Serdar Erener’in seçim değerlendirmesi

Radikal Gazetesi yazarlarından Ezgi Başaran, Serdar Erener ile seçimler sonuçları hakkında bir röportaj yaptı.

13.06.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Radikal Gazetesi yazarlarından Ezgi Başaran, Serdar Erener ile seçimler hakkında bir röportaj yaptı. "Tahrir’de dendiği gibi: Game over" başlığıyla verilen röportajda Erener 12 Haziran seçimini değerlendiriyor:

Halkın teveccühüyle sizin siyasi tercihleriniz uyuyor mu?

Evet. Sinan Çetin benim için şöyle der: Aykırı avamlıkla, kibirli züppeliğin birleşimisin der. Hakaret olarak! Bana göre övgü. Oradaki avamlık kelimesi önemli çünkü bence mesleğimi de o yüzden iyi yapıyorum.

Nedir bu, halkı okumak mı?

Nörobilime kafayı takmış biri olarak birkaç senedir empati hakkında okuyorum. Olan biteni anlamak için empatinin gerçekten ne olduğunu bilmek gerek. Sana hiç benzemeyen insanların insanlık halleri hakkında daha ziyade sezgiyle ortaya çıkan bir bilgiden bahsedebilirim. Bende bu bilgi fazlasıyla var gibi geliyor.

Tatlıses’in ya da Erdoğan’ın niye sevildiğini anlamak başka, albümünü alıp oy vermek başka değil mi?

Siyaseten Erdoğan’la uyuştuğumu da söyleyebilirim. Bu arada Tatlıses CD’si alıp dinlerim de. Alaturka müzikle büyüdüm ve müzik zevki açısından son derece alaturkayım.

3. döneminde bir parti hâlâ nasıl yüzde 50 civarı oy alabiliyor sizce?

Bence iktidar yıpranması diye birşey yok çünkü. İnsanlar böyle dönemeçlerde tamamen akıldışı yöntemlerle tercih yapıyorlar. Siyaset çok kompleks bir düşünce platformu. İnsanların siyasi tercihleri kendilerini konfor içinde hissettiği iklime göre değişiyor. Bugünkü Başbakan’ın, uluslararası toplantılarda hiç kimsenin düşünmediği şekilde yerdeki Türk bayrağını alıp cebine koyması, bir İslam aliminin türbesinden daha yüksek yere heykel dikilemez demesi… Bunların hepsi bu ülkedeki birkaç yüzyıllık tutumun kodlarını içeriyor. Çoğunluk da ona bakıyor ve tıpkı benim gibi düşünen ve benim davranacağım gibi davranan bir lider bu diyor. O özdeşlik, o aynılık duygusu iktidar yıpranmasının çok önüne geçiyor. Bu tutum ve inanç manzumesi, bir siyasi erkin yakın zamanda dönüştürebileceği şeyler değil.

O ne demek?

Benim Turist Ömer bakışıma göre şöyle görüyorum olup biteni: Eskiden bu coğrafyada bir aile ve o ailenin silahlı ve silahsız memurları vardı. Bir de bunların dışında neredeyse bin yıldır birbirine kız alıp veren, yanyana durmayı içine sindirmiş bir ahali duruyordu. Bu aile vergi toplamak suretiyle silahlı ve silahsız memurlarını beslemiş. Sonra bu memurlar o aileyi ıskartaya çıkarıp yerine geçmişler. Onlar da bin yıllık ahalinin üstünde tepişmeye devam etmişler.

Şimdi olan şey; o bin yıllık ahaliyle silahlı ve silahsız memurların hangisi galebe çalacak kavgasıdır. Bu arada ahali eskiden çok fukaraydı, şimdi öyle değiller. Tarihin motoru aslında fikir ve mal alışverişi. Ahali fakru zaruretten değiş tokuş ekonomisine geçti ve silahlı-silahsız memurlarla bir pasta mücadelesini yapmak yerine, kendi pastasını yaratmaya karar verdi. Artık hem ekonomik olarak hem de kültürel olarak varlar. Bugün bir shopping mall medeniyetindeyiz.

Nedir o?

İnsanların en çok istediği şey o medeniyet. İnsanın en iyi hissettiği hal ne iktidar olmak, ne de ezilmek; denklik hali. O denklik de alışveriştir. Satan memnun, alan memnun. Kendilerini iyi hissediyorlar ve içlerinden birisi de sürekli ‘Beni iktidar yapın’ diyor. Onlar da yapıyor.

Gettoda yaşamaya devam edilecek

Cumhuriyet elitleri denen kesimde bir tutum değişikliği olacak mı bu durumda?

Geçen gün Sertab (Erener) ve Demir’le (Demirkıran) konuşuyorduk. Hepimizin kafasında zımni kabuller var. Buna göre herkes birbirine ne kadar benzerse o kadar iyi olur diye düşünüyoruz. Beynimizin amigdala bölgesinin istediği şey bu. Ama böyle birşey mümkün değil. O yüzden de tarihte de bugün de adını konmamış gettolar var. Bence herkes kendi gettosunda kendine benzeyenle yaşamaya devam edecek. Yani bu kimlik savaşı bir din ya da yüzyıl savaşına dönmeyecek. Çünkü herkes shopping mall’larda memnun. Sular akacak, yeni güzel arabalara binilecek, alışverişler yapılacak.

Hayat bu mu?

Maalesef bu. Bugün hissettiğim akıl yalnızlığı içerisinde kendime daha çok benzeyen insanlarla birlikte olmayı isterdim. Evrimbilim müzesi açmak için acaba hangi iş insanına gitsem diye karalar bağlamadığım bir gettoda yaşamayı tercih ederdim. Ama ben bir satıcıyım. Kendi kişisel değerlerimi tangır tungur etmeyecek herşeyi satmak için çalışabilirim. Bu değerler de; silah ve sigara reklamı yapmamaktır örneğin.

Bugünkü idarenin her şeyinden memnun musunuz?

Memnun olmadığımız yerde hayalgücümüzü ve zekamızı güç birliği içinde kullanıp muhalefet edeceğiz. Burası bir istibdat rejimi değil sonuç itibariyle. Bu iktidarın kendisine benzemeyenler üstüne baskı kurma ihtiyacı yok. Baskı değil rövanş var. Ki bu siyasi değil kültürel bir rövanş var.

Kültürel rövanş büyük ölçüde alındı.

Ne yapacak rövanşın 3. bölümünde?

Tahrir Meydanı’ndaki pankarttaki gibi: GAME OVER. Burada da olan bu. Ülkenin silahlı-silahsız bürokrasisi artık galebe çalmıyor. Ve bizler onların kurguladığı bir iletişimin yanılsamasını yaşamış nesilleriz. Onlar bu hakimiyetlerini korumak için ahaliye çok kötü davrandılar.

Öyleyse karşılığında daha on yıllar boyunca da rövanş mı alınacak?

Aslında kültürel rövanş büyük ölçüde alındı, onun tüm sembolik okumaları ortaya çıktı. Türkiye’nin Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın eşlerinin başlarının örtülü olması, ‘Game Over’ın tescili işte.

Size göre Başbakan’da şu anda otoriter eğilimler var mı?

Uzaktan gördüğüm kadarıyla yumuşak bir insan olmadığı açık fakat bence dış kabuğu sert ama içi yumuşak ve merhametli birine benziyor.

Tayyip Erdoğan’ın marka değeri AK Parti’den daha mı fazla?

Kesinlikle.

‘Kılıçdaroğlu değil sorun…’

Bir satıcı olarak size soruyorum; Kemal Kılıçdaroğlu’na talep niye yok?

Mesele Kılıçdaroğlu değil, CHP. Kılıçdaroğlu’nun sırtında bir CHP kamburu var. Belki o AK Parti’nin başında olsa çok farklı bir rezonans yaratabilirdi. Bu ülkeyi oldukça ceberrut şekilde çok acımasızca başka bir yer yapmaya çalışan iradenin adıdır CHP. Bu halkı onu hiç bir zaman içine almamış ki. Benim babaannem koyu bir Menderes hayranıydı. Siirtli sofu bir aileden gelmişti. 13 yaşında bir devlet memuruyla evlendirilmişti. Bana sahurlarda jandarmanın Kuran’ları toplattığından bahsederdi. İşte bunun hesabı görülüyor.

Radikal Gazetesi