‘Sezgiler reklamcılık için romantik kaldı’

Nisan sayımızın konuklarından biri Titrifikir Kurucu Ortak ve ECD'si Kerem Kanık oldu.

20.04.2016 - 15:30 | Tuğba Dülger Özöğretmen

'Sezgiler reklamcılık için romantik kaldı'
26
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Titrifikir’de bu aralar belirgin bir hareketlenme var. 2016’nın başından beri 10’a yakın müşteri kazanan Titrifikir, portföyündeki genişlemeye bağlı olarak, ajansı tam anlamıyla ortadan ikiye böldükleri yeni bir çalışma düzenine de geçiş yapıyor. Kurucu Ortak ve ECD Kerem Kanık’a göre bu hareketliliğin temelinde, “Bu adamlar hakikaten bir şeyler yapıyor” dedirtebilmeleri yatıyor.

2016’nın başından beri birçok yeni isim katıldı ajansa. Ülker (Kremini, Oneo ve Yupo), Akmerkez, Pınar, Akbatı, Akasya ve Enuygun.com. Nasıl okuyalım bu hareketlenmeyi?

Biz 2013 Haziran’da kurulduk. Ajansı açarken başarılı olabilmek için kendi aramızda diyorduk ki; bu iş suyun altında nefesini ne kadar tutabildiğinle alakalı. Artık suyun üstüne çıktık diyebilirim. Nefesimizi tuttuğumuz sürede çok çalıştık. Birinci gün itibarıyla Unilever ve PepsiCo. bize güvendi, ilk filmlerimizi bu büyük markalarla yaptık. Bunlar yeni kurulan bir ajans için de, içerideki ekibin motivasyonu için de çok önemli.

Nefesimizi tuttuğumuz dönem boyunca televizyona güzel işler yaptığımızı düşünüyorum. Örneğin “Dümdük” gibi filmler yapma becerisi göstermemiz, sektörün ve reklamverenin hakkımızda, “Bu adamlar hakikaten bir şeyler yapıyor” diye konuşmasına sebep oldu. 2,5 senenin sonunda artık biliniyor ki, Titrifikir diye bir ajans var ve etkili işler yapıyor.

Kadro da büyüdü sanırım…

İçeriye 25 tane adam alacağız, sonra ellerimizi kavuşturup müşteri bekleyeceğiz gibi bir yaklaşımımız hiçbir zaman olmadı. Biz üç ortakla kurulduk. Yani melek yatırımcımız yoktu. Bu da şu kararı doğurdu; Titrifikir organik olarak büyüyecek. Hal böyle olunca, müşteri sayımız arttıkça, müşterinin büyüklüğüne göre belirlenmiş ekipler oluşturmaya başladık.

'Sezgiler reklamcılık için romantik kaldı'

Şu aralar Titrifikir’de yeni bir çalışma sistemine geçiliyor. Biraz ondan bahsedelim.

Özgür Akpınar zaten ilk günden beri kreatif direktörümüzdü. 2016’nın başında TBWA’den Emre Gökdemir de aramıza katıldı. Ajans, müşteri portföyünü genişlettiği için iki kreatif direktörün yönetiminde olmak üzere ajansı ikiye böldük. Bu bölünmeye de Karagöz ve Hacivat isimlerini verdik. Karagöz Emre’nin, Hacivat Özgür’ün. Ben onlara da, “Sizin bugün itibarıyla birer ajansınız var. Bu iki ajansın yönetimsel süreçleri, müşteri kazanımları ve kayıplarının alkışı da cezası da sizin sorumluluğunuzda. Yıl sonunda sizinle toplanacağız ve ajanslarınızı nasıl yönettiğiniz hakkında bilgi alışverişi yapacağız” dedim.

Bizler bu sektörde yetişirken ne yapmamız gerektiğini gözlemlediğimiz gibi ne yapmamamız gerektiğini de gözlemledik. Benim şahsi mutsuzluklarım her zaman, sorumluluk alanlarımın patron tarafına değmeye başladığı anlarda, “Sen dur bakalım” bariyeriyle karşılaşmamdan doğdu. Bu yüzden de Titrifikir’de bu bariyeri mümkün olduğunca sıfıra indirmeye çalışıyorum. Burada nasıl bir stajyer, yazarlığı öğrenmek için staj yapıyorsa, bir yazar senior’lığı, bir senior kreatif direktörlüğü, bir kreatif direktör de kendi ajansını yönetmeyi öğrenmek için staj yapıyor.

Bence bu yapılanma ekipler için de çok motive edici. Çünkü hayat sadece fikir bulmaktan ibaret değil. Fikir bulmanın verdiği heyecan da, her şeyde olduğu gibi bir süre sonra azalmaya başlıyor. İnsan başka yerlere gitmek istiyor. Fikir bulmak değil, bir ekibi yönetmek doyurucu olmaya başlıyor. Sonra o da doyurmayınca, artık kendi kültürünü yaratmak ve o disiplinle çalışmak istiyorsun. Burada, insanların bütün bu tatmin noktalarını doyurmaya odaklı bir felsefemiz var.

Kidzania konkurla değil, müşteriyle el sıkışarak kazanılmıştı. Böyle başka müşteriler oluyor mu? Ve bu yönde bir çaba gösteriyor musunuz?

Tabii oluyor. Enuygun.com da öyle bir müşteri. Lipton Ice Tea ve Turkcell de öyleydi. Anlaşarak aldığımız müşteri de oluyor konkurla aldığımız da… Ancak beni bu düzende üzen bir şey var. 11 ajansın davet edildiği konkur gördüm. Her şeyin bir düsturu var. Manavdan elma alırken 11 çeşit elmaya bakmıyoruz. Titrifikir’i bu tür durumlardan uzak tutmaya çalışıyorum.

Eski reklamcıların daha net ve köşeli tarzları vardı. “Bu iş şu ajansa, şu reklamcıya aittir”i söylemek daha kolaydı. Bu durum neden değişti?

Bu müthiş bir soru. Kendi aramızda da sıklıkla konuştuğumuz bir konu. Söylediğin dönemleri yaşamış bir insanım. Fikrin çalıştığımız markaların patronlarından alınıp, birebir yine o kişiye gösterilerek yayına çıktığı yıllar vardı. Sosyal medya dediğimiz canavar yoktu. Sezgiler çok daha önemliydi. Toplumun röntgenini çekme becerisini göstermek, iyi reklamcı olmanın en önemli şartlarından biriydi. Tüm bunlar artık değişti. Sezgilerimiz ve hislerimiz, reklamcılık mesleği için çok romantik kaldı. O hislerin yerini datalar, ölçümlemeler, nöromarketing aldı.

'Sezgiler reklamcılık için romantik kaldı'Siz diyorsunuz ki “Türkiye bu reklamı sevecek, biliyorum”, adam diyor ki “Elektrotlar takıp baktım, Türkiye bu reklamı sevmedi”. Bu, tartışmayı artık sürdüremediğiniz bir nokta. Adam hangi saniyede izleyicinin ne hissettiğini, ne tepki verdiğini datalara döktüğü zaman, sen sadece hislerinden bahseden tatlı bir romantik oluyorsun artık. Geçmişimizde, bu işin duayenleri dediğimiz Ali Taran, Serdar Erener gibi kişiler, bu sezgi reklamcılığını olağanüstü yapan insanlardı. Ben bugün hiçbir teknoloji şirketinin, bahsettiğim isimlerin sezgileriyle ölçüp tartarak yarattıkları reklam fikirlerini sarsacak datayı çıkartabileceklerine inanmıyorum.

Reklamcı sezgisine güvenmek başka bir erdemdi. Bugünkü müşterilerde o duygusallığa yer yok. Onlara da hak veriyorum. Sonuçta milyonlarca dolar para harcanıyor ve bu harcama ürünlerin tanıtımına gidiyor. Bizim mesleğimiz müşterilerimizin paralarıyla, kendimizce doğru olanı yapma işi. Bu işin böyle oyuncaklı bir tarafı var. O yüzden karşı tarafa da çok kızamıyorum; ama bunun dengesini kurmak lazım. Masanın bu tarafında oturmam, müşteriler için bir şeyler ifade etmeli. Bazen, “Yeterli zamanımız olsa sizin yaptığınızı biz de yaparız ama olmadığı için yapmıyoruz” hissini aldığımız oluyor. Bu da bizi, hiçbir uzmanlığının olmadığı bir noktaya götürüyor. Ajans-müşteri ilişkilerindeki kopmalar da böyle başlıyor.

Eylül 2014’te yaptığımız söyleşide ağırlığı televizyona verdiğinizi, dijitalde sizi çok göremediğimizi konuşmuştuk. Neler değişti?

Her zaman fikir her şeyden üstündür dedik. Fakat biz dijital kökenli insanlar değiliz. Hiçbir zaman dijital ajanslarda çalışmadık. İnsanlar bizi, yazdığımız televizyon kampanyalarıyla tanıdılar. Nasıl tanındıysan, o senin peşini bırakmıyor galiba. Ancak fikir önemli olduğu sürece, biz dijital fikir konusunda da kendimizi iddialı buluyoruz. Dijital elbette başka bir kültür.

Sakıp Sabancı’nın çok sevdiğim bir sözü var: “Bir şeyin her şeyini, her şeyin bir şeyini bileceksin!” Eğer biz, bir şeyin her şeyini bileceksek, o bahsettiğimiz offline dünyadır. Her şeyin bir şeyini bilme konusunda ise, dijital bizim en büyük iddiamızdır.