‘Sekiz basamaklı teklifleri reddettim’

Tüm dünyada milyonlarca insanın hayatına yön veren ve hatta insanların hayatını değiştiren Dr. Mehmet Öz, kısa bir süre için İstanbul’daydı. Dr. Öz ile içerik ve iletişimden konuştuğumuz MediaCat’e özel söyleşinin dergiye sığmayan kısımları…

01.08.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Tüm dünyada milyonlarca insanın hayatına yön veren ve hatta insanların hayatını değiştiren Dr. Mehmet Öz, kısa bir süre için İstanbul’daydı. Dr. Öz ile içerik ve iletişimden konuştuğumuz MediaCat’e özel söyleşinin dergiye sığmayan kısımları…

 

İçeriğin gücü gittikçe yükseliyor. Siz içeriğinizi nasıl oluşturuyorsunuz?

Ekibimin büyük rolü var tabii ki.

Kaç kişi çalışıyor ekibinizde?

200 kişi. Senelik gider 60 milyon doları geçiyor. Büyük bir teşkilat ve paranın çoğu içeriğe gidiyor.  Medikal bir ekip var. Ben onlara bizim nükleer reaktörümüz diyorum. Çünkü bütün bilgiler oradan çıkıyor. Onlar devamlı tarıyorlar interneti, yeni bilgiler arıyorlar. Buldukları zaman yapan araştırmacıları takip ediyorlar. Doğru olup olmadığına dair, telefon ediyorlar veya şahsen ziyaret ediyorlar. Yeni ürünler çıktığı zaman bütün şirketler bize başvuruyorlar, mallarını gösteriyorlar. Ekran başındaki seyirci mucize istiyor. Pek uğraşmadan kolay yolu istiyorlar. Mesela selülit konusu. Öyle bir mucize bir ilaç, bir krem yok. 2 milyar dolar para harcanıyor her sene ama maalesef etkili bir şey yok. Bunları açık açık konuşmaya mecburuz biz. Eğer gerçekleri söylersek inanıyorlar.

İnsanlar evet, mucize bekliyor olabilirler ama tüketiciler için eskiye oranla bilinçlendiler diyebilir misiniz?

Evet, bilinçlendiler ama aynı zamanda insanları kandırmak için birçok yeni fikir uydurulmuş. Mesela benim resmim her zaman internette, Afrikan mango ya da una benzer maddelerle.

Evet sizin isminiz ve resminiz kullanılarak birtakım ürünler pazarlanmaya çalışıyor…

Her tarafta, bütün ülkelerde…

Muhtemelen izniniz dışında ve haberiniz bile yokken…

Annem söylüyor, haber veriyor bana.

Eminim birçok reklam teklifi de geliyordur size. Gelen teklifleri neye göre değerlendiriyorsunuz?

Hiçbir zaman şahsi olarak bir madde desteklemem, hiçbir şey satmıyorum. Ama gruplar olarak desteklemek istiyorum. Örneğin, marul. Marulu seviyorum ben ama özellikle senin marulunu desteklemeyeceğim ben. Çünkü onu yaptığım an halkla irtibatım ve bana duydukları güven bozulmaya başlar. Benim para birimim güven. Ve asıl gelir şuradan geliyor: Herkes reklam vermek için para ödüyor. Neden, çünkü seyirci var. Niye seyirci var, bana güveniyorlar. Sekiz basamaklı teklifler geldi değişik mallar için, hiçbirini kabul etmedim ve etmeyeceğim de.

Hayır işi ve sivil toplum kuruluşları hariç herhangi bir reklamda oynadınız mı?

Özel şirketler için değil ama hükümet için, bazı vakıflar için yaptım. Ama onlar bile bazen zor oluyor. Mesela e-postası bu sabah gelen bir şey var. Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger arkadaşım ve rica etti yeni sağlık kuruluşu için, eyaleti desteklemek için bir reklamda oynamamı istedi. Aynı şeyi burada da yapacağım, burada bir reklam çekeceğim Sağlık Bakanlığı için. Obeziteye karşı.

Peki bu bir prensip mi, Dr. Öz hiçbir reklamda oynamayacak mı yoksa dürüst ve samimi bir marka için yüzünüzü kullanır mısınız?

Düşünürüm.

Sizin de gönül rahatlığıyla kullanacağınız ve tavsiye edeceğiniz bir ürün ya da hizmet için bir teklif gelse…

Yaparım. Genelde onları bulmak zor ve gereksiz bir risk. Mesela Oprah -ki bu işte beni eğitendir- hiçbir zaman reklam çevirmedi. O yüzden mühim görmüyorum.   

Çok doktor var ve sizden önce de benzeri şovlar yapılıyordu. Sizi parlatan, bu kadar öne çıkaran şey ne, Oprah mı mesela?

Evet, Oprah’ın bir katkısı oldu ama bence bizi ayıran en mühim konu işi eğlenceli hale getirmemiz. İnsanlar sağlığı yorucu ve sıkıcı bir konu olarak bellemişlerdi. Genelde ABD’de ana haber bültenlerinde sağlık konusu üç dakikadan fazla olamaz. Televizyon karşısına niye geçiyoruz? Eğlenmek, vakit geçirmek, rahatlamak için. Ders için geçmiyoruz karşısına.  Biz şovumuzda başlangıçta dedik ki zevkli olması lazım. Aslında ben bir sunucu değil, evinize bir konuğum. Ve ben evinize bir konuk olarak geldiğim zaman eğlenceli, keyifli bir zaman veremezsem size o zaman bir daha çağırmazsınız. Bazen konuştuğumuz mevzular acı oluyor ama acı olsa bile günün sonunda sizi kuvvetlendiren destekleyen bir ders varsa, arkadaşlarınla paylaşmak istediğin bir konu varsa ertesi gün bir daha geliyor izleyici ekran karşısına.

Kariyeriniz de bir yandan devam ediyor. Zihin olarak mesainizi nasıl paylaştırıyorsunuz? Şovun hazırlanmasında Dr. Öz’ün payı en kadar?

Başlıklarda çok büyük rolüm var. Detaylarda çok daha az.

Branşınız olamayan alanlarda da bilgilendirme yapıyorsunuz…

Ders çalışıyorum. İmtihana girer gibi.

Riskli değil mi?

Tabii risk. Şöyle izah edeyim size: Ben bir saç uzmanı değilim ama tıp okudum, genel cerrahi yaptım. Onun için vücudun nasıl çalıştığını biliyorum. Eğer birisi ders çalışıp bunu size öğretecekse benden daha iyi bir sunucu olamaz. Halk da güvendiği için, eğlenceli olacağı için geliyor.

Farklı farklı doktorların isimleriyle meşhur diyetler çıktı ya da her gün başka bir uzman bir avuç bir şey yememizi salık veriyor. Bu her taraftan yağan ‘sağlık için tüketin’ tavsiyelerinin ekonomik bir dayatmaya döndüğüne dair eleştiriler var?..  

Herkes artık manşetten veriyor bu haberleri. Herkes ‘şunu ye, bunu yap’ derken yeni hikayeler eski, eskiler yeni oluyor ve o dediğiniz doğru, bir baş dönmesi yaratıyor. Büyük bir ticaret yolu var burada. Ama ben bunu biraz farklı düşünüyorum. Bence sağlık için harcanan para bir yatırımdır ve eğer mantıklı hareket ederseniz, sağlıklı yolları kolaylaştırırsanız hem bütçenizi bozmadan sağlıklı yaşamak mümkün hem de her gün o sağlığınızdan keyif almak. Mesela baklava çok lezzetli bir şey…

Sağlıklı ve sağlıksız versiyonları var mıdır?

Evet. Mesela zeytinyağlı yapılan var, Omega 3 yağları ile yapılan var ve tereyağı ile yapılan var. Bu gibi ufak ipuçlarına dikkat edebilirsek hem sağlıklı hem ekonomik farkın azaldığın görürüz zaten.
Bu sene ilk defa yaşam tarzından kaynaklanan hastalıklar; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kolesterolden -ki bunlar çok pahalı hastalıklar ve felç ve kalp krizi gibi riskleri de var- ölenlerin sayısı açlıktan ölenlerin sayısını geçti.

Peki herkes uzman, herkesin dediği doğru. Kimi neye göre dinleyeceğiz?

Üç değişik seviye var. Herkesin kabul ettiği doğrular, bazı tartışılan noktalar ve sahtekarlık.

Ama biz nasıl anlayacağız kimin sahtekar olduğunu?

Sahtekarlar hangisiyse onu size, basına bırakıyoruz. Basın aslında herkesten fazla anlatabilir. Başlangıçta herkesin kabul ettiği doğrular aslında nadir. Niye, çünkü hepimiz değişiğiz. Ben sana desem ki karbonhidratları kes, kilo kaybedersin, yüzde 80 ihtimalle doğru. Ama yüzde 20 değil. Çünkü bazı insanlar karbonhidrat yese de yemese de fark etmiyor. Çileğin sağlıklı olduğunu söylüyorum ama insanların yüzde 20’si için sağlıklı değil ama onu demek biraz zor, işi karıştırıyor. Önümüzdeki 10 senede en büyük gelişme bu olacak. Senin tam olarak bünyen anlaşıldıktan sonra kalıtımsal geçmişinle de diyebiliriz ki bunlar senin için iyi bunlar kötü. Herkesin kendini göre bir perhiz ve hareket sistemi olacak.
 
Biz daha sağlıklı bir yaşam için sizin gibi uzmanları takip ediyoruz. Siz kimi takip ediyorsunuz?

Genelde herhangi bir haber vermeden o konuda üç değişik uzmanla konuşuyoruz. İkisi uzlaşırsa yapıyoruz. Uzlaşmazsa dördüncü bir kişiyi arıyoruz. En büyük zaman kaybı ve para yatırımı bu konuya oluyor. Maalesef basının gelir yetmediği için böyle bir araştırma yapamıyorlar. Ya benim dediğimi tekrarlıyorlar ya da o üç kişiden birini seçiyorlar. Kim en ilginçse kim en yeni söylüyorsa onu seçiyorlar. Maalesef en yeni şey bazen en doğru şey olmayabiliyor.

Programlarınızda bazı ürünler için isim vererek kullanmayın diyorsunuz. Bu markalar canınızı sıkıyor mu, başınızı derde sokuyor mu?

Bizim kontrol odamızda devamlı bir avukat duruyor. Avukat dediklerimi sürekli takip ediyor. İkincisi, kişisel olarak söylemiyorum. ‘Bunlar kötü insanlar, kötü mal yapıyorlar’ değil de ‘bu malın etkisinden şüpheliyim, işe yarayacağını tahmin etmiyorum, bu mal için para harcamayın’ diyorum. Şimdiye kadar dava açılmadı. Mesela ilaç şirketlerine karşı bir şov yaptım ve ertesi gün bu şirketlerin büyük kısmı desteğini çekti. Ama bir hafta içinde hepsi geri geldi. Niye geri geldiler? Bir kere dediğim şeyler doğruydu. Şirketler de biliyorlardı ki doğru. Kızdılar ama günün sonunda eğer geri gelmezlerse tuhaf gözükürdü.

Geçen sene bağırsaklarınızda bir rahatsızlığınız oldu. Neyiniz vardı?

Polip vardı büyük bağırsağımda. Polip, kanser olma ihtimali olan bir büyüme. Bir beze düşünün ama bağırsağın içinde.

Şu an durumunuz ne?   

Alındı, iyiyim.

Geçmiş olsun. Burada bir iletişim krizi yaşadınız mı? Doktor bu kadar sağlıklı yaşamayı öğütlerken niye polip çıktı?

Poliplerin çoğu kalıtımsal yollardan çıkar. Ama bende öyle olduğunu düşünmüyorum. Yediğim yemeklerin hepsi doğal. Belki içinde iyi yıkamadığım için antibiyotikler ya da değişik ilaçlar kalmış olabilir. Hiçbir zaman şişman değildim. Hareketliyim. Et yiyorum. Et hazmederken aslında bağırsaklarda çürüyor, sonra emiliyor. Çürüyünce bazen toksik madde ortaya çıkıyor, onun da rolü olabilir. Doğru yemek yemek, hareket etmek iyi ama taramaları yapmazsak o zaman pek de sağlıklı yaşamış olmuyoruz.

Bazı ekstrem durumlar var. Günde üç paket sigara içip 90 yaşına kadar yaşayan insanlar varken diğer taraftan elini plastiğe bile sürmemesine rağmen genç yaşta aramızdan ayrılan vakalar bulunuyor. Bunlar yiyip içtiklerimizle ilgili yoksa şans mı?

Çok ilginç bir şey. İkisi de. Bizim genlerimiz yaşlanmamızın üçte birini kontrol ediyor. Üçte ikisini hayat tarzımızla biz kontrol ediyoruz. Onun için sigara içenlerin çoğu ya kanser ya amfizem ya da başka şikayetlerden sıkıntı çekecekler. Ama yüzde beş, yüzde 10’luk bir kitle var ki hayat boyunca sıkıntısız yaşayabilecekler.

Bu vücudun bir sırrı mı, çözemedi mi bilim bunun nedenini?

Daha bilemiyoruz. Hatta araştırmasını yapıyoruz. Ben de merak ediyorum. Ama o insanlarda genelde başka bir zayıflık var. Bünyelerinde kanser riski yok ama mesela kalp kiriz riski var, felç riski var ya da böbrek yetmezliği riski var.

Şöyle bir psikolojik tarafı var mıdır sağlıklı yaşamın: Ben kızartma çok seviyorsam yediğimde mutlu oluyorsam bu bana zarar vermez beni yıpratmaz diyebilir miyiz?

Eğer ruhsal sağlık yoksa bedenen sağlıklı olmanın hiçbir faydası yok. O yüzden dediğin çok mantıklı. Eğer bir çikolata parçası yemek size mutluluk veriyorsa, eğer fazla yemiyorsanız buyurun yiyin. Ben şovumda başlangıçta da söyledim. Ben yemek Nazi’si değilim. Hiçbir zaman ‘bunu katiyetle yemeyin çok toksiktir’ demem. Arada bir kızartma, iskender, dondurma ne fark eder?

Bireyin keyfi için daha keyifli bir hayat sürmesi için kaçamak yapılabilir mi?

Yapılsın! Bir de şu var. Eğer devamlı kendini kısıtlarsan metabolizmanı düşürürüsün. Eğer bir hafta pastasız geçmişse en azından haftanın bir günü yemen gerekiyor. Hem ruh hem beden sağlığı için, vücut her gün aynı şeyi görürse bu sefer o çürütmeye başlar.

Yeni sezonda yeni ne olacak, Türkiye’de bir şey var mı?

Türkiye’de web sitemizi büyüteceğiz. O büyük bir amaç bu sene. Kitap bu sene çıkmayacak gelecek sene çıkar sanırım. Yemek tarifleriyle ilgili… Ve şovda büyük büyük amaçlarım var ama onları paylaşmak istemiyorum. 

 

ENES TAŞKIRAN