‘Seküler merkez medya artık marjinal’

Tayfun Atay, MediaCat'e yeni medya düzenini değerlendirdi.

20.09.2013 - 14:30 | MediaCat

Tayfun Atay, MediaCat'e yeni medya düzenini değerlendirdi.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Radikal yazarı Tayfun Atay, değişen medya düzenini, “‘Paralel’ falan değil, artık yeni bir merkez medya var ki o da dindar-muhafazakâr bir yayıncılığı kültürel, ideolojik ve politik olarak benimsemiş olan medya. Eskinin seküler merkez medyası ise artık marjinal” sözleriyle özetliyor.

Merkez medya’nın alternatifi paralel merkez medya mı?

Evet, bu kavramlaştırmalar boşlukta çıkmıyor, karşılık geldikleri bir gerçeklik, daha doğrusu ‘ekonomi-politik’ bir dönüşüm var Türkiye’de… ‘Eski merkez medya’dan kasıt, ülkenin ‘seküler burjuvazi’si tarafından temsil edilen, yönetilen, yürütülen medyadır. Şimdilerde ‘paralel merkez medya’ demeyi tercih ettiğiniz de özellikle 1980’lerden sonra yeşermiş, AK Parti iktidarı döneminde de iyice güçlenmiş yeni ‘dindar-muhafazakâr burjuvazi’ tarafından temsil edilen medya olsa gerek. Türkiye’de iki ayrı burjuvazi var. Bizim sermaye sınıfımız ‘kültürel’ olarak, yani yaşam biçimi tercihleri bakımından ikiye bölünmüş durumda. Tabii toplumda bu bakımdan söz konusu bölünmüşlüğün bir yansıması bu… 10 küsur yıldır iktidarda olan siyasi zihniyet, bu yeni ‘Müslüman burjuvazi’den hem destek gördü, hem de onu destekledi. Bu destekleme ve desteklenme süreci medya bağlamında da işlerliktedir. O yüzden olguyu okumakta en elverişli kavram olarak ‘ekonomi-politik’i öneriyorum. Üstelik ben sizin soruda kullandığınız ‘paralel merkez medya’ tabirinin de artık aşıldığı kanaatindeyim. ‘Paralel’ falan değil, artık yeni bir merkez medya var ki o da dindar-muhafazakâr bir yayıncılığı kültürel, ideolojik ve politik olarak benimsemiş olan medya. Eskinin seküler merkez medyası ise artık marjinal.

Empatiye değil antipatiye meyyal bir yayıncılık…

Gezi olayları sırasında ve sonrasında medyada yaşanan gelişmeler de bu yeni dindar-muhafazakâr merkez medyanın artık iyice konsolide olduğunu gözler önüne serdi. Hükümetin uygulamalarını sorgulayan sesler gayet cılız ve temkinli çıkarken, Gezi olaylarını kınayan, lânetleyen, ‘komplo’, ‘dış güçlerin oyunu’, ‘Ergenekon’un geri dönüşü’, vb. retoriklerle karşılayan seslerden ortalık geçilmez oldu. Özellikle muhafazakâr medyayı doğrudan temsil eden kanallarda hükümet yanlısı, gösteri ve protestoları anlamaya değil yargılamaya açık, empatiye değil antipatiye meyyal bir yayıncılık alabildiğine vurgulu ve ürkütücü şekilde yapıldı. Seküler ve artık merkez olmaktan iyice uzaklaşmış medyanın haliyse ortadaydı. “Kod adı: Penguen” diyelim yeter! Hükümet, olaylarda kendisine muhalif ses yükselten bazı medya mensuplarının tasfiyesi yolunda doğrudan veya dolaylı bir iradeyi de dışa vurdu, medya patronlarından bunun karşılığını da aldı. Kısaca, artık ‘dindar merkez medya’ var. Fakat bu seküler medyanın hiçleştiği anlamına da gelmiyor.