Şeffaflık: Beğenin ya da beğenmeyin, artık bizimle

Wikileaks ve benzeri siteler, mobil telefonların ve kameraların uzun süredir yapmakta olduğu bir şeyi yapıyor: Hükümetlerin ve diğer kurumların gerçekte ne olup bittiğini saklamalarını imkansız kılıyor. Birileri, bir yerlerde bilgiyi elinde tutuyor ve zamanıgeldiğinde insanlarla paylaşıyor. Bu durum, gücün artık aşağıdan geldiği ya da bir blogger’ın dediği gibi, IT’cilerin gücü yönetmesi anlamına geliyor.
01.02.2011 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bölüm 1

Radikal şeffaflık kavramı dünyanın en büyük markasını, Amerika’yı vurdu. Daha önce bu sayfalarda şeffaflıktan bahsetmiştim ancak Wikileaks’in Amerikan hükümetinin iç yazışmalarını ortaya çıkarmasıyla beraber şu anda ‘gönülsüz şeffaflık’ olarak tabir edebileceğimiz tarihi bir vakaya tanıklık ediyoruz.

İnternetin bilgiyi dağıtmada üstlendiği rolü hepimiz biliyoruz. Şu anda sadece bu durumun sonuçlarını daha net görüyor ve onunla nasıl başa çıkabileceğimizi öğreniyoruz. ABD, bugüne kadar marka değerlerini ifade ve basın özgürlüğü üzerinden konumluyordu. Ta ki Avusturyalı bilgisayar kurdu Julian Assange çıkana kadar. Julian Assange karşısında öfkeye kapılıp marka değerleriyle örtüşmeyen birtakım tepkiler veren ABD, kendisine ciddi şekilde zarar vermiş oldu. Zira Wikileaks olayına verdiği tepkiler, dışişleri bakanlığının internet özgürlüğü girişimiyle ve bugüne kadar yapılan diğer her şeyle taban tabana zıttı. Yani ABD’nin bunca zaman yaptığı iyi adam taklidi boşa çıkmış oldu. İnşa ettiği tüm değerler yıkıldı ve ikiyüzlü, içten pazarlıklı yüzü ortaya çıktı.

CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI!

Neticede Wikileaks’i kapatma yolundaki tüm çabalar sonuçsuz kaldı. Hatta bir süre sonra Anonymous ve benzeri hacker siteleri karşı saldırıya geçti, birçok ayna site ortaya çıktı. Wikileaks’i kopyalayan OpenLeaks ve benzeri siteler belirmeye başladı. Son olarak Fransız  Liberation gazetesi bir “ayna Wikileaks” sitesi açtı. Mark Pesce’nin de söylediği gibi, “artık cin şişeden çıkmıştı.”

Tüm bunlar şeffaflığın bir daha hiç kaybolmamak üzere hayatlarımıza girmiş bulunduğuna işaret ediyor. Bundan sonra ne olur bilemiyorum ancak Wikileaks’le beraber gerilla şeffaflık hareketleri yükselişe geçti. Şu anda büyük ya da küçük, yıkıcı ya da yapıcı, etki alanı geniş ya da dar fark etmeksizin pek çok kurum belirli bir motivasyon etrafında birleşmiş durumda.

Bu arada ABD hükümetinin Wikileaks’i daha önce yolsuzlukları ortaya çıkarma amaçlı kullanmış olması da ayrı bir ironi. George Bush’un müsteşarlarından biri Temmuz 2010’da şöyle diyordu: “Hükümet politikalarında veya herhangi bir uluslararası kurumda şeffaflık kavramı büyük öneme sahiptir. Wikileaks de şeffaflığın sağlanması yolunda önemli bir araçtır.”

Wikileaks rüzgarı PayPal, MasterCard, Amazon gibi markalar için de ters yönde esti. Bu şirketlerin Wikileaks’i engelleme yolunda yaptığı girişimler halk tarafından Amerikan hükümetinin yaptırımlarının bir ürünü olarak algılandı. Bu tarz kredi kartı şirketlerinin politik zeminde bağış engelleyip ödeme bloklaması, onları kaçınılmaz olarak ticari değil, politik birer varlık olarak konumladı. Guardian’da çıkan bir yazıda şöyle deniyordu: “Bu şirketler, ABD dış işlerinin de körüklemesiyle, Wikileaks’in marka değerlerini kötü yönde etkilediğini düşünüyor ama aslında sadece ikili oynuyorlar. Pazarlama iletişimleri çerçevesinde kendilerini siber âlemin özgür ruhları olarak konumluyorlar ancak bunu yaparken kimseyle araları bozulmasın istiyorlar. Herhangi önemli bir kurumla ilişkilerinin sekteye uğraması söz konusu olduğunda hemen geri adım atıyorlar.”

WIKILEAKS YENİ BİR ŞEY YAPMIYOR

Aslında Wikileaks ve benzeri siteler, mobil telefonların ve kameraların uzun süredir yapmakta olduğu bir şeyi yapıyor: Hükümetlerin ve diğer kurumların gerçekte ne olup bittiğini saklamalarını imkansız kılıyor. Birileri, bir yerlerde bilgiyi elinde tutuyor ve zamanı geldiğinde insanlarla paylaşıyor. Bu durum, gücün artık aşağıdan geldiği ya da bir blogger’ın dediği gibi, IT’cilerin gücü yönetmesi anlamına geliyor.

Bir düşünün. Bu sistemin bekçileri kim? Hükümetler mi? Hayır, bizzat bu sistemleri tasarlayan, koruyan ve dolayısıyla hükümet mekanizmalarının işlemesini mümkün kılan IT profesyonelleri ve teknoloji uzmanları. Bu anlamda, IT profesyonelleri demokrasi dediğimiz kavramın evrilmesinde büyük rol oynuyor. Herhangi bir programcı size açık kaynak kodlarının sayısız avantajından bahsediyorsa –ve kendisinin kullandığı araçları da bizzat bu kodlar yaratıyorsa-, o grup içinde şeffaflığa doğru bir eğilim var demektir.

Her ne olursa olsun; eskinin yukarıdan aşağıya inen kültürü, yönetim sistemleri ve pazarlama anlayışı günümüz gerçekliklerinde bir şey ifade etmiyorsa, onları zamanın gerekliliklerine adapte etmek gerekir. Bu noktada bir yandan da bu denli radikal bir şeffaflığın iş dünyası sınırları içinde ne ölçüde gerçekçi olduğu sorusu takılıyor akıllara. Şeffaflık kavramı kuruma ne oranda adapte edilmeli, sadece cepheden şeffaflık sağlamak mümkün mü? Wikileaks destanının da ortaya koyduğu gibi, değil.
 

Şeffaflık, bugün markalaşma yolundaki en önemli meselelerden biri. Bir sonraki ay, bu yazının ikinci bölümünde, bu soruya cevap arıyor olacağım.