatırımlar yapıldı. Herkes kendisine alternatif iş kolları arar oldu. Hem simitçiler azaldı, hem simit tüketenler azaldı. Biz 2002 yılında Simit Sarayı projesini başlatmasaydık şu anda hiçbirimiz simit yiyemeyecektik. Bu bizim için önemli bir şey duygusal anlamda, bizim gurur duyduğumuz bir mesele bu.

Tek hedef simiti yaşatmak mıydı?

Duygusal anlamda etkilendiğimi söyleyebileceğim iki hedefimiz vardı. Bunların ilki çalışan sayımızın 100 bin olması –ki istihdam konusunun ülkemizde çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanların aileleriyle birlikte huzur içinde yaşamaya devam edebilmeleri için iş sahibi olmaları, geçinecek miktarda para kazanmaları gerekiyor. Eğer insanlar işsizse, geçinecek miktarda kazançları yoksa önce kendilerine, daha sonra ise etrafa zarar veriyorlar. Bence bu, ülkemizin önemli meselelerinden biri ve biz de bu konuda üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Hedefimiz 100 bin çalışan. Şu günlerde sayımız herhalde 5 binleri geçmiştir fakat bu sayı her geçen gün artıyor çünkü her hafta iki ya da üç mağaza açarak büyümemizi sürdürüyoruz. İşimizin beni en çok etkileyen duygusal yanlarından biri bu.

Peki ya diğer hedef?

Ülkeler itibarlarını dünya markalarıyla sağlıyorlar. Dünyada bilinir marka sayısı çok olan ülkelerin itibarı gerçekten fazla. Ülkemizin ise maalesef bir dünya markası yok. Bu konuda hak ettiğimiz yerde değiliz. Türkiye’nin belki 2023 vizyonunda en az 10 tane dünya markası hedefi var ama 10 tane dünya markası Türkiye için az. Ülkemizde dünya markası olmayı hak eden 100’lerce ürün, 100’lerce marka var. Ama maalesef insanların dünya markası olma yönünde adım atmaya cesaretleri yok.

“Bir tek Kutuplar’da olup olmayacağımızı bilmiyorum, onu da ilerleyen dönemlerde göreceğiz”

Biz o noktada insanlara cesaret vermek istiyoruz. “Simitle bu yapılıyorsa sizler çok daha iyisini yapabilirsiniz” mesajını vermek istiyoruz. Simit Sarayı olarak, simitin bir dünya markası olması için üstlendiğimiz misyonumuza hızla devam ediyoruz. Yakın zamanda Simit Sarayı’nın dünya markası olduğunu hepimiz göreceğiz, buna bir engel görmüyorum. Bugüne baktığımız zaman artık Türkiye’nin her yerinde insanlar simiti itibarlı bir ürün olarak kabul ediyorlar. Simit Sarayı simite itibar kazandırdı. Artık simitçi olmak eskisi gibi küçümsenen bir meslek değil. Simit Sarayı’yla yaptığımız projeler de ülkemizin her yerinde çok teveccüh ve alaka görüyor. Buna bağlı olarak dünyanın neresine giderseniz gidin, artık her yerde Simit Sarayı’nı ve simiti bilen insanlar var. Uzakdoğu’da da, Avrupa’da da, Amerika kıtasında da herkesin Simit Sarayı’yla ve simitle ilgili bir fikri var. Bu bizim, kültürümüzü dünyaya tanıtma misyonunu üstlenmemiz açısından da önemliydi. İşimizin, Simit Sarayı’nın beni etkileyen bir diğer duygusal yanı da bu.

Stratejik hedefler neler? Uluslararası anlamda gideceğiniz en uç nokta neresi?

Dünyanın her yeri. Simit Saraylarını dünyanın her yerinde, her kıtasında, her ülkesinde ve şehrinde mutlaka göreceğiz. Lezzet, konsept, organizasyon ve lojistik açılardan hiçbir engelimiz ve eksiğimiz yok. Bu konuda başarılı olup olamayacağımızı dünyanın tüm kıtalarında test ettik. Bir tek Kutuplar’da olup olmayacağımızı bilmiyorum, onu da ilerleyen dönemlerde göreceğiz.

Yurtdışında açılacağınız ülkeleri hangi kıstaslara göre belirliyorsunuz?

Başlangıç stratejimizde bize Almanya’da çok Türk olması sebebiyle ilk mağazamızı orada açıp sonuçlara göre hareket etmemiz önerildi. Ancak biz bunun bizi yanlış yönlendirebileceğini, Almanya’da başarılı olursak o heyecanla dünyanın her yerine körü körüne gidebileceğimizi hesaba katarak Türklerin en az oldukları pazardan başlamaya ve dünya stratejimizi oradaki sonuçlara göre belirlemeye karar verdik ve Hollanda’dan başladık. Bu, her şeyi objektif olarak görmemize imkan tanıyan çok doğru bir karardı. Yabancıların bize, ürünlerimize, konseptimize nasıl baktıklarını görerek önemli bir tecrübe kazandık. Daha fazla cesaretlendik. Gelecek yıllarda Uzakdoğu’ya, Çin’e gitme planımız var.

Neden Çin?

Orada yaptığımız araştırmalarda gördük ki dünyanın en çok susam tüketen ve susam seven insanları Çin’de. Düşünebiliyor musunuz; Çin’de 1 milyar 400 milyon insan yaşıyor ve susamı çok seviyorlar. Onlar simiti bekliyorlar bizden.

Bir tarih var mı bu Çin planı için?

10 yıl içinde 5–6 mağaza açma planımız var ama önce Avrupa ve Amerika’yı biraz yapılandırmak istiyoruz çünkü Çin başlıbaşına bir operasyon. Bana göre Çin tehdit değil fırsatlar sunan bir ülke. Hem yüzölçümü hem de nüfus olarak çok geniş; tüketici satınalma güçleri ise her yıl yüzde 16 yüzde 17 artar duruma geldi. Bizim ve bizim gibi birçok firmanın Çin’den maksimum faydayı elde etmek adına bir an önce oraya gitmesi lazım.

Reklam filminde neden Arda Turan’ı tercih ettiniz?

Arda’yı iyi bir sporcu olmasından ve ülkemizi dünyada iyi temsil etmesinden dolayı tercih ettik. Yurtdışına vereceğimiz bir mesaj değildi esasında Arda; Türkiye’deki insanlara vereceğimiz bir mesajdı. Arda nasıl ülkemizi yurtdışında iyi temsil ediyorsa Simit Sarayı da iyi temsil ediyor. Arda’nın bir ülke özlemi var, Simit Sarayı da dünyanın her yerinde özlemleri gideren bir marka ve Türk kültürüyle anlayışını dünyada temsil ediyor. Bu benzerliklerden ötürü Arda’yı seçtik ve hem müşterilerimizden hem reklam filmini seyredenlerden çok iyi geri dönüşler aldık.

Simit Sarayı nasıl bir reklamveren?

Simit Sarayı 10 yıl boyunca reklama bir lira bile harcamadı. Eskiden bununla övünüyordum ama gelişen kadromuz ve değişen kurumsal yapımızla birlikte anlayışımız da değişti. Pazarlama departmanımız bize bu işe para harcamamız gerektiğini söyledi, biz de reklam için bütçeler oluşturmaya başladık. Reklam ve PR çalışmalarımızı artırdık ve bunun olumlu sonuçlarını almaya başladık. Yurtdışıyla ilgili çok ciddi bir reklam ve tanıtım çalışmamız yok; biraz daha yapılanmayı bekliyoruz. Öte yandan aylık ortalama yurtiçinden 400, yurtdışında ise 200–250’den fazla franchise müracaatı alıyoruz. Bu nedenle yurtdışındaki reklam çalışmalarımızı henüz çok hızlandırmadık fakat 2014 planlarımız arasında bu da var.

Yurtdışında reklam faaliyetlerinizde hangi ülkelere yoğunluk veriyorsunuz?

Bugüne kadar bölgesel gazete ve insert’ler, mağaza içi duyurular gibi daha yerel faaliyetlerde bulunduk. Ayrıca bölgesel sponsorluklar ve birtakım ürün tadım aktiviteleriyle de mağazalarımızı destekliyoruz. Ancak Hollanda ve Almanya’da gelişen bir operasyonumuzun olması nedeniyle 2014’te bu bölgelerin açıkhava gibi mecralarında çizgi üstü iletişim gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Şu an Hollanda’da yılda bizi gayet iyi tanıyan üç milyona yakın ziyaretçimiz var. Önümüzdeki yıl mağaza sayımızın da artmasıyla altı milyon ziyaretçi hedefliyoruz. Müşteri sayımız arttıkça markanın bilinirliği de artmış olacak. Aynı şekilde diğer ülkelerde de hızlı büyümemizi devam ettireceğiz. Gerçekten iyi projeler çıkacağına inanıyorum.

Yurtdışındaki en faal şubeleriniz hangileri?

Suudi Arabistan’daki Mekke mağazamız çok iyi. Mekke mağazamız yurtdışı mağazalarımızda her zaman en önde giden mağaza.

“Yurtdışındaki en işlek şubemiz Kabe’nin karşısındaki Mekke mağazamız”

Oradaki durum çok özel tabii ki. Orası 24 saat çalışan bir mağazamız. Hemen Kabe’nin karşısında ve yılın neredeyse 365 günü aynı yoğunlukta. O bölgede bizimkisi gibi sağlıklı, güvenilebilir yemek bulma imkanlarının pek olmaması nedeniyle insanların böyle bir hizmete ihtiyaçları vardı. Dolayısıyla Simit Sarayı’nın varlığı onlara iyi bir hizmet sağlamış oluyor. Çok fazla alaka var orada yani gerçekten çok doğru bir iş yaptık.

Avrupa mağazalarında durum nasıl?

Avrupa’daki mağazalarımızın hepsinden memnunuz. Zaten yurtdışı mağazalarımızdan aldığımız sonuçlar Türkiye’de aldığımız sonuçlardan çok daha iyi. Operasyon olarak çok daha rahatız, kâr marjlarımız çok daha yüksek, insanların ilgisi yüksek, çalışanlardan yana çok daha memnunuz. Biz 2008’den beri bu alanda çalışmalar yürütüyoruz. İlk yıllarda çok sıkıntı çektik ama edindiğimiz ve Türkiye’ye aktardığımız tecrübelerle artık çok rahatız ve yurtdışında büyümek bizim çok daha kolay hale geldi. Bu bağlamda bence Türkiye’de bizim kadar rahat operasyon ve üretim yapan, lojistiği bizim kadar rahat sağlayan, bizim kadar rahat operasyon yapan başka firma yok. Bunun nedeniyse yurtiçi ve yurtdışı tecrübelerimizin altyapımızı çok güçlendirmiş olması. IT’miz, lojistiğimiz, profesyonel kadromuz, üretim ve operasyonumuz artık çok güçlü. İşimize sürekli yatırım yapıyoruz. Değişimlere çok çabuk uyum sağlayabiliyoruz çünkü hedefimiz var. Vizyonumuz var. Üstlendiğimiz bir misyon var. Bununla ilgili hiçbir zaman geri adım atmadık. 24 saat yaşayan bir sistemimiz var ve bu konuda hiçbir yatırımdan kaçınmıyoruz.

Peki ya yurtiçindeki en faal şubeler?

Havaalanları ve Taksim, Kadıköy, Mecidiyeköy bölgeleri iyi. Kendi aralarındaki sıralama bazen değişse de, bizde ilk 10’a giren mağazalar her zaman aşağı yukarı bellidir. Ama bütün Simit Sarayları’ndan da memnunuz işin doğrusu. İnşallah bundan sonra açacağımız tüm mağazalardan da memnun oluruz.

Yabancıların simite bakışı nasıl?

Farklı medeniyetlerin damıtılarak günümüze miras kaldığı Türk mutfağı eşsiz bir mutfak. Bunun farkına varmamız ve bu mutfağı dünyaya taşıyarak ona hak ettiği değeri vermemiz lazım. Biz simiti, geleneksel ürünlerimizi dünyaya götürerek Türk mutfağının tüm kıtalarda çok sevilerek yenildiğini gördük. Öte yandan stratejimiz gereği hiçbir zaman, gittiğimiz hiçbir ülkeye “biz etnik mutfağız, Türk mutfağıyız; biz geldik ve ürünlerimiz bunlar, artık bunları yiyeceksiniz” diye dayatmadık. Örneğin çay, Türkiye’nin dışında çok fazla tüketilmiyor.

Haluk Okutur: Bir tek Kutuplar’da olup olmayacağımızı bilmiyorum, onu da ilerleyen dönemlerde göreceğizÖzellikle Batı ülkelerinde insanlar yalnızca hasta olunca çay içildiğini düşünüyorlar. Onlar kahve tüketiyor. Biz de bu ülkelere gittiğimizde kahveyi ön plana çıkarıyoruz ve müşterilerimiz kahve içiyor. Fakat bir sonraki gelişlerinde çayı test ediyorlar. Onların en çok beğendikleri ürünler neyse onları ön plana koyuyoruz. Pasta seviyorlarsa pasta, sandviç ya da salata tüketiyorlarsa onlar ön planda. Fakat zaman içerisinde müşteriler gelmeye devam edip bizim simitlerimizi, kurabiyelerimizi, börek – çöreklerimizi test ettikçe artık sandviçten, pastadan ve kahveden vazgeçiyorlar. Yurtdışı istatistiklerine göre mağazalarımız açıldıktan 6-8 ay sonra çay, simit ve diğer ürünler ilk sıraya geçiyor. O bakımdan önce onların beğendikleri ürünler var ama bizim ürünlerimiz de var. “Onları da tüketebilirsiniz ama bunun da tadına bakın, severseniz buna devam edersiniz” dediğimizde de bizim ürünlerin her zaman çok daha fazla tercih edildiğini görüyoruz.

Yeme-içme alışkanlıklarımızda bir uluslararasılaşma söz konusu. Simitin yemek kültürümüzün bir parçası olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Simit Sarayı’nın bu uluslararasılaşmaya ket vurma anlamında bir ihtiyacı karşıladığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle, bu yüzde 100 böyle. Organize perakende zincirleri dünyanın her yerinde var. Simit Sarayı ise bu noktada üç farklı rol üstleniyor. Öncelikle, Simit Sarayı, insanların sosyalleşmesini sağladı. Türk insanı misafirperverdir, fedakardır ve paylaşmayı sever ancak son yıllarda insanların ekonomik koşullardan ötürü birbirlerine bir şey ısmarlayamaz hale geldiklerini gördük. Simit Sarayı ulaşılabilir fiyatlarla hizmetini sürdürdüğü için artık insanlar birbirlerine bir şeyler ısmarlama keyfini, geleneğini yaşatabiliyorlar. Simit Sarayları’nın kendi mekanları ve rahatlıkla gidebilecekleri yerler olduğunu anladılar. Dolayısıyla Simit Sarayı o noktada bir sosyal dayanışma sağlayarak geleneklerin sürdürülmesine vesile oldu. Bizim kültürümüze ait ürünleri sunması nedeniyle Simit Sarayı’nda kendilerinden bir parça gördüler ve yabancı perakende zincirlerine veyafast food’lara ya da yurtdışı menşeli butik lokantalardan ziyade Simit Sarayı tercih edilir oldu. Biz o noktada “her şeyi yabancılar iyi yapar” anlayışını da kırmış olduk.

Peki Simit Sarayı Türkiye’deki işletmecilik anlayışında ne gibi değişikliklere sebep oldu?

Hem tüketicilere “bu yabancı markalı ürünlere karşı çok fazla hevesli olmayın, bunları gözünüzde çok fazla büyütmeyin; bizler de çok iyilerini yapabiliriz” anlayışını getirdi hem de bize benzer işletmelerin vizyonlarını açtı. Onlara da “sizler tek bir yerde kalmayın, mağaza sayınızı çoğaltın, siz de dünyanın her yerine gidin her yerinde mağazalar açın, hizmetlerinizi yaygınlaştırın” anlayışını getirdiğini ve cesaret verdiğini düşünüyorum. Biz 2002’de başladığımızda işletmelerin başka yerlerde şubelerinin olmaması övünç kaynağıydı. Bu anlayış bizden sonra tamamen değişti; insanlar mağaza sayılarını artırma gayreti içine girdiler. İşletme kuran herkes artık yola ‘acaba kaç mağaza açarım, kaç satış noktam olur, kaç çalışanım olur?’ düşünceleriyle çıkmaya başladı. Burada Simit Sarayı’nın gerçekten önemli bir misyon üstlendiğini görüyoruz. İnsanlara farklı hedefler koyduğumuzu görüyorum ve Simit Sarayı’nın üzerine düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirdiğini düşünüyorum.

Simit Sarayı projesi hayat bulduğunda, bir sokak yemeği olan simitin ruhunu öldürdüğü yönünde tepkiler aldı. Daha sonra ise tüketiciler kadar sokak simitçilerinin de Simit Sarayı’nı ve onun uygulamalarını benimsediklerini gördük. Başlangıçtaki tepkinin nedeni neydi sizce?

Bir tedirginlik vardı, İnsanlarımız birçok konuda olduğu gibi bu konuda da önyargılı davrandılar. Simit Sarayı’nı açacağımız günlerde seyyar simit satıcılarıyla pek çok görüşme yaparak hepsiyle konuştum. Hatta mağazalar açacağımız noktalarda simit satan insanlarla görüştüm. Onlara şunu söyledim: “Biz burada bir Simit Sarayı açacak ve simit satacağız. Ama siz sakın endişeye kapılmayın. İşlerinizi kaybedeceğinizi, kazancınızın azalacağını zannetmeyin; aksine işleriniz daha da artacak. Biz pazarı büyüteceğiz. Siz şimdi günde 100 tane simit satıyorsanız 200 tane satabilirsiniz. Ama bunun için ürününüzü daha hijyenik koşullarda satmanız, çeşitliliği artırmanız gerekiyor. Peynirin yanı sıra termosta çay bile verebilirsiniz. Biz size bir yere gidin demiyoruz; gelin Simit Sarayı’nın önünde durun. Sizler de simitinizi satıp bu geleneği sürdürün. Biz simit pazarını geliştirelim, sizin de kazancınız artsın.”

Bu telkinler ne derece etkili oldu?

Simit Sarayı projesiyle birlikte simit satışları gerçekten arttı ve seyyar simitçiler bizi çok seviyorlar. Biz de hem onları yönlendirdik hem de eğitimlerini verdik. Sağolsunlar ikna oldular ve şimdi hepsinin çok mutlu olduğunu görüyorum. Biz onlara her zaman destek oluyoruz. Böyle bir sorumluluğumuz olduğunu ve bunu da yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Sonuç olarak simit satan seyyar satıcılar kaybolmadı, daha da güçlendi ve daha iyi hizmet verir hale geldiler.

Simit Evreni, Simit Dünyası… Piyasada sizin kadar taklit edilen başka işletme yok sanırım.

Evet evet, insanlarımız isim üretme konusunda çok yetenekliler. Türkiye’de girişimci, yatırımcı sayısı çok fazla. Biz 2002 yılında başladığımızda neyi nasıl yaptığımızı görmek ve kendilerinin de bu işi yapıp yapamayacaklarını anlamak için gelip bizi izleyen yatırımcılardan hasılatımızın yüzde 30’unu elde ediyorduk zaten. Gelip çay içen, simit yiyen ve birer çay daha alıp incelemeye devam eden bu taklit simitçilerin büyümemize çok katkısı oldu.

Girişimler tam olarak ne zaman başladı?

1–2 sene boyunca hiçbiri girişimde bulunmadı. Bize gelip ‘biz de Simit Sarayı açmak istiyoruz, bize yardımcı olun’ dediklerinde onlara bizim de bu işe yeni başladığımızı ve sonuçlarını bilmediğimizi; bir süre tecrübe kazandıktan sonra kendilerine yardımcı olabileceğimizi söyleyerek onları geri çeviriyorduk. Ancak onlara kendilerinin de bu işi yapabileceklerini söylüyordum. Yani simit pişirmeyi ve çay demlemeyi biliyorsanız bu işi yapabilirsiniz, çok zor değil. Böyle dediğimizdeyse ‘bu işin arka planında mühim şeyler vardır, onun için bizden saklıyorsunuz’ diyerek bu işe girmediler. Sonra biz 2-3 yıl boyunca büyümemizi sürdürüp merkezi üretime geçtik. 2005-2007 yılları arasında mağaza büyüme sayımızı azaltıp merkezi üretimle ilgilendik. O zaman yanımızdan ayrılan mağaza müdürleri, ustalarımız bu işin gerçekten zor olmadığı, yapılabileceği bilgisini yatırımcılarla paylaştılar ve onlarla birlikte Simit Sarayı benzeri işletmeler açmaya başladılar. Türkiye’de kasabalarda, şehirlerde, bazen ilçelerde, köylerde dahi 7 binden fazla Simit Sarayı benzeri işletme açıldı.

Bu gelişmenin hissiyat olarak üzerinizdeki etkisi ne yönde oldu?

Aslında bu beni memnun etti çünkü taklit bile olsa bu işletmelerin her birinde 10–15 tane çalışan vardır. Dolayısıyla başlattığımız bir projeden 100 binden fazla insanın maaş alıyor olması, oradan geçiniyor olması beni mutlu ediyor. Ancak biz 2007’den sonra merkezî üretim projemizi tamamlayıp hızla büyümemizi sürdürünce ve konsept değişikliğine gidince bizi taklit eden o işletmeler artık kapanmak zorunda kaldı. Bizim konuya daha ciddi bakıyor olmamız, merkez üretimi yapıyor olmamız, daha modern üretimlerimiz, daha modern satış tekniklerimiz, mağazalarımızın konseptlerinin değişmesi, kurumsal olmamız, daha organize bir yapıya sahip olmamız onlarla arayı çok açmamıza neden oldu.

Şu anda taklitlerle aranızdaki son durum nedir?

“Şu anda sektörün lokomotifi durumundayız”

Şu anda sektörün lokomotifi durumundayız. Ama bu işi yapanlardan bize en yakın olanlarla aramızda herhalde en az 150 kat fark vardır ve o fark gittikçe açılıyor. Taklitlerle olan durumumuz bu. Ama onların olması beni memnun ediyor.

Onların da bu işten kazanç sağlıyor olmaları, seyyar simitçilerin hayatlarını sürdürüyor olmaları iyi. Dediğim gibi simite böyle bir itibar kazandırmış olmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum Simit Sarayı adına.