‘Set egoların çarpışma yeridir’

Kara Melek ve İkinci Bahar gibi efsanevi dizilerin yönetmenliğini üstlenen Türkan Derya ile yeni filmi öncesi bir araya geldik.

19.09.2016 - 10:13 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Türkiye’nin dizi arşivinde Kara Melek, İkinci Bahar ve Yeditepe İstanbul gibi çok önemli yapımlarla yer edinen Türkan Derya, yönetmenlik yolcuğunu Çok Uzak Fazla Yakın isimli ilk uzun metrajlı sinema filmiyle devam ettiriyor. Derya ile dizi sektöründeki değişimleri, “koşulları zorlama konforu”na eriştiği sinema hikâyesini ve sektördeki “iyi-kötü” ayrışmalarının yeni yüzünü konuştuk.

Televizyon kendi kurallarını koyan bir mecra, sinema ise daha serbest bir yapı. Sizin sinema filmi yolculuğunuzun altında oyun alanınızı genişletme isteğiniz mi vardı? Dizi ve sinema filmi yönetmenliği deneyimini nasıl karşılaştırıyorsunuz?

Benim için ikisi birbirinden çok ayrı düşmüyor, neticede hepsinin ana başlığı yaratıcılık. İkinci Bahar’dan sonra dizi sektöründe bir yönetmen olarak fark edilince çok sinema filmi teklifi geldi ama yapmak istemedim. Çünkü ben sinemanın çok kişisel bir yolculuk olduğuna inanıyorum. Bu filmde anlatmak istediğim bir dert, bir mesele vardı. O yüzden bu hikâyeyi sinema yoluyla anlatmayı tercih ettim.

Çalışmalarınızın arasında uzun boşluklar var. Hikâyelerinizi nasıl topluyor, nasıl biriktiriyorsunuz?

Evet, iki işimin arasında en az dört yıl ara veriyorum. O da aslında beslenme, feyz alma, depoyu doldurma, okuma, sergi, film, yurtdışı, başka kültürler vs. ile geçiyor. Çünkü dizi panjurunu kaldırdığınız zaman iki yıl tüm hayattan izole yaşıyorsunuz. Dizi bu anlamda çok arsız, her şeyi alıyor. Sektörde sürelerin uzun, iş emeğinin ucuz olması gibi sebepler tabii ki zorluk yaratıyor. Ama her şeye çözüm buluyoruz, sonuçta dizi yapmak çok ticari bir şey. 120 dakikayı teslim ediyorsunuz ve bunun karşısında bir para alıyorsunuz. İçinde televizyon kanalları, yapım şirketleri, reklam pastası gibi çok başka dinamiklerin olduğu bir alan bu. Film ile dizi bu anlamda çok başka.

Bu süreci bireysel bir yolculuk olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Film özelinde konuşacak olursak benim yolculuğum 3,5 senelikti. Her şeyi yönlendirebilmek çok konforlu bir şey. Ben bunu böyle yapmak istiyorum dediğiniz şeyler oluyor, koşulları zorlayabiliyorsunuz. Tabii zorluklar da var. Çok uzun yıllardır senaryo okuyorum. Senaryo yazmak ve okumak arasında olağanüstü bir fark var, bunu idrak ediyorsunuz. Bence işin en zor kısmı senaryo yazmak. Bu filmde de yazdığım senaryoyu önce sette değiştirdim, montajda ise bambaşka bir iş çıktı ortaya. Yani yaratıcılık sürekli devam ediyor.

Kadın yönetmenler dizi sektöründe daha fazla varlık gösteriyor. Neden sinemada yoklar?

Aslında son yıllarda sinemamızda da birçok kadın yönetmen film çekiyor. O yüzden o aranın biraz da olsa kapandığını düşünüyorum. Ama dizide biraz daha fazla olması belki tamamen tercih olabilir. Sektördeki kadın yönetmenler çok çalışkanlar, detayların farkındalar. Set bir sürü egonun çarpıştığı bir yer. Kadınların idare etme durumu ve öngörüsü çok güçlü. Çok sabırlı ve dirayetliler. Çabuk pes etmiyorlar. Çünkü dizide sadece tek bir başarı göstermek yeterli olmuyor, bir süreklilik arz etmek gerekiyor. Çok fazla cephe var. Oyuncu, kanal, yapımcı, senarist vs.

Mesela ben bu film için “dizi gibi yapmış” diyecekler diye çok korkuyordum. Ama sonunda o kadar büyük bir tecrübe edindim ki artık “derlerse desinler” noktasındayım. Ben tamamen edindiğim tecrübeyle, filmle ve bu filmin bana ikinci filmi yapmak için verdiği cesaretle ilgileniyorum.

Hikâyelerinizden bahsedelim biraz. Siz kadın – erkek ilişkilerini ele almayı seven bir yönetmensiniz…

Evet. Aileyle ilgilenmeyi çok seven bir yönetmenim. Örneğin, Yeditepe İstanbul’da tamamen bir dayanışma kurgusu vardı. Gönül İşleri keza öyleydi. Aile meselesinin Türkiye’de çok önemli olduğunu ve karşılığını mutlaka bulduğunu düşünüyorum. Kara Melek bu anlamda bir külttür. İkinci Bahar -ki onun kreatiflerinden değilim- bunun en iyi örneklerinden biridir.

Hayattaki iyi şeylere işaret etmenin önemli olduğunu, meseleye sadece endişeli, kötümser tarafından bakmamak gerektiğini düşünüyorum. Ben daha çok kusurlarla ilgileniyorum, mükemmeliyetçilikle değil. Kusurların insanı var eden veriler olduklarını düşünüyorum. Kötülük yapmaya, reyting almak için tecavüz etmeye, kırbaçla adam dövmeye gerek yok. Ama dediğim gibi neticede bu bir tercih.

Toplum dinamik bir yapı. Aile yapıları ve ikili ilişkiler de zamanla değişiyor. Siz bu değişimi nasıl görüyor, nasıl ele alıyorsunuz?

Aslında yaptığımız şey projenin biçimini güncellemek oluyor, yoksa duygular hep aynı. Kalp atışı değişmiyor. Ambalajla oynuyoruz. Çok iddialı konuşmayayım ama aradan 16 yıl geçti, bir daha İkinci Bahar yapsak tutar mı, bilmiyorum. Örneğin artık sosyal medya gibi bir dinamik var. Bu film için de bir sosyal medya ekibiyle çalışıyoruz. Öyle güzel cümleler bulup fotoğraflıyorlar ki, ben yaptığım işe yabancılaşıyorum. Yine de dediğim gibi işin özü aynı.

Bir de değişmeyen bir şey daha var maalesef. Sinemanın entelektüel tavrından sebep kibirli bir bakışı var. Bu da bir ayrışmayı beraberinde getiriyor.

Nedir o ayrışma?

Bir film yapıyorsunuz. Bu film iyi mi kötü mü? Bir iyi film var, bir de kötü film var. Oysa festival filmi, gişe filmi, sanat filmi gibi ayrımları sizin bulunduğunuz ortamdakiler yapıyor. Bu filmi de dağıtımcılar başka sınıfa, festivalciler başka sınıfa koydular. Biz ise gişe olarak pazarladık ve açıkçası kötü muamele görmedik.

Kırılır mı o bakış?

Belki kırılabilir. Bir doğrunun arkasında durmak aslında kişisel bir çaba ama bu çaba, peşinden buna inananları da getiriyor. Bir kulvar açılma gücü yaratıyor. Fikirler esneyebilir, bunu görmek lazım. Bir de acaba kendimizi, yaptığımız işleri fazla mı ciddiye alıyoruz? Neticede tek hedef izleyiciye ulaşmak.

Yakında yeni bir diziniz başlayacak. Ondan bahsedelim biraz.

Yapmadığım şeyleri yapmayı seviyorum. Bakalım yapabilecek miyim diye görmek istiyorum. Bu da Kayserili bir ailenin absürt komedisi olacak. Dizi yönetmenliğinde kulvarımı biraz değiştiriyorum. Yapım tasarımına (production design) girdim. Dizinin 2 – 3 bölümü için mekânlarından oyuncularına kadar tüm tasarımını yapıyorum. Sonra şirket bazında, senaryosu hazır olan başka bir projenin tasarımına geçeceğim.