Şeffaflık Çağı

Yalnızca "farkındalık yaratmak" amacıyla yola çıkan işlerin manasızlaştığına ve kitleleri kafaları karışmış halde öylece ortada bıraktığına sıklıkla tanık oluyoruz.
11.11.2014 - 18:02
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bir kahvaltılık gevreğin tanıtımı için bir kadının sutyenine gizli kamera yerleştirir miydiniz?

Nestlé Fitness İngiltere’de geçtiğimiz günlerde imza attığı kampanya ile tam da bunu yaptı. Londra’da kendince sıradan bir gün geçiren bir kadının sutyenine yerleştirilen gizli kamerayla gün boyunca kaç kişinin kadının göğüslerine baktığı tespit edildi.

Göğüs dekolteli bir bluz ve ceketle kafelere ve toplantılara iştirak eden kadın sutyenindeki kamera sayesinde gizliden gizliye kaç kişinin göğüslerine baktığını kaydetti. Kampanya videosunda yer alan pembe sutyen şeklindeki sayaç, video tamamlandığında 38 kişinin kadının göğüslerine baktığını gösteriyordu. Hikâyenin en can alıcı kısmı ise 38’inci kişinin bizzat kadının kendisi olmasıydı.

Göğüs kanseri hakkında farkındalık yaratmayı amaçlayan kampanyanın ardındaki fikir videonun sonunda karşımıza çıkıyordu: Eğer herkes göğüslerinize bakıyorsa, bunu siz de yapabilirsiniz. Nestlé kampanyanın büyük beğeni topladığı ve başarılı olduğunu söylese de (kim kampanyasının “tutmadığını” söyler ki zaten) sosyal medya ve bloglardan gelen yorumlar kampanyanın eğlenceliyse de bir parça kafa karıştıcı bulunduğunu ortaya koyuyor. Nihayetinde kamu yararına yapıldıysa da reklam, kadının bir seks malzemesi olarak nesneleştirilmesinden besleniyor. Sosyal medyadan gelen yorumlardan biri bu durumu ortaya koyuyor: “Film bittiğinde birçok kadını huzursuz kılan ve sinirlendiren bu olay karşısında -garip bir biçimde- eğlenmiş ya da kendinizi iyi hisseder halde bulmanız bekleniyor.” Bir başka yorumda ise kinayeli biçimde “Bence bunu bir adım öteye taşıyabilir ve Penis Kamerası adıyla prostat kanserine dikkat çekecek bir iş yapabiliriz” deniyor.

Sutyene yerleştirilmiş gizli kamera fikrinin birçok insan için bir moda markası ya da Victoria’s Screet ve türevi markalar tarafından uygulanması beklenen bir şey olduğunu düşünüyorum. Göğüs kanseri hakkında farkındalık yaratmayı amaçlayan bir kahvaltılık mısır gevreği markası tarafından değil. Yalnızca “farkındalık yaratmak” amacıyla yola çıkılan işlerin manasızlaştığına ve kitleleri kafaları karışmış halde öylece ortada bıraktığına sıklıkla tanık oluyoruz. Geçtiğimiz hafta hamile pop star Alicia Keys de bunu “gerekli, önemli ve anlamlı” bulduğunu söyleyip birden çok mesele hakkında farkındalık uyandırmak için soyunmuştu. Hiçbir mesele temelde çıplaklıkla alâkalı olmadığı için bugün hiçbirini hatırlamıyorum.

No advertising please

Yakın zamanda gördüğüm bir diğer ilginç kampanya da Avustralya’dan. İlaç firmalarının agresif satış hamleleriyle doktorları etkilemelerinden şikayetçi birkaç doktorun başlattığı kampanya, firmaların bu tavrının önüne geçmeyi amaçlıyor. Kampanya vasıtasıyla ilaç sektörünün 23 milyar dolarlık bir ciroya sahip olduğu Avustralya’da, doktorların reçete yazma pratiklerini etkileyen sözde “eğitim” amaçlı pazarlama toplantılarının bir yıl süreyle boykot edilmesi amaçlanıyor.

No advertising pleaseAraştırmalar satış temsilcilerinin en yeni ürünlerini anlatmalarının yanı sıra davetli doktorları catering ve markalı eşantiyonlarıyla donatmalarına da ev sahipliği yapan etkinlikler hakkında ilginç bir detay içeriyor. Buna göre eğitim amaçlı toplantılara katılan doktorların daha sık ilaç kullanımı salık vermelerinin yanı sıra daha pahalı ilaçların yer aldığı reçeteler hazırladıkları ifade ediliyor. Doktorların proaktif biçimde hayata geçirdiği “No advertising please” adlı kampanya, ilaç sektöründe şeffaflığın artırılması nihai hedefiyle devam ediyor.

“No advertising please”i hayata geçiren Avustralyalı pratisyen hekim Justin Coleman ilaç mümessillerinin etkilerinin sinsi olabileceğini söylüyor. Coleman, mümessillerle sadece görüşen doktorların standartlara uygun biçim ve ölçüde reçeteler yazdığını; ancak mümessillerle yemek yiyen doktorların çok daha fazla ilaç yazdıklarını ifade ediyor.

İlaç sektörü “eğitim” toplantıları ve direkt pazarlama faaliyetleri için yalnızca geçtiğimiz altı ay içinde 37 milyon dolar harcamış durumda. Coleman’ın öncüsü olduğu kampanya tam da Rekabet ve Tüketici Hakları Kurumu doktorların dev ilaç firmalarından aldıkları ödemeleri daha şeffaf hale getirecek bir yasa üzerinde çalışırken devreye girdi.

Daha önce bu sayfalarda ifade ettiğim gibi dostlar; Şeffaflık Çağı hepimiz için geliyor.